Herkesin bir özgürlük tanımı vardır. Sosyalistler, liberaller, anarşistler, filozoflar, insan hakları savunucuları ya da tüm sistem karşıtı güçler kendi ideolojileri ve yaşama bakışları dahilinde özgürlüğü tanımlamışlar. Özgürlük, isteğini yapabilme serbestisi, başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde biten davranışlar bütünü ya da hiç kimsenin kimseye karışma hakkının olmadığı bir ütopya…
Ardı sıra özgürlük çoğu zaman onun aslında hiç yaşanmadığı, ya da yaşanılamayacağı kanıksatan bir dil ile tanımlanır. Oysa özgürlük ne bir ütopyadır ne de hiç yaşanmamış ya da asla yaşanmayacak olan bir gerçeklik. Önder Apo özgürlüğün tanımını yaparken ‘’asıl özgürlük bireysellik kadar her tür topluluğun kimliğini belirlemek, çıkarlarını sağlamak ve güvenliğini savunmaktır. Özgürlük bu temelde anlam bulur.’’ demiştir. Önderliğin bu tanımını okuduktan sonra hemen akabinde Fuat arkadaşın sözleri gelir aklımıza. O da ‘özgürlüğün tanımını çok rahat yapabilirim, Önder Apo’dan da öğrendiğim kadarıyla’ der. Fuat arkadaş ‘özgürlük kesinlikle başkası için olmaktır, başkaları için yaşayabilmektir, özgürlüğün en harika ve en çarpıcı tanımı budur.’ diyerek her zaman başkaları için olabilme, başkaları için savaşabilme yetisini ve iradesini gösterebilen yaşam ve özgürlük alimlerini işaret eder. Başkaları için yaşayanlar yani kendisinin de içerisinde olduğu toplumu için yaşayan ve mücadele edenler, hatta kendi toplumu için ‘keşke canımızdan fazla verecek bir şeyimiz olsaydı’ anlayışıyla canlarını verenler o toplumun fedaileridir. Bu anlamda eğer özgürlük başkaları için yaşama sorumluluğunu yerine getirmek ise bir toplumun en özgür bireyleri o toplumun fedaileridir. 30 Haziran 1996 yılında Kürdistan özgürlük gerillasının ilk fedai eylemini gerçekleştiren Zîlan (Zeynep Kınacı) yoldaşın bir özgürlük tanrıçası olarak tanımlanmasının nedeni tam da budur.
Özgürlük tanrıçamız Zîlan’ın 1996 yılında işgalci Türk ordusuna karşı Dêrsîm’de gerçekleştirdiği fedai eylemin üzerinden tam 30 yıl geçti. Dünyadaki tüm savaşlarda, devrimci hareketlerin mücadelelerinde güçler kendi kayıplarını şehit ilan ederek anılarına bağlılık yeminleri ederler. Kendi şehitleri için günlerce yas tutar, her şahadet yıldönümlerinde gerçekleştirdikleri törenler ile acılarını tazelerler. Apocu harekette şehitlere karşı bundan daha farklı bir yaklaşım vardır. Kendi toplumları uğruna canlarını verme cesaretini gösteren şehitler mücadelenin en kutsal değeri olarak üstün bir yere oturtulur, yaşam duruşları esas alınarak güç merkezi haline getirilir, yani şehidin bıraktığı yerden mücadele devralınır. Şehit başkalarının beden ve zihinlerinde yaşatılmaktadır. Bu nedenle onların şahadet yıldönümlerinde yas tutulmaz, onların yaşam ve mücadelelerini anlatan etkinlikler düzenlenir, moraller yapılır, halaylar tutulur. Çünkü Apocular insan yaşamını sadece onun fiziksel varoluşuyla değil, duygu, düşünce, zihin, kişilik olarak bir bütün olarak ele alır. Onlar fiziksel ölümün insanın yok oluşu olmadığını en iyi bilenlerdendirler. Zîlan arkadaşın şahadetinin 30. Yıl dönümünde yine ve yeniden ‘Şehîd Namirin’ diyor ve onun anısına moraller düzenliyoruz. Bu şekilde özgürlük tanrıçamız Zîlan şahsında şahadeti bir ölüm değil, yaşama sıkı sıkıya bağlı olmak olarak tanımlıyoruz.
