14 Temmuz ölüm orucunun yıldönümünü yaşıyoruz. Ölüm orucu 43 yıl önce 14 Temmuz’da başladı. Bu sadece bir eylem değildir. Bir manifestodur, yol göstericidir. Direnişimizi büyütmüştür ve bizlerde kimlik oluşturmuştur.
Açlık grevleri dönüşümlü ve dönüşümsüz olarak eylem gerçekleştirilen bir yöntemdir. Dönüşümlü açlık grevleri belli süreler içerisinde bireyler tarafından devralınır. Dönüşümsüz açlık grevlerinde ise hedefe ulaşılana kadar eylem devam eder, başkalarına devredilmez. Eğer altı yıl önceyi hatırlarsak Leyla Güven öncülüğünde yürütülen eylemde Rêber APO ile görüşme sağlanınca eylem de sona erdirilmişti. Bu tür açlık grevlerinde su vb. içecekler içilebiliyor. Fakat ölüm orucunda 14 Temmuz eyleminde ise sadece günde bir bardak su içiliyordu. Her an damla damla erimedir. Birey ölümünün farkındadır. Bilinçli bir şekilde kendini ölüme yatırmak, öldüğünü görmek; bunu bir eylem olarak kabul edip benimsemek büyük bir iradeyi gerektirir.
En uzun süreli ölümdür. Kaza, kurşun vb. ölüm tarzları kısa sürelidir. Ölüm orucunda her saniye ölüm gerçekleşebilir. Her an ölümle mücadele edilir. Bunun bilincinde olmak ve böyle bir eyleme kalkışmak çok yüce bir irade ve bilinç gerektirir. Dört fedai Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek bu yüce irade ve bilincin somut haline gelmiş kişiliğidirler.
Bingöl’de hayata gelen Mehmet Hayri Durmuş, ilk öğrenimini Çêwlîk’te görür. Ardından Hacettepe Tıp Fakültesini kazanır. Rêber APO’yu ve Hareketi Üniversite yıllarında tanır. Okulu bırakarak profesyonel devrimciliğe başlar. PKK’nin ilk kongresinde yer alır ve Merkez Komite üyeliğine seçilir. 1979’da Mêrdîn’in Qoser ilçesinde yakalanır. Dönemin askeri mahkemlerinde Kürdistan Özgürlük mücadelesinin savunuculuğunu yaparlar. Bireysel savunmalarda bulunmazlar. Mahkemedeyken ölüm orucuna başladığını ilan eder. 12 Eylül’de (1982) Mehmet Hayri Durmuş şahadete ulaşır. Şahadetinin 12 Eylül’üne denk gelmesi bir tesadüf olarak görülemez. Adeta o günden hesap sorarcasına faşist cuntanın geldiği günde şahadete erişiyor. Şehit düşmeden de ‘’mezar taşıma halkına borçlu öldü diye yazın’’ vasiyetinde bulunuyor. PKK’nin ilk kongresinde verdiği ‘’Kürdistan özgürleşene kadar mücadele edeceğim’’ sözünü yerine getiremediğini söyleyerek bunu vasiyet etti. Rêber APO Hayri Durmuş’a ilişkin ‘’benim soylu Yoldaşım’’ diye tabir eder. Kürdistan özgürlüğüne giden yolda her anını mücadele ile geçiren Hayri Durmuş, bu uğurda şahadete erişmesine rağmen sözünü yerine getirememenin mahcubiyetini yaşıyor. Bu gerçek anlamda soyluluktur. 14 Temmuz direnişinde silah bedenleridir. Bu bedenin erimesi kendisiyle sonucu getireceğini düşünüyorlardı. Mehmet Hayri Durmuş, hem eriyen bedeniyle hem de şahadetiyle zindanda diğer arkadaşlarının üzerindeki baskıyı azaltmanın tek yolunu kusursuzca ilerletmekte ısrar etti.
Kemal Pir aslen Karadenizli bir Türk’tür. Haki Karer ile birlikte Rêber APO ile yürüyen ilk kişidir. Genel olarak Kemal Pir’in eylemci ve etkili kişiliği ile bilinir. Ayrıca Kürt kimliğine ve değerlerine Kürtlerden daha fazla sahip çıkmış ve değer vermiştir demek yanlış olmayacaktır.
