Analiz
Doğadaki yaşam gücü gösteren her olgu, kendi yaşam amaç ve çizgisinde bir iç tutarlılıkla değişim evrelerinden geçer. Bu insan toplumları ve oluşturduğu kurum ve kavramlar açısından da geçerli bir diyalektiktir. Değişemeyen ise artık yaşam gücünü ortaya koyamayan ölen veya ölüme yakınlaşmış olan demektir.
Devletin sinsi, kirli ve soykırımcı yöntemlerle toplumun değerlerini gasp ederken uzun vadede toplumun ve bireyin ölçülerini aşındırır. Devlet öncesi durumda herkes kendini mensup olduğu etnisitenin savunmasına karşı sorumlu görürken, zaman içerisinde öz savunmanın ‘devlet’ olgusunun sorumluluğunda olduğu benimsetilir.
''Biz Kürtler açısından var olma mücadelesi olduğunu bir an aklımızdan çıkarmayarak, toplumsal değerlere, toplumsallığa sahip çıkmak gerekmektedir. Toplumsallığı savunmak insanlığı, kültürünü, dilini, cins bilincini, inancını, varlığını savunmaktır. Ne kadar toplumsallık o kadar varlık…''
Evren, dünyamız, canlılık ve insan oluşumunun günümüze kadar gelişinin en temelinde öz savunma yatıyor. Öz savunmanın en geniş anlamını ‘varlığını devam ettirme çabası’ veya ‘varlığını koruma’ olarak da değerlendirdiğimizde karşımıza bu çıkıyor. Çünkü varlık devam etmezse veya varlık korunmaz ise günümüze ulaşmasının imkânı yoktur.
Toplumsal mücadele güçlerinin karşı karşıya bulunduğu en somut ve en can alıcı sorunlardan birisi de “biçim/örgüt” sorunudur. Ya da kendini somut örgütlenme biçimlerinden yoksun kılarak biçimsiz kalma durumudur. Daha doğrusu bu konudaki kafa karışıklığı ve muğlaklıktır.
Liberalizm, Latince kökenli bir kelime olup özgürlükçülük anlamına gelmektedir. Özgürlük anlamına gelen “Liber” kökünden türetilmiştir. Bu kelime Fransızca “Liberte” olarak kullanılır. Liberalizm kavramı kapitalist modernitenin merkezi ideolojisini ifade etmek adına 16. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Fransız devriminin “Liberte, Egalite, Fraternite” yani “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” sloganının kavramlarından bir tanesidir.
İsrail’in son İran saldırısıyla birlikte, ABD’nin ve İsrail’in Think-Tank çevrelerinin söylemlerinden ve Ortadoğu gerçeğine dayanarak yeniden bir değerlendirme yapmak gerekmektedir. Ortadoğu hegemonik siyaseti ve önümüzdeki yüzyılda en azından uluslararası düzleminde orta vadeli bir dizayn konusunda hem fikirlik olduğu gerçeğini gözden kaçırtmamak gerekir.
Önder Apo, adeta bir zihniyet arkeoloğu gibi, toplumun sosyal gen haritasını ortaya çıkarmıştır. Bu sadece bir tarih okuması değil, insanlığın yeni bir özgür yaşam ufkuna yönelmesinin de kapısını aralayan büyük bir keşiftir. Bu keşfin anlamı, her bir bireyin kendi yaşam alanında, evde-okulda-işte-kurumlarda-akademilerde-fabrikalarda ve toplumsal ilişkilerde bu düşünceyle yüzleşmesi, tartışması, anlaması ve kendi yönünü belirlemesiyle açığa çıkar.
Her davranışın arkasında bir ideoloji vardır. Çünkü her ideoloji kendi davranış biçimini oluşturur. İdeoloji oluşturmanın temel amacı toplumu tasarlamaktır. Hiçbir ideoloji sadece bir düşünceye endekslenmez. “Düşüncelerin sistemlileştirilmesi” derken birçok düşünce vurgulanmaktadır. Düşüncelerin tasarlanması toplumu şekillendirme çabasının sonucudur. Bu, her ideolojinin toplumcu olduğu anlamına gelmez.
“Toplum” ve “toplum dışılık” tanımları, toplumsal hareketlerin hareket noktalarının tespiti açısından büyük önem taşımaktadır. Bu, toplumsal hareketin kendisini tanımlaması ve konumlandırılması sonucunu doğurur. Diğer bir deyişle ret ve kabul ölçülerini oluşturarak mücadele çizgisini, siyasetini, yöntemini ve örgütünü belirler. Ne kadar sistem içi veya sistem karşıtı olduğu bu ölçüler üzerinden ve mücadeleyi yürütecek hareketin kendisine biçtiği misyonlar belirlenir.















