KU TR

Kadınlar için tehdit olan yaşamın kendisini tehdit olmaktan çıkarmak bizim elimizde. Önemli olan eril egemen şiddet ve öldürme eylemi gerçekleşmeden ve kadın kurban veya mağdur olmadan kendini savunmayı bilince çıkarmaktır.

Binevş Ceng

 

Pozitivist bilim toplumu fizik veya cansız maddi bir gerçeklik olarak görmekle veya göstermekle en büyük egemenlik yaklaşımını sergilemektedir. Çağımızın bütün iddialarına rağmen toplumsal varlık konusunda bir cehaleti ve ‘kendini bilmeme’yi yaşadığını anlamak ve çözümlemek gerekiyor. Bu cehaletin esas kaynağı, iktidar eliyle yapay olarak oluşturulan bilgi ve kimlik biçimleri olmaktadır.

Doğadaki canlılığın en gelişkin düzeyini yaşamın toplumsal niteliğe sıçraması olarak görmemeyi bilinçli bir çarpıtma değilse,en büyük körlük olarak değerlendirmek gerekir.Doğada sayısız zengin ve akıl almaz yollarla ve yöntemlerle kendi savunmasını yapan–ister buna refleks ya da şartlı refleks deyin– her canlı da bir zeka biçiminin olduğunu görmemek mümkün değildir. Bir tırtılın haftalarca içerisine saklandığı yeşil yaprağı nasıl kıvırarak bir rulo haline getirdiğini, fakat çevredeki bir çok yaprağı da sırf dikkat çekmesin,kamuflesini iyi yapsın diye aynı  şekilde kıvırdığını görmek bu gerçekliği anlamaya yeterdir. Bu olmazsa, tırtılın kelebek haline gelişi ve olgunlaşarak yaşam süresini tamamlaması düşünülemez. Canlılık ancak kendini savunma ve koruma ile düşünülebilir. Rêber Apo öz savunma için şunları belirtmektedir:

“Ben Gül Teorisi diyorum. Gül üzerine düşündüm. Gül,kendini korumak için diken çıkarıyor. Bir gülün, bir bitkinin bile öz savunması vardır. Öz savunma için doğaya, tabiata bakmak bile yeterlidir. Bir Gül kadar bile kendimizi öz savunmaya hakkımız yok mudur? Öz savunma kutsaldır.''

İkinci doğa olarak toplum, diğer canlı türlerinden yarattığı ortak akıl ve farklı oldukça esnek ve gelişkin zeka düzeyiyle ayrılır. Bu anlamda toplumsallık özünde kendisinde yarattığı anlam gücüdür. Anlam gücü; özbilinç olarak kendinin farkında olmayı gerektirir. Öz bilinç toplumsallığın, kolektif yaşam üretim ve varoluş dışında gelişmez.

Kendisini politik ve ahlaki olarak yapılandıramayan bir toplulukta katılım ve oluşum gerçekleşmez. Bireyin bütün düşünsel,duygusal ve fiziksel gücüyle toplumsal yaşama katılımı ancak çok büyük bir özümsemeyi ve özgürlük zeminini gerektirir. Özümsemenin de,özgürlüğün de bütün ifade alanlarının, biçimlerinin ve mekanizmalarının toplamı toplumsal öz savunmanın konularıdır. Rêber Apo ahlak ve öz savunma ilişkiselliği için söyle demektedir:

“Ahlak insan toplumunun ilk örgütlenme ilkesidir. Esas işlevi, analitik zeka ile duygusal zekanın toplumun iyiliği için nasıl düzenleneceği, nasıl ilke ve tutumlar haline getirileceği ile ilgilidir. Toplumunu savunamayanın onurlu yaşam hakkı olamaz. Ama ahlak olmadan da toplumun savunması yapılamaz.”