Enternasyonalist, bilinçli, tarihi iyi bilen bir kişidir. Rêber APO ile yürüyüşüne de şahadeta kadar kusursuz şekilde devam etmiştir. Mahkeme sırasında gerçekleştirilen bu eylemin bir zayıflık olmadığını, intihar tarzı bir ölümü benimsemediklerini belirten ‘biz yaşamı uğruna ölecek kadar çok seviyoruz’ sözü söyler. Bu eylemleri ile yeni bir yaşamı yarattıklarını belirtirler. 7 Eylül’de şehit düşer ve ölüm orucunun ilk şehidi olur.
Akif Yılmaz, Rêber APO’nun Kürdistan seferinde Serhat bölgesine gidişinde Rêber APO’dan etkilenip mücadeleye katılır. Ölüm orucunun başladığı gün mahkemede bulunmaz. Koğuştayken diğer arkadaşların ölüm orucuna başladıklarını duyunca derhal diğer arkadaşların yanına gitmekte ısrar eder ve gider. Böylece eyleme dahil olur. Akif Yılmaz’ın kolektif ve kominal yönü öne çıkar. ‘Komin olmadan yaşam olmaz’ sözü ile kominal olmanın ne denli önemli olduğunu belirtir. 17 Eylül’de şahadete ulaşır.
Ali Çiçek, Rêber APO tarafından ‘Kızıl Yıldız’ olarak adlandırılır. Gençliğin sembolüdür. Riha’nın Hilvan ilçesinde doğar. Hilvan direnişinde 16 yaşındayken hareketi tanır. Hilvan direnişinde aktif mücadele eder. Eylemci kişiliği ile öne çıkar. Bildiri dağıtırken yakalanır. Adana’ya sürgün edilir. Kemal Pir ile tanışır ve kişiliğinden etkilenir. Çıktıktan sonra tekrar Hilvan’a döner, aktif olarak mücadeleye devam eder. Tekrar yakalandıktan sonra Amed zindanına gönderilir. Mehmet Hayri Durmuş mahkemede ölüm orucunu ilan ettikten sonra ikinci olarak söz alıp eyleme dahil olduğunu belirten Ali Çiçek’tir. Yaptığı eylemleri üzerine alır, yine başka arkadaşların yargılandığı eylemleri de üstlenir. Bu şekilde ölüm orucuna başladığını ilan eder. 21 Eylül’de şahadete ulaşır. 19 yaşındayken şahadete ulaşır.
Ölüm orucunun 43. yılını geride bırakarak 44. yılına giriyoruz. Dört fedai Ulusal kahramanlar olarak ilan edildi, 14 Temmuz da Kürdistan’ın Onursal günü olarak ilan edildi. Eyleme başlamadan önce devletin yaptığı saldırılar herkes tarafından biliniyor. Öncesinde Newroz’da Mazlum Doğan gerçekleştirdiği eylemle direnişin startını veriyor. Ardından dörtler Ferhat Kurtay, Mahmut Zengin, Necmi Öneri ve Eşref Anyık bedenlerini ateşe vererek direnişi sürdürüyorlar. Ateşi söndürmek isteyenlere ‘ateşi söndürmeye çalışanlar ihanetçidir’ derler. Bunun bir özgürlük eylemi olduğunu ifade ederler. Yine Sakine Cansız öncülüğünde kadınlar içerisinde direniş yürütülür. Ayrıca şunu da belirtmek de fayda var: İhanetin, çözülmenin ve teslimiyetin yaşanmadığı tek koğuş Sakine Cansız’ın öncülük ettiği koğuştur. Duruşuyla etrafında umut, direniş ve bağlılığı aşılamıştır.
Kemal Pir, Mazlum Doğan ve dörtlerin ardından ‘ilk ölmesi gereken’in kendisi olduğunu söyler. Bu nedenle ölüm orucu eylemine girerken özeleştiri ile başlamıştır. Bundan dolayı öncülüğünü Mehmet Hayri Durmuş’a bırakmıştır. Ardından da gelecek olan kişinin kendisi olduğunu söyler. Rêber APO 14 Temmuz direnişi için ‘’PKK’nin ruhudur’’ der. Bu eylem Parti militanlığının ruhunu, Apocu çizginin direnişçiliğini temsil eder. Bu eylemleri ile özgürlük yolundan geri dönüşün olmayacağını gösteriyorlar. Ne kadar acı da çekilse, şahadet de olsa bu yoldan geri dönülmeyeceğini ifade ediyorlar. Özgürlük anlamında kazandığımız tüm kazanımlar temelini bu direnişten almaktadır.
