Toplumsal yaşamın temel niteliği olan komünalite ve kolektivite, insanın insanlaşma süreci ve toplumsallaşmasıyla başlayıp günümüze kadar gelen bu nitelikler toplumu ayakta tutan ve toplumu her türlü iç ve dış saldırılara karşı koruyan temel öğelerdir. Birçok çevre ideoloji, bakış açısı vb. tarihten bu yana toplumu değerlendirmiş ve buna göre çözüm yöntemleri üretmişlerdir. Toplumsal yapı doğru değerlendirilmediğinde geliştirilecek olan alternatifler de toplumsal yapı içerisinde karşılık bulamaz.
Biz toplumu değerlendirirken daha bütünlüklü bir yaklaşımı esas alarak, olaysal değil yapısal, konjonktür değil uzun süreye göre yaklaşım geliştirerek yaklaşıyoruz, bu yaklaşımı Önderliğimiz tarihi ve sosyolojiyi birleştiren yaklaşım olarak tanımladı. Toplumsal yapı bu bütünsellikten koparılırsa anlaşılamaz bir hâl alır. Toplum özü itibarıyla komünaldir. Komünal toplum kolektif olarak birlikte yaşamak, üretmek ve kaynaşmak üzerine kuruludur. Eğer bugün demokratik bir toplumdan bahsedeceksek bu toplum, komünlere dayalı inşa edilmek durumundadır. Bunu yapabilmenin en önemli koşulu da tarihsel ve sosyolojik bilinçtir. Aksi durumda toplum toplum olmaktan çıkar. Hiyerarşik ve devletçi gelenek sahipleri bunun bilincinde olarak, binlerce yıl boyunca fiziki ve kültürel soykırımlar yoluyla birçok toplumu katletti.
Bu anlamda Ortadoğu toplumsal gerçekliği içerisinde Êzidîler en kadim gelenek sahibi yapılardandır. Bu gelenek binlerce yıl boyunca kendisini var etti ve bugüne kadar taşıdı. Bu süreler boyunca birçok badire atlattı, birçok katliamdan geçti, birçok sürgün yedi, tüm bunlara rağmen kültürel varlığını inancını ve yaşam tarzını korudu. Bahsettiğimiz katliamlar sadece fiziki soykırımlar sınırlı kalmadı. Gerek düşünsel anlamda gerekse kültürel anlamında çok büyük saldırılar ve kültür kırımları yaşadı, yaşatıldı. Kendini var etmenin tek koşulu kültürel varlığına sıkı sıkıya sarılmak ve o gelenekle varlığını ispatlama yoluna gitmek oldu. Tüm bu katliamlar, bu coğrafyaya, kültüre ve geleneğe dayatıldığında belli otoriteler tarafından güya korunuyorlardı. Maalesef bu otoriteler hiçbir zaman bu halkı korumadı, bu geleneğe sahip çıkmadı. Tüm zor zamanlarında hep yalnızdılar. Ötekileştirildiler, başlarına gelmeyen şey kalmadı. Eğer doğru bir tarih yazımı olsaydı, tarih egemenlerin eliyle yazılmasaydı, yaşanmışlıklar insanlık adına bir utanç kaynağı olurdu.
Kapitalist modernite sisteminin dünya genelinde girmiş olduğu, 1970’ler sonrası yapısal kriz ile beraber, bu katliamların boyutunda büyük değişiklikler yarattı. Artık uygulanan hâkim yöntem beyinsel sömürgecilikti. Êzidîler için başta bunun koşulları hazırlandı, dağdan ovaya indirildiler. Ovalarda popüler kültürle tanıştırıldılar, asimile edildiler, yozlaştırıldılar, kendileri olmaktan çıkarıldılar. Artık savunmasız ve çıplaktılar. Bilinç tahrip olduğunda anlam yitirilir. Bir toplum, bir halk, bir gelenek, bir kültür veya bir insan anlamı yitirdiğinde geriye ne kalır: kocaman bir HİÇ… Anlam kaybolduğunda insan ölür. Bu ölmüş insan veya toplum artık sömürgeciler için her anlamıyla kullanılmaya açık bir malzemedir. Çünkü kendisi olmaktan çıkmıştır, fiziki varlığının bile bundan sonra hiçbir önemi kalmamıştır. Kafası koparılmış bir gerçekliktir artık önümüzde duran. Dünyadaki birçok halk gibi Êzidî toplumuna dayatılan da işte bu gerçekliktir. Dünyada birçok halka soykırım dayatıldı, fakat Kürt halkına dayatılan soykırımın başka hiçbir örneği, bir benzeri bulunmamaktadır. Çünkü aralıksız bir biçimde tam 80 yıl boyunca bir soykırım dayatıldı. Tüm bunlara rağmen varlığını korudu. Êzidîler Kürt halk gerçekliği içerisindeki en kadim geleneklerden bir tanesidir.
4 Ağustos 2014’te Şengal Dağı’nda Êzidî toplumuna dayatılan katliam, Kürt halk gerçekliğine dayatılan katliam ve soykırımın bir devamıydı. Bu katliam ve soykırımlara karşı durmanın, tüm bunlar karşısında varlığını korumanın, toplumsal gerçekliğini ve geleneğini var kılmanın tek yolu; tarihsel ve sosyolojik toplum gerçekliği çerçevesinde örgütlenmek ve hiçbir dış güce, sömürgeciye, yabancıya, hiyerarşik ve devletçi geleneğe bağımlı kalmadan ve medet ummadan, kendi öz gücüne ve öz bilincine dayanarak öz savunmasını oluşturmaktır. Öz savunmasız bir toplum, geleceği olmayan bir toplumdur. Öz savunması olmayan bir toplum her türlü saldırıya ve bitirilmeye açık bir toplumdur. Öz savunması olmayan bir toplum hiçbir değerini, kültürünü, geleneğini koruyamayan bir toplumdur. Öz savunması olmayan bir toplum, geleceği olmayan bir toplumdur. Öz savunması olmayan bir toplum, tarih sahnesinde yerini alamayan bir toplumdur. Başta Kürt halkı olmak üzere, tüm ezilen halklar, kültürler, gelenekler var olmak istiyorlarsa ve varlığını korumak istiyorlarsa öz savunmalarını oluşturmaları olmazsa olmaz kabilinden bir gerekliliktir. Öz savunmasız olmak her türlü asimilasyona, soykırıma ve katliama açık olmaktır.
Êzidî halkımız var olmak istiyorsa, geleneğini korumak istiyorsa, tarihsel kültürüne sahip çıkmak istiyorsa ve geleceğini garantiye almak istiyorsa kesinlikle öz savunmasını örgütlemelidir.
Egîd Erkan















