Tarihi eylemler, gerçekleştirildikleri zaman ve mekanda, toplumların en hayati, en can alıcı sorunlarına işaret ettikleri ya da bu sorunlara çözüm oldukları için tarihi nitelik taşırlar. Her eylem bir milad özelliğinde değildir, yeni bir aşamaya sıçramayı ifade etmez. Doğru zaman, doğru mekan ve toplumsal sonuç alıcılığın bütünleştiği tarihi eylemler bu nitelikleriyle normal eylemlerden ayrışır ve bir ruh, bir çizgi olurlar. İşte 14 Temmuz eylemi, bu özellikleriyle bir ruhtur ve bir çizgidir.
Bu ruhu, çizgiyi esas almak her koşul altında direnmeyi esas almak ve bunu süreklileştirmek demektir. Direnmenin yaşamak olduğu, yaşamanın direnme ile anlam ve aydınlık kazandığı bir gerçekliktir 14 Temmuz Ölüm Orucu Direnişi. Bu gerçeklik Kürt halkı gibi yok oluşun eşiğine getirilmiş bir halkın yeniden diriliş, kurtuluş ve kuruluş mücadelesini verebilmesi açısından çok büyük değer taşımaktadır. Özgürlüğe ve direnişe büyük bağlılık anlam katline ise büyük düşmanlık söz konusudur. Bu öylesine derindir ki sadece Kürt ulusal özellikleri açısından değil bunu da içermek üzere Kürt kadını açısından da direniş değerlerini tetiklemiş, açığa çıkarmış, geliştirmiş ve zamanla da toplumsallaştırmıştır. Elbette ki Kürt halkının ve kadınının geçmiş isyanlarda da bir direniş geleneği vardır ancak bu direniş, isyan ideolojik ve örgütlü bir özgürlük-eşitlik mücadelesine dönüşememiştir. İnsanlık tarihinde insanın varoluş mücadelesi tüm zorluklar, acılara ve katliamlara rağmen sürmüştür. Belki az belki de çok yetersiz ancak insan olmanın, insanca yaşamın mücadelesi hep varolmuştur. Aslında insanın insana, insanın doğaya, insanın yaşama egemen olma kavgası devam ettikçe de hep varolacaktır. Tarihin derinliklerine inip insanlığın ilk evrelerindeki gibi aşkı, özgürlüğü, adaleti ve emeği yeniden kendi anlamında yaratma mücadelesi her zaman en çirkin ve etik dışı yönelimlere maruz kalmış, sindirilmek ve yok edilmek istenmiştir. Özgürlük, adalet ve hakikat yolunda egemenliğe başkaldırının bedeli de ağır olmuştur. Özgürlük kendini farklı mekan ve farklı zamanlarda uğruna ödenen bedellerle yeniden tanımlayarak anlamlandırmıştır. Ezilen her halkın, sınıfın ve cinsin tarihinde bu uğurda bedel ödemiş eşsiz birçok örnek bulunmaktadır. Özgürlük tarihimiz de böylesi oldukça büyük ve görkemli direniş mirasına sahiptir. Bu görkemli direniş mirasının temel yapı taşlarından birini de 14 Temmuz Amed direnişi oluşturmaktadır.