Bulundukları ortamda saldırılar her çapta ve yöntemde iken direnmek için ise sadece beden ve ruh bulunmaktadır. Her şey saldırı aracına ve yöntemine dönüşmüşken bu direniş gelişmiştir. Ruhlarına, bedenlerine, duygularına saldırılar yapılmaktaydı. Tek amaç ise teslim almaktı. Bu şekilde mücadelenin özü boşaltılmak istendi. 12 Eylül cuntasının amacı buydu. 14 Temmuz da bu saldırılara karşı zaferi ifade etmektedir. Apocu iradenin, militanlığının zaferidir. Bir onurun kazanılmasıdır. Ulusal değerlerimizi bugüne kadar koruyan iradenin 14 Temmuz iradesi olduğunu belirtebiliriz. Cuntanın gerçekleştirdiği saldırılar aynı zamanda ideolojiktir. 14 Temmuz da kazanılan ideolojik bir zaferdir. Kürdistan mücadelesinde iradeleşme, ruh kazanma, kararlılık bu temelde gelişmiştir.
14 Temmuz bizlere şartlar ne olursa olsun direnilebileceğini göstermiştir. Kürdistan’da soykırıma karşı direnişin kolay olmadığını her türlü bedelin göze alınmasını da gösterir. İmkansızlıklar içerisinde nasıl zafer kazanılacağı da açığa çıkarmıştır. İmkansızlıklar içerisinde, kuşatma altında, direniş araçları olmadan da sadece irade ile nasıl kazanılacağını ortaya koymuştur. Lenin, bir eylemin başarı ölçüsünün düşmanın tarafından kabul edilmesine bağlar. Kenan Evren Amed zindan direnişine ilişkin Amed’de eliyle gösterip ‘’orada öyleleri var ki kafalarını kesseniz inançlarından ve amaçlarından vazgeçiremezsiniz’’ der. Aslında Kenan Evren şahsında faşist cuntanın eylem karşısında yenildiğinin itirafı dile gelmektedir. Bir süre öncesinde de Tayyip Erdoğan Amed zindanı önünde durup gözyaşı dökmüştü. O zaman ‘timsah gözyaşları’ olarak adlandırılmıştı.
14 Temmuz direnişinde yer alan fedailerin bu eylemi başarıya ulaştırmalarında en önemli etkenin inanç olduğu çok rahatlıkla söylenebilir. Kemal Pir ‘ben bu harekette zaferi görüyorum’ demesi de bu inancın yüceliğini ortaya koyar. Ki bu inanç o kadar yücedir, en yaman düşman Kenan Evren’in bu sözü etmesine neden olmuştur.
12 Eylül ile amaçlanan tüm kurum ve kuruluşların gladionun darbesi ile ele geçirilmesiydi. Yeni bir rejim inşa edilmek, ikinci cumhuriyet ilan edilmek isteniyordu. Birinci Cumhuriyet’te Kürtler başta olmak üzere Asuriler, Ermeniler, Süryaniler, Rumlar da katledildi. Tekçilik üzerine kurulmayı amaçladı. Kurmak da katliamlar üzerinden yükseldi. Bugün bile HTŞ ile yapılmak istenen aynı şeydir. HTŞ yoluyla yeni bir rejim inşa edilmek istenirken Alevi ve Dürziler katlediliyor.
Yeni rejim inşa edilirken Kürtler yine hedef alındı. Fiziki ve kültürel soykırım ile Kürtler ortadan kaldırılmak istendi. Rêber APO’nun çıkışı bu soykırımlara karşı bir duruştur. Özgürlük yürüyüşüne kalkmaktı. Bunun öncülüğünü de zindan direnişleri yaptı. Zindan direnişinden gösterilen duruş ile hedeflenen soykırım yenilgiye uğratıldı. 12 Eylül cuntası ile dirilen Kürt halkı, yeniden kimliğini inşa etmeye çalışan Kürt halkı tehdit olarak görüldüğü için yok edilmek istendi. İkinci cumhuriyeti inşa etme yolunda soykırım kararı verilen Kürtler ortadan kaldırılmak istendi. Bu amaçla Amed zindanına yönelik saldırılar da bu soykırım saldırılarını en ileri mevziden karşıladı. Amed zindanı bu soykırıma karşı en büyük direnişi geliştirdi.
14 Temmuz direnişi 15 Ağustos dirilişinin esas temelidir. 15 Ağustos Amed zindanı direnişinden doğmuştur. Sonrasında İlk gerilla atılımının Kürdistan’da günümüze kadar nelere yol açtığı gözler önündedir. Kürd’ün dirilişi başarılmış, inkar ve imha siyaseti yenilgiye uğramıştır. Fiziki ve Kültürel soykırım planlaması başarısız kalmıştır.
Editörden