Önder Apo, Zîlan yoldaşın 30 Haziran 1996’da yaptığı eylemi ve her bir satırının adeta yeni bir yaşam manifestosu olduğu mektuplarını değerlendirerek, Zîlan yoldaşı bir çizgi haline getirdi. Bu çizgiye ‘Zîlanlaşmak’ dedi. Peki Önder Apo’nun ‘Zîlanlaşmak’tan kastı nedir? Zîlan gibi olmak, Zîlan gibi yaşamak derken neyi anlamamız isteniyor? Bunu kavramak için şüphesiz Zîlan yoldaşın yaşamına dönmek gerekiyor. Zîlan yoldaş her şeyden önce yazının başında da bahsettiğimiz gibi özgür kişiliktir. Özgür kişiliğin nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Eğer özgürlük toplumsallık ise, başkalarını için yaşama, başkaları için kendini adamak ise, Zîlan yoldaşın karakteri özgür kadın karakteridir. Çünkü o ‘keşke canımdan başka verecek şeylerim olsaydı’ diyerek kendi toplumuna karşı olan sorumluluğunu en zirvede, en üst düzeyde yerine getirmiştir. Bu anlamda Zîlan demek, kendinden çıkmak, kendini aşmak demektir.
Zîlan gözlerinde, yaşamında ve eyleminde neleri taşımadı ki? Ezilen halkının öfkesini, Kürt kadınlarının acılarını, çocukların umutlarını… O, eylemine yürürken tüm dünya kadınlarının, işçilerin, emekçilerin, sömürülen tüm halkların ve kendi yoldaşlarının sıkılı yumruğuydu sanki. Herkesten, hepimizden bir parça taşıdı Zîlan. Özgürlük mücadelesini tanıyalı kendisine ait olmadı hiçbir zaman. Sahte bireysel özgürlükleri değil, toplumsal özgürlüğü kendinde kimlik haline getirmiş, özgür birey olmayı başarmış bir duruştur Zîlanlaşmak.
Aynı zamanda Zîlanlaşmak demek ölümü öldürmek demektir. Şahadete yürürken dahi ‘’Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum.’’ diyerek, yaşama olan bağlılığını dile getiren bir kadın, elbette ölümü çoktan öldürmüştür. Önder Apo Zîlan ölümsüzlüğü için ‘’Zîlan ‘böyle ölüyorum, gidiyorum’ demiyor.Özgürleştirmek ve kendini gerçekleştirme Zilan’da esastır. Savaşı verirken yaşacağına inanıyor. Kabul edilmesi gereken yaşam sınırlarına doğru yüceliyor. Anlam olarak, halk olarak, parti olarak, kişilik olarak yüceleşiyor. Eğer kül olan bir şey varsa bu daha öncü düşman egemenliği altında çizilen yaşamdan başka bir şey değildir.’’ der.
Zîlan 30 yıl sonra bile, hatta bundan belki de yüzlerce yıl sonrasına kadar da hep yaşayacağını bilir gibidir. Mektuplarının hiçbirinde ölüme giden bir insanın psikolojisi ve ruh halini yansıtan cümleler bulamazsınız. İçerisinde hep yaşam, coşku, moral, özgürlük ve sevgi olan cümleler, bizlere bir vasiyet değil, Önder Apo’nun da dediği gibi yeni yaşamın özgürlük manifestosudur. Zîlan yoldaş yaşamı ve insanları çok sevdiği için bu eylemi gerçekleştirmek istediğini söyler. Bu anlamıyla eylemine yön veren yüreğindeki insan sevgisi, toplumsal yaşama karşı duyduğu derin sorumluluktur. Zîlan çizgisindeki ölümsüzlük tam da bununla ilgilidir. Hepimizi çok seven ve kendisini hepimizin özgür geleceği için feda eden Zîlan binlerce ardılını yaratmayı da bilmiştir. Bu nedenle Zîlan nasıl ki hepimizden bir parça taşımışsa, şimdi her özgürlük savaşçısı da Zîlan’dan bir parça taşır. Ölümsüzleşme, anlam ile kendini çoğaltma ve kendini binlere, milyonlara taşırma böyle bir şeydir. Kendini zamanın ruhuna kazımak, zamanın ruhu ve rengi olmak Zîlanlaşmak demektir.
