KU TR

Rêber APO’nun Arap aşiretlerine gönderdiği 28 Temmuz tarihli mektup yayınlandı. Rêber APO Kuzeydoğu Suriye’de yaşayan Arap aşiret büyükleri ve şeyhlerine hitap ederken ‘’Arap ve Kürt halkları arasındaki ilişki ve ittifaka inanan yeni bir tarihi temel oluşturuyorsunuz’’ diyor. 

Mektup Suriye’de yaşayan halkların özelde Arap ve Kürtlerin birlikte demokratik bir yaşamı yaratmaları konusunda teşvik edici ve olumlayıcı nitelikte. En somut şekilde ise mektubun sonlarına doğru ‘’Kürt ve Arap halklarının kardeşliğini ve ittifakını, tarihsel temeli nedeniyle destekliyorum’’ cümlesinde Kürt-Arap birlikteliğinin gerekliliğini dile getiriyor. 

Rêber APO’nun Kürt-Arap ittifakına yaklaşımı yalnızca bu mektup ile değil, Rojava devriminin başından beri bu yaklaşımı görüyoruz. Rêber APO Kürt-Arap ittifakına stratejik düzeyde önem vermekte, gelişmesi için çalışmakta ve perspektifler sunmaktadır. Rêber APO öncülüğünde bir bütünen Özgürlük Hareketi bu ittifaka stratejik önem biçmekte ve ona göre yaklaşmaktadır. Bütün Ortadoğu tuzaklarına rağmen…

Hal böyleyken Barzani’nin son çıkışları ne anlama geliyor? Doğrudan kendi ağzından duymasak da ‘Arap aşiretlerine’ milliyetçilik temelinde tehdit içerikli mesajlar verdi. Bugüne kadar Rojava’da yaşanan Türk devleti saldırılarına doğrudan ya da dolaylı destek veren Barzani neden şimdi böyle bir şey söylemeye ihtiyaç duydu? Elbette buna şu anki süreci gerekçe göstermek çok fazla saf yaklaşmak olur.

Diğer yandan HTŞ’nin başı Colani tarafından görüşme amaçlı ENKS Şam’a davet ediliyor. Şam’a gitmeden önce Mazlum Abdi ile oturan ENKS’liler, yönetime ortak olmak istediklerine dair bir proje sunduklarını belirtiyorlar.

İçeriğine dair bilgimiz olmasa da tahmin etmek zor değildir. Rojava’nın bilmem ne kadarını; Özerk Yönetim’de yüzdelik payını, Roj peşmergelerinin Rojava’ya geçişini, petrol ve maddi gelirin bir kısmını isteyeceklerini önceki dönemlerden tahmin edebiliriz. Ayrıca yaklaşımda yurtsever ve ulusal bütünlük olmayınca ülkeye tüccar bakış açısı hâkim olur.

Şam’a davet edilmelerini Türkiye’den bağımsız okumak zordur. Çünkü Kürtlere yönelik Colani’nin politikalarında Hakan Fidan şahsında Türkiye belirleyici olmakta. Bunu da Şam’ın önceki açıklamalarından anlayabiliyoruz. ‘Üzerimizde Türkiye’nin baskısı var’ sözlerini HTŞ’nin yöneticilerinden duyduk. Sürekli ‘Kürtler ayrılıkçılık yapıyor’, Suriye’yi bölecekler’ yaygarasını koparan bizzat Hakan Fidan. Tam da burada Fidan ile Barzani’nin benzerliği ortaya çıkıyor. Fidan’ın çizdiği felaket senaryolarını destekler nitelikte bir açıklama Barzani’den geliyor. Adeta ‘evet Kürtler ayrılmak istiyor, gerekirse Arap aşiretleri ile çatışırız’a getiriyor.

Şara’nın son açıklamaları da dikkat çekici oluyor. ‘QSD’nin tüm Kürtleri temsil etmediği’ni söyledi. Bu laflar da bize Türk devlet yöneticilerinden dolayı pek yabancı gelmiyor. Bu şekilde ENKS’ye meşru bir kılıf hazırlanıyor da olabilir. Zaten Türk devletinin yıllardır Rojava’yı ENKS eliyle kontrol altına almak istediğini biliyoruz.

Anlaşılması çok da zor olmayan şu tespiti yapmak mümkündür: Mazlum Abdi ile görüşmelerinde sundukları projeye Rojava yönetiminin evet dememesi halinde Şam’a kendi başlarına gitme kartını gösteriyor. Bu anlamda şantaj yapıyor. QSD’den taviz alma adına Türkiye ve Şam kartlarını sahaya sürüyor.

Bu nedenle Barzani’nin çıkışlarına fazla anlam yüklemek gereksizdir. Zorunda kaldığı birtakım açıklamaları yapabilir. Örneğin Önder APO’ya özgürlük isteme gibi. Kürt Ulusal bütünlüğüne dair KDP’nin zihniyetinde bir gelişme olmamıştır. Sadece yok oluşunun önüne geçmeye çalışıyor. Özellikle Rêber APO’nun bu süreçteki muazzam inisiyatifi Ortadoğu ve Kürdistan’daki etkisini zirvelere taşıdı. Bu da Barzani’nin alan kaybetmesi demektir. Çünkü (hakikat payı olmasa da) Barzani kendini Kürtlerin tek lideri olarak tanımlıyor.

Editörden