Jin, Jiyan, Azadî
30 Haziran 1996 yılında Önder APO'ya karşı düzenlenen komploya cevaben Dêrsîm'de fedai eylem gerçekleştiren Zilan - Zeynep Kınacı'nın mektubundan kendi el yazısı...
Herkesin bir özgürlük tanımı vardır. Sosyalistler, liberaller, anarşistler, filozoflar, insan hakları savunucuları ya da tüm sistem karşıtı güçler kendi ideolojileri ve yaşama bakışları dahilinde özgürlüğü tanımlamışlar. Özgürlük, isteğini yapabilme serbestisi, başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde biten davranışlar bütünü ya da hiç kimsenin kimseye karışma hakkının olmadığı bir ütopya…
Toplumsal tarihe baktığımızda insanlığın var oluşu ve toplumsallığı için gerekli olan her şeyin, tüm ilklerin kadın aklında, yaşam bilgeliğinde ve kadın kutsal değerlerinde yaşam bulduğunu görürüz. Her bir karesinde kadın dokunuşlarının olduğu yaşam belki de tüm tarih zamanlarından daha özgür, daha güvenli, daha yaşanılır ve daha adaletliydi.
Xweparastın-öz savunma; kendini, değerlerini, iradesini, düşüncesini, duygusunu yani yaşamın kendisini savunabilmesi; hakikat haline getirmesidir. Gerçekleşen, kendisini savunma gücünde olandır. Gerçekleşme, aynı zamanda özsavunmadır. Özsavunmasını yapamayan toplumun gerçekliği olamaz. Öz savunma yoğunlaşmış ahlak ve politika olmaktadır.
Erkek dünyasını yıkmanın ve kadının inşa ettiği özgür dünya ancak kadının öz savunma bilincini yaşamsallaştırması ile gerçekleşir.
Kadınlar için tehdit olan yaşamın kendisini tehdit olmaktan çıkarmak bizim elimizde. Önemli olan eril egemen şiddet ve öldürme eylemi gerçekleşmeden ve kadın kurban veya mağdur olmadan kendini savunmayı bilince çıkarmaktır.
Kadından daha ağır olarak erkek sorununu gündemleştirmek önemlidir. Erkekteki egemenlik, iktidar kavramının çözümlenmesi, kadın köleliğinden daha az önemli değildir. Belki de daha zordur.
Devlet kurumu tam bir erkek icadı olarak anlam kazanırken, talan ve ganimet amaçlı savaşlar adeta bir üretim tarzı haline gelmiştir. Kadının üretime dayalı toplumsal etkinliği yerine, erkeğin savaşa ve ganimetlere dayalı toplumsal etkinliği geçmiştir. Kadının tutsaklığıyla savaşçı toplum kültürü arasında yakın bir ilişki vardır.
Toplumsal cinsiyet, bir kız ya da erkek olarak davranmayı öğrenmekten daha fazla bir şeydir. Toplumsal cinsiyet farklılıkları her gün, her anda yaşadığımız bir şeydir. Toplumsal cinsiyet sadece var olan bir şey değildir; hepimiz başkalarıyla olan toplumsal etkileşimlerimizde ‘toplumsal cinsiyeti oluşturmaktayız.