İnsan kendisine karşı yapılanlara karşı gösterdiği tepkilerin büyüklüğü ve niteliği kadar insandır. Her türlü zorbalığın, haksızlığın, adaletin ve işkencenin kol gezdiği, en küçük bir özgürlük arayışının dahi zindanlarla, ölümlerle sonlandığı bir gerçeklikte Zîlan yoldaşın böyle bir eylemi gerçekleştirme cesaretini göstermesi onun bilinç ve vicdan derinliği ile ilgili bir durumdur. Onun eylemi hem kendisine hem de halkına yapılanlara karşı gösterdiği devrimci refleks ve tepkinin sonucudur. Yani insan olmanın gereğidir. Peki Zîlan’ın eylemi neyin tepkisiydi? Her gün kadın toplumsallığına, özgürlük arayışlarına, en kutsal komünal değerlerimize, Önderliğimize, analarımıza, çocuklarımıza en vahşi yöntemlerle saldıran devletçi sistemeydi tepkisi. Ataerkil zihniyete, iktidara, verili erkek yaptırımlarınaydı. Bu anlamda Zîlanlaşmak demek örgütlenmiş devrimci refleks ve cesarettir.
Zîlan yoldaşın duruşu ‘Önderliksiz yaşam asla’ diyen herkesin eylem rotasını belirledi. Kendisinden sonra fedaileşerek faşizme darbe vuran her militan kendisini Zîlan’ın ardılı olarak tanımladı. Fedai gerillaların birçoğu bıraktıkları mektuplarda ‘Tanrıça Zîlan’ın iyi bir öğrencisi olabilmek için...’ diye başlayan satırlar bıraktılar. Aynı Sara ve Ruken, Rojhat ve Erdal, Asya ve Rojger’ler gibi... Aynı Önder Apo’nun dediği gibi bir gerilla taburunun ancak gerçekleştirebileceği bir eylemi tek başına gerçekleştiren Zîlan, fedaileşen, kendini özgürlük davasına adayan yiğit Kürt kadınlarının ve erkeklerinin neler yapabileceğini gösterdi. Onlarda bilinç, zihin ve vicdan aydınlanması yarattı. Tarih sahnesinde çoktan silinmeye yüz tutmuş Kürtlerin, ideoloji, örgüt ve eylem bilinciyle kendilerini donattıklarında aslında ne kadar güçlü olabileceklerini gösterdi.
Komutan Zîlan’ın 30 Haziran 1996 yılında gerçekleştirdiği bu büyük eylemin başta Kürt kadınlarına ve halkına kazandırdıklarını en iyi anlatan elbette Önder Apo’dur. Yaptığı her çözümlemede ona layık olmanın yol ve yöntemlerini arar. Bir çözümlemesinde ‘’Zîlan’ın hakkını nasıl vereceğiz? Örgütsel, ideolojik, siyasi ve moral bombaları olmakla.’’ diyor. Savaşın çok yoğun olduğu yıllarda yapılan değerlendirmede dahi Önder Apo savaşçılarına ‘hepiniz Zîlan gibi kendinizi bomba yapıp düşmanda patlayın’ demiyor. Örgütsel, ideolojik, siyasi ve moral bombaları olmak günümüzün mücadele perspektifine de ışık tutar gibidir. Bu anlamda Zîlan gibi yaşamak ve Zîlan gibi mücadele etmek sadece bir askeri eylem gerçekleştirmek değildir. Bu anlamda hala ‘Zîlanlaşma’ perpektifinin geçerli olduğu bir süreçten geçiyoruz.
Zîlan yoldaşın şahadetinin ve büyük eyleminin 30. Yılında onu büyük sevgi, saygı ve özlemle anarken Zîlanlaşma perspektifinin hala çok canlı olduğunu anlıyor ve biliyoruz. İdeolojik, siyasi, moral bombaları olmak şüphesiz içerisinden geçtiğimiz çekişmeli sürecin de perpektifidir. Önder Apo’nun başlatmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum sürecini başarıya götürmek için kendimizi ideolojik, örgütsel ve siyasi bombalar haline getirmek hala devam eden inkar ve tasfiye politikalarına karşı gerçekleştireceğimiz en güçlü eylemdir.
Duçem Cansel