Ne özgürlükle tanışmamız, buluşmamız ne de onunla yol alışımız kolay gerçekleşmediği gibi sınırsız emek, çaba ve mücadele ile yaratıldığı bilinmektedir. Özgürlükle yol alışın çaba ve mücadelesinin en zirvede yaşandığı yer ve zaman da 14 Temmuz Amed Zindan Direnişidir. Kürdistan coğrafyasında özgürlük ve eşitlik mücadelesi veren her birey, her cins, her sınıf açısından bir yaşam soluğu olmuş, özgür yaşam gerçekleşmesinin ancak ve ancak büyük bir direniş ile mümkün olabileceği doğrusunu açığa çıkarmıştır. 14 Temmuz direnişi bu yönüyle Kürdistan devriminin, Kürdistan’da gelişen özgürlük ahlakının temel yapıtaşını oluşturur. Dayatılan tüm soysuzluklara karşı soylu insanın, özgür insanın sesi ve eylemi olmuştur. Sömürgecilik her türlü kirli ve çirkin yöntemlerle bedenlere hükmetmeye çalışsa da ‘yüreğimiz ve beynimize hükmedilemez’ diyerek insanlaşma yolunda özgürlüğe kararlı adımlarla yol almanın eylemi olmuştur. Karanlıklarla çepeçevre kuşatılınca bedenler adeta ‘aydınlık bizim yüreklerimizde’ diye haykırarak ışığın ve gerçeğin sesi olmayı başardılar. İçte ve dışta karanlık kol gezerken, kendini satanlar çoğalırken, ‘özgür insanın ruhu ve bedeni satın alınmaz’ diyerek özgür iradenin temsili oldular. Amed zindanlarında 12 Eylül faşizminin en acımasız ve en çirkin saldırıları, vahşet yaşanırken, bu vahşete, kimliksizliğe, onursuzluğa, anlam cinayetine karşı insan ve toplum ahlakını büyük bir direnişle savunmanın en kutsal eylemini gerçekleştirdiler. Bu görkemli büyük direniş Mazlum Doğan yoldaşın Amed zindanını Newroz’da üç kibrit çöpüyle aydınlatışı ile başladı, Dörtlerin yangın olan yürekleri ile bir adım daha ilerledi ve 14 Temmuz Ölüm Orucu direnişi ile zirveye ulaştı. İhanetin anlamsızlığına ve lanetine, direnişin anlamı ve kutsallığı ile cevap verildi. Bu düşmanın tam da Kürdü, insanlığı, bireyi iradesizleştirerek bitirmeyi amaçladığı politikasının en can alıcı yerinden darbelenmesi, Kürdistan’da yeniden doğuşun, dirilişin yaratılması oldu. Bu nedenle 14 Temmuz Direnişi, yeniden ve özgürce varolmanın, yaşamın sözü ve eylemidir. Bir halkın, bir tarihin sorumluluğunu üstelenen militanlar, öncü olmanın gereklilikleriyle hareket ettiler. Bu makus tarihi tersine çevirerek, varolan başaşağı gidişi durdurarak, dayatılan tüm soysuzluklara dur diyerek, ölümle de sınanarak ölümden yaşamı yeniden yarattılar. Tarihin, anın bilincinde özgürlük öğretisinin izinde ve zamanın ruhuna denk bir yaklaşım gösterdiler.
Binlerce tutsak Amed zindanında en aşağılık yöntemlerle Türk milliyetçiliğinin köleleştirme cenderesinden geçirilip terbiye edilmeye çalışıldı. Tek ulusçu faşist zihniyet, Amed zindanını tek tip insan yetiştirmenin merkezi haline getirmeyi amaçladı. Bu nedenle eşi benzeri görülmemiş uygulamalar tek tip insanda kölelik ahlakını kurumsallaştırmak için acımasızca hayata geçirildi. Zaten 14 Temmuz direnişinin büyüklüğü de buradadır. Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek yoldaşların kendi bedenlerini bir direniş alanı haline getirerek tarihi Ölüm Orucu eylemini gerçekleştirmeleri tarihi bir aydınlanma eylemidir. Bu tarihi eylemle faşist sistemin kölelik ahlakına karşı, halkların ve tüm ezilenlerin özgürlük ahlakını dayattılar ve bu dayatış Kürdistan devriminin mücadele çizgisini, azmini, gücünü büyüten bir anlam taşıdı.
