KU TR

Doğadaki yaşam gücü gösteren her olgu, kendi yaşam amaç ve çizgisinde bir iç tutarlılıkla değişim evrelerinden geçer. Bu insan toplumları ve oluşturduğu kurum ve kavramlar açısından da geçerli bir diyalektiktir. Değişemeyen ise artık yaşam gücünü ortaya koyamayan ölen veya ölüme yakınlaşmış olan demektir.

Kürdistan’da ideolojik amaçlarını ortaya koyarak sözün eyleme, düşüncenin silaha dönüşmesi anlamına gelen 15 Ağustos atılımıyla Kürt toplumu bu değişim diyalektiğini esas alarak milad niteliğinde bir değişim süreci içerisine girdi. Bu şanlı gerilla atılımı coğrafyamızın en büyük devrimlerindendir. Yiğit komutanımız Agit arkadaş komutasında 15 Ağustos 1984’te Zamana Aykırı Yaşayanların Dağı olan Gabar’da geliştirilen özgürlük atılımı salt silahlı mücadeleye başlangıç tarihi olarak ele alınamayacak kadar derin anlamları içermektedir. Erkek, kadın, siyaset, savaş, devlet, iktidar, kültür, ahlak, gelenek, aile, sevgi, aşk, davranış, kişilik ve tüm insan yaşamını ilgilendiren olgular bu yeni atılımın geliştirilmesinde bir mücadele gerekçesi idi. Bu bağlamda 15 Ağustos gerilla atılımı insanımızı yürekten ve beyinden boğan sömürgecilere karşı en radikal biçimde mücadele ederek, yeni ve özgür kadın, erkek ve yeni toplumsal şekillenişi oluşturdu. Yüzeysel olarak değil de bireyin ve toplumun yüreğinde beyninde yer edinerek gelişen bir sosyalizm mücadelesi oldu. 15 Ağustos atılımıyla Kürdün geriliklerine, gelenekselliklerine ilk kurşun sıkıldı. Kürdistan özgürlük gerillası özgür kadın, özgür erkeğin prototipi oldu. Gerillanın yaşamı da soylu, sade ve en anlamlısından bir yaşam olarak Kürdistan dağlarında kanla, terle örüldü.  

Tabi 15 Ağustos atılımıyla başlayan silahlı mücadele tarihimiz öyle pürüzsüz, rahat geliştirilen bir mücadele olmadı. Bir yandan düşmanına karşı kıyasıya verilen bir mücadele, bir yandan da bu mücadelenin öznesi olan militan gerçekliğinin sınıfsal, ulusal, cinssel ve yöresel kördüğümlerine karşı kıyasıya verilen bir savaş yaşandı. Apocu hareket içerisinde özgürlük çizgisine kendisini yatıran ve adayan direnişçi gerçeklik ortaya çıktığı gibi bu çizgiye karşıt gelişen egemen sistem gerçekliğini yaşatmaya ve iktidarlaştırmaya çalışan çeteci ihanetçi gerçeklikte ortaya çıktı. Haki Karerle başlayan Mazlum, Hayri, Kemal Pirlerle, Agit, Zilan, Beritan, Cumali, Gelhat, Armanç, Gulçiya, Asya ve Rojgerlere kadar devam eden sayısı on binleri bulan nadide güzellikte ve karakterde şehitlerimiz mücadele yolunun çatallaşan ayrımında direniş ve özgürlük yolunun aydınlatıcısı, yol göstericisi oldular. Diğeri ise Ortadoğu’nun kördüğümünde onursuzlukta ısrar ederek ihanette boğulan bir gerçeklik oldu. Sonuçta bu iki çizginin amansız mücadelesi ve direniş çizgisinin başarı gücünü ortaya koyması sonucu bugüne kadar da ulaşan kalıcı değerler yaratıldı.

Önder Apo 42 yıllık özgürlük savaşımımızla yaratılan mücadele değerlerini Demokratik Toplum Manifestosuyla toplumsallaştırmak ve kalıcılaştırmak istemektedir. Aslında Önderliğimiz 1999 sonrası değişim ve yeniden yapılanma sürecini fiili ve radikal bir biçimde geliştirmeye başladığında mücadelemizin 1970’li yılların sol ve ulusal mücadeleler kapsamında yükselen değerlerinin etkisi altında gelişen yanlarını yeniden sorgulamaya başladı. Demokratik Toplum Manifestosu kitabı ile zirveye tırmanan bir arınma derinleşme gelişir iken yeniden yapılanma kendi orijinal köklerine daha güçlü ve sağlam bir biçimde tutundu. Aslında bu değişim sorgulaması ve tavrı 90’lar sonrasında çok çeşitli biçimlerde gelişmişti. Bunu Önder Apo’nun geçmiş çözümlemelerinde ve röportajlarında görmek mümkündür. Önderliğimiz öncesinden yakaladığı bazı ip uçlarını daha güçlü takip etmiş ve derinliğe ulaşmıştır. Mücadelenin de savaşımın da salt silahlı mücadeleyle olmadığını ortaya koymuştur. Apocu hareket ilk kurulduğu günden itibaren mücadeleyi ya da gerillacılığı salt silahlı mücadele olarak ele almamıştır. İnkâr ve imha siyasetinde ısrarın sonucu olarak silahlı mücadeleye başlamıştır. 15 Ağustos
Kürdistan özgürlük gerillasının Kürdün tarihine onuru nakşettiği bir tarihtir. Bu nedenle bugünlere nasıl geldiğimiz asla unutulmamalıdır. Bizden öncekilerin mücadelesi, savaşı, onurlu duruşu biz Kürtleri bugün insanlık alemi içerisinde başı dik kılmıştır.

15 Ağustos atılımının 42. Yılını geride bırakıp 43. Yılına girerken silahlı mücadele stratejisini temel bir mücadele stratejisi olarak sonlandırdığımız günleri yaşıyoruz. Ancak 15 Ağustos’ta zirvesel ifadesini bulan yiğitlik, cesaret, inanç, bağlılık, inandığı doğruları ölümüne sahiplenme ve Apocu ruhu asla geride bırakmıyoruz. Aksine 15 Ağustos’ta dirilişi oluşturan bu ruh 2026 15 Ağustos’unda daha da bir görkemlileşerek özgürlüğü yaratacaktır. Yeni bir 15 Ağustos’un öngünlerinde soy damarlarımız olan şehitlerimizi başta Komutanımız Egîd arkadaş olmak üzere sevgi ve minnetle anıyor, anıları önünde saygıyla eğiliyor, özgürlük amaçlarını gerçekleştirme sözümüzü bir kez daha yineliyoruz.

Denîz Omeryan