Öz Savunma bilinci aslında doğadaki bütün canlıların temel reflekslerinden biridir. Kendini tehdit altında hisseden doğadaki her varlık, varlığını devam ettirebilmek amacıyla bu tehditlere karşı meşru savunma reflekslerini harekete geçirerek yaşamını sürdürür, varlığını devam ettirir. Önder APO bunu “gül teorisi” olarak dile getirdi.
Bir gül bile kendisine zarar gelmemesi için eğer diken çıkarıyorsa, çöldeki bir ot eğer köklerini kumların, toprağın derinliğine salarak varlığını sürdürmek istiyorsa, insan gibi doğanın en örgütlü yapısı olarak toplumun kendisini tehdit eden tehlikeler karşısında sesiz kalması, her hangi bir refleks göstermemesi mümkün değildir.
Bu anlamda meşru savunma anlayışı ve çizgisi, Öz Savunma refleksleri, varlığını sürdürmek isteyen her toplumun en doğal refleksleridir. Bu konuda yönelimler ne kadar örgütlü, çok yönlü ve çok boyutlu olursa buna karşı geliştirilecek tedbirler de o kadar çok yönlü, çok boyutlu ve çok örgütlü olmak durumundadır. Evrendeki hiçbir canlı varlık kendi savunmasını nasıl boş bırakmıyorsa, insan ve toplumun bu konuda gerekli yol yöntem ve araçları geliştirmemesi beklenmemelidir. Binlerce yıldır halkların yürütmüş olduğu mücadeleler büyük bir miras yaratmıştır.
Büyük emeklerle, acılarla, çabalarla yaratılan değerlerimiz yeni özel savaş konseptleriyle tehdit edilmektedir. Elde edilen kazanımlarımız inkâr edilmekte ve bu değerler elimizden alınmak, gasp edilmek istenmektedir. Biz de halk olarak uzun ve zengin direniş tarihimizin vermiş olduğu tecrübeyle, bu değerlerimizi koruyacak mekanizmalar geliştirmek durumundayız.
Bizim açımızdan savunmasızlığı, teslimiyeti ya da yok oluşu normal görmek ve bunları çağrıştıracak yaklaşımları anlamak anlaşılır şeyler olmadığı gibi, doğru da değildir.
Türkiye’de bazı aydınlar, bazı kesim ve çevreler, “sağduyuya davet” adı altında, gençleri kandırıp, kendi kültürlerinden uzaklaştırma çağrılar yapmaktadırlar. Bu kadar yoğun devlet şiddetiyle, inkâr ve imha amaçlı operasyonlarıyla üzerimize gelinecek biz de buna karşı sessiz kalacağız, buna da “sağduyu” diyeceğiz! Bu ne ahlaki ne vicdani ne de politik olarak, adil ve doğru bir yaklaşım değildir.
Binevş Ceng