14 Temmuz direnişini birçok boyutuyla ele alıp değerlendirmek mümkündür. Özgürleşme yolunda hayati derecede öğretici derslere sahiptir. Bu süreci doğru kavramak, doğru okumak insan gibi insan olmayı doğru ve yetkin yaşamsallaştırmak açısından da oldukça önemlidir. Öğretici dersler ve yüklediği sorumluluklar vardır. Düşman tarafından tüm imkanların yok edildiği, insanı tamamen teslim almak, kendi amaçlarına ihanet ettirmek için en akıl almaz işkence yöntemlerinin uygulandığı bir durumda, canlarını gün be gün, an be an eritmek üzere eylem ve direniş alanı haline getirmeleri, bu ruhun temel bir özelliğidir. Asla koşulumuz yoktu, olmaz başarılamaz gibi bir yaklaşım içerisine girilmeden, büyük bir yaratıcılık ve kararlılıkla eylemlerini gerçekleştirdiler. İşte bu özellik bugün toplumsallaşması gereken özsavunma mücadelemiz açısından da çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü toplumsal mücadele de neresinden bakılırsa bakılsın büyük zorluklar ve engellerle dolu bir mücadeledir. Toplum da hegemon sistem tarafından çepeçevre kuşatılmış ve toplumun ahlakikırım başta olmak üzere kırımdan geçirilmesi hedeflenmiştir. Tüm bu kuşatılmışlıklara, egemenlikli sistemin zihniyetsel ve sistemsel tüm boyutlarına karşı mücadele verirken birey olarak da örgütlenme olarak da güçlü bir özsavunma duruşunun ortaya çıkması çok önemlidir. Çünkü egemen sistem tamamen insanları pes ettirerek teslim almaya, kendi özüne ihanet ettirmeye dönük örgütlenmiştir. Bu nedenle toplumun isyancılığı ve mücadelesi, binbir zorlukla binbir engelle karşı karşıyadır. Bu engeller, erkekçi, devletçi, savaşçı, iktidarcı sistemden ve yine onun mikro iktidar biçimi olarak erkek ve kadın bireylerden kaynaklı olarak çok çeşitli biçimlerde ortaya çıkar. Her bir engelin aşılması, büyük dirayet, sabır, bilinç ve kararlılık gerektirir.
Toplumsal yapının özgürlük ve eşitlik temelinde yeniden inşasında, komüne dayalı toplumsal sistemin yaratılması çok önemlidir. Binlerce yılın iktidarcı, cinsiyetçi, dinci, milliyetçi, bilimci egemenlikli sistemini çözmek ve onu aşmak elbetteki zorlu bir mücadeledir. Böyle bir mücadelede olmaz demeden, imkanların yokluğundan ya da azlığından şikâyet etmeden, hiçbirşeyle kendini gerekçelendirmeden mücadele gücünü geliştirmek ve güçlendirmek, 14 Temmuz ruhunu yaşatmak demektir. Çoğunlukla şikâyet edilegeldiği gibi ‘mevcut zihniyetler birçok şeye hazır değil, şöyle gerilikler var’ gibi söylemler aslında olmazcılığın dayatılmasından başka bir şey değildir. Bu olmaz dayatması aynı zamanda komünleşmeme ve özgürleşmeme anlamına da gelmektedir.
Özgürlükle doğru ve yetkin bir buluşmayı sağlayan hiçbir engeli tanımaz. Bu açıdan özgürlük nasıl ki bir bilinç işi ise bir o kadar ruh ve inanç işidir. Bu bilinç ve inançla donanmış insan tüm ortam ve koşullarda özgürlük dokuyucusudur. Öncü olmak odur ki yeri geldiğinde koşullara hükmedebilsin. Koşulların ve ortamın sürüklediği belirlediği bir bireyden zaten doğru bir öncülük beklenilemez. En sade biçimde olduğu kadar özgürlükle en derinden bir sözleşme ve bunun gereklilikleriyle hareket etme, an’ın da gerekli anlamı bulmasında, başarıya yol alınmasında en temel yandır. Amed zindanında somutluk kazanan büyük gerçekte budur. Özgür olmak, özgürce yaşamaktır. Bunun da büyük bir emek ve mücadele ile yaratılacağını bilerek ve bu konuda gerekli değişim-dönüşümleri gerçekleştirerek özgürleşme yolunda uzun soluklu bir yürüyüşün sahibi olacağımız kesindir.
