KU TR

Son zamanlarda neredeyse her gün kadın ölümleri haberleri görüyor, duyuyoruz. Bu kadın ölümleri ‘şüpheli ölüm’ denilerek ciddi bir araştırma yapılmadan, soruşturulmadan, hesapsız bırakılarak genelde ‘intihar’ olarak adlandırılıp sonuçsuz bırakılmaktadır.

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim, bunlar normal ölüm veya tesadüf olarak görülemez. Çünkü var olan yaşam, kadın karşıtı ve kadın katliamını normalleştiren bir sistemin saldırıları sonucu şekillenmiştir. Kadına dair bütün olumsuzluklar erkek egemenliği üzerine kurulu sistemin yarattığı etkiden kaynaklanmaktadır.

Var olan bu sistem Kastik katilin yarattığı, kadının köleliği ve imhası üzerine kurulu bir sistemdir. Böylesi bir düzende kadına dair hiçbir şey tesadüf olamaz. Kadının her şeyine müdahale eden; konuşmasından giyimine, arkadaşlıklarından ev hallerine, fiziğinden psikolojisine şekil verilmeye çalışılmaktadır. Tamamen nesne haline getirilmesi hedeflenen kadının etki alanı sınırlandırılmakta, sürekli etki altında bırakılmaya çalışılmaktadır. Böylece etkileyenden daha çok etkilenen durumda kalmaktadır.

Kurulu düzenin topluma verdiği şekil itibariyle sonuç olarak cinsiyetçi bir toplum ortaya çıkmıştır. Bu toplumun zihniyetinde kadın sürekli olarak ikinci sınıf insan veya yarı-insan olarak görülmektedir. Bu da yaşamın her alanına sirayet etmektedir. Erkeğin kadına, çocuğunun kadına, gencin kadına hatta benimsenmiş düzende (kader olarak görülen düzende) kadının kadına yaklaşımı cinsiyetçi kapsamdadır.

Bin yılların sonucunda katliamlarla, cinayetlerle, özel ve psikolojik savaşla yaşamın her anına örülmüş cinsiyetçi anlayış, tarz ve yaklaşımlar bulunmaktadır. Niyet itibariyle her ne kadar ‘sevgi’ duygularından bahsedilse de yaşanma şekli cinsiyetçi anlayışları, cinsiyetçi tarzları ve cinsiyetçi yaklaşımları aşamadığı için sonunda köleliği ve cinayeti getirmektedir.

İkinci sınıf olarak görülen, üzerinde her türlü tasarruf hakkı tanınan kadının yaşamda karşılaştığı her şey bir baskı, zor ve şiddet aracına dönüşmektedir. Yaşamda üslendiği görevler de bu kapsamdadır. Ev hanım(!)lığının basitleştirilmesi bile bunu açıkça gösterir. Bu basitleştirme bütün bir yaşam boyunca kesintisiz olarak verilen bir emeğin yok sayılmasıdır. Çocukların hayat boyunca yaşama dair bütün sorumluluğunu alan kadınların verdiği emek eğer vicdani ve ahlaki bir yaklaşım ile değerlendirilirse paha biçilemez bir emek olduğu görülecektir.

Cinsiyetçi toplum içerisinde kurulan aile geleneği kadına erkek hizmetinde olduğu sürece değer vermektedir. Kadının erkeksiz bir hiç olduğu, kendi başına bir irade olarak görülmediği anlayışıyla yalnızca nesne pozisyonunda tutulur. Erkeğin baskı, zor ve şiddet yönelimlerine karşı geldiğinde de değersizleşir. Bu anda kadına yapılabilecek her şey mübah olarak görülür. ‘Karım, bacım, kızım değil mi? İstediğimi yaparım’ somutunda gerçekleşen bu durum şimdilerde dillerde pek dolandırılmasa da zihniyet boyutu aşılmış değildir. Bunu eksilmeyen kadın cinayetlerinden anlayabiliyoruz.

Yaşamın her anına Kastik katil tarafından cinsiyetçi anlayışlar ve yaklaşımlar örülmüştür. Şu veya bu şekilde tezahür etmektedir. Cinayet, şiddet ve psikolojik şiddet, tecavüz ve cinsel nesne aracına dönüştürme, alınıp satılan nesne haline getirme (metalaştırma), iradesiz görme ve iradesizleştirme, bastırma, küçük görme ve küçük düşürme, güvensiz ve inançsız yaklaşımlar besleme vb. şekilde örnek olarak çok daha arttırılabilecek yaklaşımlar günlük yaşam içerisinde en yakınındakiler tarafından (baba, eş, sevgili, kardeş, ağabey) kadına karşı sergilenmektedir. Bu kastik katilin kadın köleliği üzerine inşa ettiği düzenin köklü olduğunun bir diğer yansımasıdır.

Kürt kadını etrafında gelişen Kadın özgürlük mücadelesi cinsiyetçi toplumu aşabilmek için mücadele etmekte, bu mücadele uğrunda bedeller vermektedir. Her alanda mücadele gelişmektedir, sayısız kazanım elde edilmiştir. Fakat cinsiyetçi toplumun tümden aşıldığını söylemek mümkün değildir. Bu nedenle kadın açısından özgür yaşamın oluştuğunu söylemek henüz erkendir. Kadının düşünce dünyasına, hayallerine, özlemlerine, ütopyalarına bile müdahale eden bir gerçekliğin yaşandığı bilincinde olarak örgütlü mücadelenin, komünal mücadelenin yükseltilmesi zorunludur. Söz konusu düzende ve bu düzenin geliştirdiği yaşamda kadın örgütlü olduğu sürece özgür yaşam imkânı ve umudu vardır. Aksi durumda kadın kırımının katmerleşmesi dışında bir seçenek önümüzde olmayacaktır. 

Kader ACAR