Öz savunmanın esas noktası toplumun kendisini özgür bir şekilde kimliklendirmesidir. Özgür kimlik bu anlamda özsavunmanın esasını oluşturmadır. Bir toplumu fiziki olarak yok edebilirsin, soykırımdan geçirebilirsin; ama anlam denilen kültürel varlığı ortadan kaldıramazsın. Bu şuna benzer; sen bir doğa parçasını yakabilir, yıkabilirsin ama doğayı yok edemezsin. Toplumsal doğa da böyledir. Sen toplumu zayıf düşürebilirsin, bastırabilirsin, kandırabilirsin, egemenliğine de alabilirsin ama tümden yok edemezsin.Özellikle erkek aklının inşa ettiği ve yürüttüğü toplumlarda, bu kırım ve yok etme saldırıları yaşamın birer doğal parçası haline gelmekte, buna karşı yapılan her savunma, itiraz veya ret ediş kadın kırımına, tecavüzüne ve fiziki olarak yok etmeye varmaktadır. 21. yüzyıl gerçekliğinde kadın sorunu ve toplumsal sorunlar iç içe geçmiş, kangrenleşen yapısallığını taşıyamadığı için de toplumda her erkek veya erk zihniyeti taşıyan kişi birer azman kesilmiştir. Kadın kurum ve örgütlerin her ay yayınladığı rapor ve istatistikler de katledilen, tecavüze uğrayan, şiddet gören ve varlığı her zaman tehdit altında bulunan kadınların sayısı azınsanmayacak derecededir. Bu sorunsallık kaynağını sadece erkek egemen zihniyetten mi almaktadır? Yoksa başka neden ve sebepleri de var mıdır?

Kuşkusuz kadın kırımının, sömürüsünün ve tamamen bir mal, meta ve cinsel obje olarak ele alınmasının en temel kayanağı tarihten günümüze kadar katmerleşerek gelen eril egemen zihniyetin kendisi olmaktadır. Ancak buna karşı kadın özgürlük bilincini, mücadelesini ve öz savunmasını güçlü bir kalkan olarak ve toplumu değiştirme mekanizmasına dönüştürmede de yetersizlikler vardır. Öz savunma dışarıdan gelişen ve dışarıdan gelen bir müdahale değil, tam aksine varlığın kendi öz benliğinde oluşan ve varoluşandan itibaren gelişen doğal bir savunma mekanizmasıdır. Bu durum kadınlar için olmazsa olmaz bir amentü, bir yaşam biçimi olmaktadır. Rêber Apo kadının öz savunmasına dönük şunları ifade etmektedir:

‘‘Her grubun herkesin, kadınların, özellikle kadınların kendilerini savunmaları gerektiğinden bahsetmiştim. Kendi öz savunmalarını geliştirmeleri gerektiğini söylemiştim. Herkes bilinç ve iradeleriyle kendilerini korumalarını bilmelidirler.''

Nasıl ki, her canlı başka bir canlıya bel bağlamadan kendi yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamada kendi, kendine yetebiliyor ve yaşamını idame ettirebiliyorsa bu toplum açısından, özellikle kadın açısından daha da geçerli bir durum olmaktadır. Tabi doğadaki topluluk ve insandaki toplumsallık bu konuda aynı olmamaktadır. İnsan için kendi kendine yetebilme durumu ancak toplumsallık ve örgütlülükle mümkündür. Dolaysıyla burda bilinç devreye girmekte ve bilinçlenme gelişmektedir.

Biz kadınlar şunu kendimize sormalıyız; toplumu var eden ve toplumu koruyan ana-tanrıçalardan, nasıl korunmaya muhtaç, savunmasız bir duruma geldik? Elbette bunun tarihi ve sosyolik araştırması yapılmalı ve analiz edilmeli, ancak şu bir gerçek ki biz korunmaya muhtaç canlılar değil, öz savunmasını geliştirmesi gereken varlıklarız. Dolayısıyla ne devlet kurumları ne baba, abi, kardeş ne eş-dost ne de devlet güdümlü kimi kadın kurumları bizim öz savunmamızı yapamaz ve sağlayamaz.

Kadınlar için tehdit olan yaşamın kendisini tehdit olmaktan çıkarmak bizim elimizde. Önemli olan eril egemen şiddet ve öldürme eylemi gerçekleşmeden ve kadın kurban veya mağdur olmadan kendini savunmayı bilince çıkarmaktır. Kadınların birbirine sahip çıkması, güç destek vermesi de bir öz savunmadır. Yine kendi mahalle ve sokağında kadın dayanışma komünlerini oluşturarak da öz savunma gerçekleşir. Bir üniversite, bir okul, iş yeri veya apartmanda bile birer kadın komünü kurmak bu komünlerde, birbirine çözüm olmak, yaşanan erkek baskı ve zihniyetine karşı ortak tavır koymak ve karşı durmak ne kadar onur verici, sevgi yüklü ve anlamla dolu olurdu…