Özgürlük mücadelesi için öncelikle beyinlerimize nakşedilen iktidarcı düşünsel mekanizmalarımızı yok etmemiz gerekir. Bu yok edilmediği takdirde hiçbir zaman, hiçbir koşulda özgür kadın yaratımını güçlü gerçekleştiremeyeceğimiz gibi erkekleşmeye de engel olamayız. Eğer özgürlük bir anlamda an’da varolmayı başarmaksa bununda süreklileşen özgürlük bilinci ile de ilerleyip derinleşen bir mücadele istediği de kesindir. Önder Apo tüm özgürlük abidelerini, soy damarlarımızı ele alırken en temel nokta olarak ‘onlar kendilerini özgürlüğe adadılar’ belirlemesini yapmıştır. Bir davada yer almak ya da yıllarını vermek yetmiyor. Önemli olan dava insanı olmak yani militanlaşmaktır. Bu kendini özgürlüğe adamakla mümkündür. Bu gerçekleştiği takdirde özgürlükle aramıza hiçbir gücün, engelin girmeyeceği kesindir. Bu açıdan bir kez daha özgürleşme yolunda iddia, kararlılık ve inanç düzeylerimizi ele alarak sorgulamak ve yeniden daha güçlü yapılandırmak önemlidir.
Ölüm orucu şehitlerinde değerlendirmemiz gereken temel boyutlardan bir diğeri de Önder Apo’ya bağlılıkları ve bu güçlü direniş mirası üzerinden büyük atılımların sahibi olacağına dair olan güvenleri ve inançlarıdır. Mücadelemizin daha yeni yeni filizlendiği bu süreçlerde, mücadelemize dönük içte ve dışta dayatılan çirkin ve sinsi yönelimlere, geleceğin belirsizliği altında Önder Apo’ya olan büyük güven ve inanç, böylesi bir eylemin kararında büyük rol oynamıştır. Önderlik gerçeğine doğru bağlılık, şüphesiz Onu doğru uygulamaktan geçer. Anlamanın ve uygulamanın eylemcisi olan bu yoldaşlar bunu her koşul ve ortamda en üst düzeyde temsil ettiler. Düşmanın zindanda Önderliği karalama kampanyasına karşı, Önderlik gücü etrafında bu kadar büyük kenetlenme ancak büyük anlam gücü ve sınırsız inançla mümkündür. Güzel ve doğru olanı sevmek, sahiplenmek ve büyütmek ancak onu güçlü yaşamsallaştırmakla mümkündür. Yaşanılmayan, anlamı güçlü konulmayan hiçbir olgu, insanı büyük bir eyleme sevk etmez. Eğer bir yerde büyük bir eylem varsa, bilinmeli ki orada büyük bir anlam ve inanç gücü vardır. Bu güçle yaratılan tüm ilişkiler özgürleşme yolunda başarılı olmaya yol açar. Önder Apo’yla bu yoldaşların ilişkilerinde bunu görmek mümkündür. Yoldaşlık bağlarında birbirine sevgi, güven, inanç ve emek önceliklidir. Yeni ilişki tarzının özü, bu yoldaşlarımızın Önder Apo’yla olan ilişkilerinde çok net görülür. Kemal Pir yoldaşın Önder Apo’yla ilişkisi, özgürce ve kardeşçe yaşamın eylemidir.
Önderlikle kadın ilişkisi de birçok açıdan büyük anlamlara sahiptir. Beritanlar, Zilanlar, Semalar ve ardılları gerçeğinde tarihte eşi-benzeri görülmemiş bir özgür ilişki söz konusudur. Kadının da Önderlikle yoldaşlığı herşeyden önce büyük çaba, mücadele ve bağlılıklar sonucu gerçekleşmiştir. Bu kadar büyük gerçekleşmeler karşısında bir bütünen gerekli anlamı yeterince yaratamadığımız bir gerçektir. Önderlikle Kürt toplumu, gençleri ve kadınları arasındaki bağ, büyük duygular, sezgiler kadar düşüncelerle de örülmüştür. Önder Apo’yla Kürt halkı arasındaki ilişki tarihi olduğu kadar toplumsal ve güncel birçok anlam ve öneme sahiptir. Özgürce yaratımı esas alan bu ilişkilenme, maskeli- maskesiz tüm tanrıların en fazla yönelim içinde olduğu bir alandır. Bu açıdan Önder Apo’yu sahiplenmenin kendi özgürlüğümüzün ve örgütlülüğümüzün sahiplenilmesi olduğu kesindir. Özgürlük yoldaşımızı tüm koşul ve ortamda soluyabilmek ancak özgürlükle sürekli bir ilişki içinde olmamızla mümkündür. Özgürlükle derinden bir ilişki içinde olmamak, Önderlikle aramıza mesafe koymak demektir. Bu açıdan özgürlükle ne kadar ilgili ve ilişkili olduğumuz gerçeği üzerinde derinlikli durmak gerekir. Bu güçlü yaratıldığı oranda Önderlikle yoldaş olmanın gerekliliklerine bağlı kalınabilir, onun uygulayıcısı olabiliriz.
