Kürdistan’ın dört bir yanında bir asır öncesinde dar ağacına götürülen Kürt öncülerinin yıldönümü anmalarını yaşıyoruz. Öncülerimiz dar ağacında son nefeslerinde ‘’torunlarım beni düşmanın önünde mahcup etmesinler’’ diye vasiyette bulundu.
Son iki yüzyılda Kürdistan’da yürütülen soykırım saldırılarına karşı bütün Kürt direnişleri kanlı bir şekilde bastırıldı. 1925 yılında Şêx Seîd’in öncülüğünde başlatılan direnişi de ne yazık ki aynı kaderi paylaşmaktan kurtulamadı. Kürtlerin son iki yüzyıldaki özgürlük sorunu tarih bilincinin gelişmemiş olmasından kaynaklı istenen sonuçları elde edemedi. Devlet, tuzak ve komplolar ile direnişin öncülerini katletti. Şêx Seîd öncülüğünde başlayan direnişte devam eden hazırlıklar tamamlanmadan devletin ve dış güçlerin tuzaklarına düşerek isyanın erken doğmasına ve sonunda isyanın bastırılması ile sonuçlandı.
Kürt direnişlerinin genel karakterinde çıkan yetersizlikler isyanları sonuca götüremedi. Zaferle taçlandırılamadı. Devleti ciddi anlamda zorlama da söz konusu olmadı. Bu nedenle devlet hiçbir zaman pazarlık masasına oturmadı. Şêx Seîd direnişi de çok uzun süreli olamadı. Devletin ve Kürtlerin karakterini ve sosyolojisini iyi tahlil edemedi.
Kürtlerin bin yıllardır adeta genetiğinde bir ur haline gelmiş olan ihanet Şêx Seîd’i de bulmuştur. Harpagos’tan günümüze gelen ihanetçi çizgi Binbaşı Kasım şahsında Şêx Seîd’in önderlik ettiği direnişe de darbe vurmuş hatta tasfiye olmasına neden olmuştur. Kürt sosyolojisinde çok derin olan ihanetçi ya da Judenrat çizgisi en yakınından dahi olabiliyor. Nitekim günümüz bunu çok somut şekilde kanıtlıyor. Bunun derin bilincinde olmayanlar ihanet çizgisinin tahribatlarını yaşamaktan kurtulamaz.
Yine diğer bütün serhildanlar gibi Şêx Seîd serhildanı da tüm Kürtleri bir araya getirmekten uzaktı. Ulusal bütünlüğü yakalayamayan isyan bölgesel kaldı. Bu nedenle devlet için yutulması zor bir lokma değildi. Toptan Kürt halkını inkara yönelmiş olan devletin isyan öncülerine ve direnişçilere acımasını düşünmek gaflet olur. İsyan sonucuna bakıldığında devletin nasıl bir zor kullandığını kestirmek zor olmayacaktır.
Devletin Şêx Seîd isyanından sonra Dersim ve Agirî direnişlerine de ne denli vahşice saldırdığını tarihi belgeler bizlere sunuyor. Dersim dağlarının uçurumlarından atlayan kadınlar, yine Agirî direnişinde katledilen çocuk ve kadınlar… kanlara bürülen nehirler ve sular…Henüz yerleri bilinmeyen binlerce cenaze…
Sistematik olarak soykırımla karşı karşıya kalan bir halkın direnme umudu, zafer umudu çok zayıf olur. Nitekim 70’li yıllarda Kürdistan’ın ölüm döşeğinde olması kesinlikle bastırılan isyanların sonucudur. Kürtler tarafından Kürt halkının varlığı tartışılırken nasıl bir durumun içerisinde olduğunu az da olsa tahmin edebiliyoruz. Bir insanın ben var mıyım yok muyum demesi ne denli trajik bir durum! Kendinden şüphe duymak bir insanın nasıl bir sosyolojiden geldiği ve nasıl bir psikolojiye sahip olduğunu günümüzde gerçekten kestirmek zor. Ancak yaşayanlar bilir. Ölüm döşeğindeki Kürt halkını ayağa kaldırmak da…
Zilan gerçeğini iyi anlamak gereklidir. İsminden de anlaşılacağı gibi tarihi bilinci olan Zilan, Kürdistan gerçeğinde çok önemli bir yere sahiptir. Ölüm döşeğinden ayağa kalkan Kürt halkının artık bağrından Zilan çıkmıştır. Zilan kişiliğinin gelişimi tarihsel bir sonuçtur. Kürtlerin soykırımı hücrelerine kadar hissetmesi ona karşı tepkiyi de hücrelerine kadar oluşturur. Elbette bir kişilikte gelişim gösteren patlama bir halkın yoğunlaşmasının ve devrim kararlılığının ifadesidir. Zilan bir başına Kürt halkını ifade eder duruma gelmiştir.
Rêber APO, 29. isyanın önderliği olarak Kürdistan’da önderlik sorununu tarihsel ele almış ve buna göre davranmıştır. Kürt sosyolojisini, düşman gerçekliğini, Kürd’ü değiştirme mücadelesini, direnişi örgütleme yöntemlerini, ulusal bütünlük sağlama çabasını önceki isyan önderlerine göre kapsamlı ve tarihsel boyutlarda geliştirmiştir. Kürt halkını ve bireylerini birer birer analiz ederek geniş bir Kürd sosyolojisi çizmiştir. Düşman gerçekliğini derinlikli bir şekilde Kürd bireylerine kavratabilmiş, Kürdlerde yaşanan ihanet çizgisini deşifre ve teşhir etmiş ona göre mücadeleyi geliştirmelerini sağlamıştır.
Rêber APO’nun yarattığı gelişimleri saymakla bitmeyeceğini vurgulayabilirim. En somut olarak gösterdiği çaba ve emek sonucunda tarihi kişilikler ortaya çıkmıştır. Zilan da bu kişiliklerden biridir. Zilan hem geçmiş hem gelecek, hem birey hem de toplum olmayı başarmış bir kişidir. Apocu çizgide fedaileşen Zilan, Zilan katliamı başta olmak üzere bastırılan tüm isyanların tepkisi olarak düşmanda patlamıştır. Bu eylemi sadece bir bombanın patlaması gibi anlamamak büyük önem taşıyor.
Yaşam bilincinin yüksek olduğu bu eylemin sonuçları günümüze kadar çok güçlü şekilde etki ediyor. Nitekim Kürdistan’da Zilan çizgisi oluşmuştur. Zilan yaşam ve eylem anlayışı olmuştur. Kürd bireyinin en gelişkin modeli olmuştur. Günümüz fedaileri, gerillaları Zilan’ın yaşam ve eylem anlayışına ulaşma çabası içerisindedir. Kısa bir süre öncesinde de Rojger ve Asya adlı gerillalar bu ruhun daha da yükselerek devam ettiğini eylemleri ile herkese gösterdiler.
Bu sadece dönemsel bir eylem biçimi değildir. Kürd halkının özgürlük mücadelesinde bir insanın yapabileceği her şeyden daha fazlasını yapmaya hazır olan torunların tarihi intikam eylemidir. Zilan’ın yaktığı bu meşale, öncülerden bizlere kalan vasiyetin yerine getirilmiş olmasıdır. 29. İsyanın sonunda devlet masaya oturmuştur. Hiçbir komplo ve tuzak sonuç alamamış, ihanet tarihsel olarak en zayıf duruma gelmiştir.
Murat Çelik