Bağlılıklarımız güçlü bir eyleme dönüştürüldüğü oranda bir değer ifade edebilir. Bu açıdan yaşamda ve savaşta ne kadar eylem gücüyüz, ideolojiden siyasete, siyasetten özsavunmaya kadar ne kadar üreticiyiz ne kadar yaratıcıyız sorgulamasını derinlikle yapabilmemiz önemlidir. Önder Apo ilişkilerinde hep yaratımı esas aldı. Bunu büyük bir aşk, tutku ve emekle de sağladı ve sağlıyor. Gerek kendi içimizde gerekse de Önderlikle olan ilişkilerimizde aşk, tutku, emek ve mücadele ne kadar baskın gelebiliyor? Emeğin öğreticiliği, aşkın güzelleştiriciliği ve mücadelenin geliştiriciliği olmadan hangi özgür ilişkiden bahsedebiliriz? İlişkilerimizi ne kadar özgürlük ilkeleri temelinde yapılandırabiliyoruz? En fazla kaybettiğimiz, doğru yaklaştığımız taktirde daha fazla kazanım sağlayacağımız bir alan olan ilişki gerçeğine herşeyden önemlisi ne kadar ideolojik yaklaşabiliyoruz? İdeolojik yaklaşım arayışı, arayış sorgulamayı, sorgulama da yeniyi yaratmayı geliştirir.
Tıpkı Kemal Pir inancı, Hayri Durmuş iddiası, Akif Yılmaz ilkesi ve Ali Çiçek özüyle, birçok özgürlük abidemizde somutlaşan özgürlük mücadelesiyle, Önder Apo’yla yoldaş olmanın kurallarına bağlı kalarak tüm zaman ve mekanlarda onun uygulayıcıları olalım.
Özgürlük mücadelesi yürütmek isteyenler güçlü bir belleğe sahip olmalıdır. Bellek bir anlamda ‘Kendini Bilmektir’ bu da güçlü bir tarih, toplum ve cins bilincini gerekli kılar. Biz böylesi tarihi günler vesilesiyle tekrardan güçlü bir belleğe sahip olduğumuzu görüyoruz. Görmek kadar hissetmek, hissetmek kadar yaşamak temel mücadele ilkelerimiz olmaktadır. Bir kez daha bize belleksizliğin dayatıldığı bu süreçlerde kendi belleğimize sahip çıkmak, şüphesiz özgürlük değerlerini güçlü sahiplenmek ve yaşamsallaştırmakla mümkündür. Özgürlükle en yalın ve derin bir buluşmayı yaşamak isteyenler olarak bir kez daha kendi belleğimize güçlü sahip çıkmalı ve şehitlerimizi her alanda güçlü temsil edebilmeliyiz. 14 Temmuz direniş ruhuyla, Kemal Pir inancında ilerlemenin gücünü her zamankinden daha fazla yaşamsallaştırmanın inancı ve kararlılığıyla süreç ve görevlerimize yüklenebilmeliyiz. Kuşatılmışlıkları büyük bir irade, kararlılık, inanç ve mücadele ile aşmanın eylemcisi olarak, tüm özgürlük değerlerimizi yaşamsal kılalım. Direnişin görkemiyle tüm teslimiyetlere ve ihanetlere son vererek soylu insan olmanın gerçeğine bağlı kalmanın adımlarıyla ilerleyelim….
Deniz Omeryan















