KU TR

Demokratik Ulus inşası ve yapısı için demokratik bir zihniyet gereklidir. Demokratik Ulus’un temel yapısı olan komünlerin inşası da demokratik bir zihniyet gerektirir. Demokratik Ulus’un bireyi de demokratik zihniyete sahip özgür birey olmalıdır.

Toplumda ve bireyde günlük yaşamından tutalım hayati seçimlere kadar her şey zihniyetteki kodlamalar ile gerçekleşir. Giyilen elbiselerden, konuşmalarda seçilen kelimelere, yapılan siyasetten ilan edilen savaşlara kadar eylemler zihniyet yüklüdür. Toplumdaki ilişkiler, aile ilişkileri, kadın-erkek ilişkileri bütün olarak bireyin bulunduğu toplumun sahip olduğu zihniyet kapsamında gerçekleşir. Bu kurumsal yapısı ile de aynı ilişkiyi taşır. Sahip olunan zihniyet ile kurumsal yapı bütünlük taşır.

Oluşturulmak istenen, amaçlanan toplumsal sistemde zihniyet ve eylem bütünlüğü temeldir. Zihniyet oluşmamışsa yapılan eylem bu amaca hizmet etmez. Bütün sistemler zihniyet ile pratiğe geçer. Bir toplumun sahip olduğu zihniyet ne ise eylemi de odur. Yine yetiştirdiği bireyler de bu kapsamda olur. Zihniyetin değişimi de yaşamdaki her türlü eylemin sonucunda gelişir. Eğitim, örgütleme ve örgütlenme, kolektiflik, emek ve fedakarlıklar yoluyla yaşanan bir gelişmedir. 

Demokratik Ulus yaşamı için de geçerlidir. Demokratik Ulus inşası ve yapısı için demokratik bir zihniyet gereklidir. Demokratik Ulus’un temel yapısı olan komünlerin inşası da demokratik bir zihniyet gerektirir. Demokratik Ulus’un bireyi de demokratik zihniyete sahip özgür birey olmalıdır.

Kapitalist modernitenin sürekli olarak öne çıkardığı ‘bireysel özgürlük’ adı altında bireyciliktir. Liberalizm adeta ‘’toplum yoktur birey vardır’’ der. Yaptığı çalışmalar ile ‘toplumsuz birey’ ortaya çıkarır. Bununla aslında en derin köleliği geliştirir. Bireyi köksüzleştirerek, toplumdan kopararak, hatta bireyin toplumunu yıkarak sahip olduğu insanlık değerlerini elinden alır. Böylece köleleştirip kendi çıkarları doğrultusunda bireyler türetir. Kendi yaşam anlayışını, eğitim sistemini hâkim kılarak türettiği bu tip bireyleri, azami kârı sağlamak amaçlı karın tokluğuna yetecek derecede ücretler ile en az maliyete köle sağlar.

Birey, burada işsizliği tercih etme gibi bir lükse sahip olamamaktadır. Çünkü Kapitalist sistemde işsizlik, sonuçta açlıktan ölmeyi getirir. ‘Çok az ücretli işler’ bu şekilde bireylerin boynuna vurulan bir tasma görevi görmektedir. Böylece ipini eline aldığı bireyleri istediği tarafa yönlendirebilir, istediği kapsamda tutabilir. Yine boyunduruk altına aldığı bireylere karşı da sürekli bir şantaj kullanma durumu vardır. Eğer ki emeğine karşılık verilen en az miktardaki ücrete razı olmasa yerini alabilecek bir ‘işsizler ordusu’ sürekli vardır.

Bu şekilde sürekli olarak kendi hizmetinde köle olarak kullanmak amaçlı köksüz, tarihsiz, örgütsüz, ideolojisiz, inançsız, toplumsal gerçeğini inkâr eden bireyler yetiştirmeyi amaçlar. Bunun için yoğun ve kapsamlı bir eğitim sistemine sahiptir. Anaokullarından, ilkokullara, liselere ve üniversitelere kadar ‘bireyci-bencil’ insanlar türetmek amaçlı eğitimler verir. Bunu da bilimsellik adı ile yapar. Liberalizmin en belirgin yanlarından biri kendisini tek hakikat gibi sunmasıdır. Yapmak istediğini ya da yaptırmak istediğini ‘bilimsellik’ adıyla herkese kabul ettirir veya ettirmeye çalışır. Aslında ‘bilimsel’ olduğunu söyleyerek tartışmanın dışına iter. Böylelikle tartışılmasının, doğru ya da yanlış olduğunu sorgulanmasının önüne geçmiş olur. Söylediği her şeyin tek doğru olduğunu benimsetir.

Köle bireyler yetiştirme kapsamında birçok yol ve yöntem kullanır. Bireyi köleleştirmenin bir yanı da onu uyuşturmaktır. Bilinçsiz kılarak refleksiz, bihaber, kendi dışında kimseyi önemsemeyen bir kişilik oluşturur. Uyuşturmadan kasıt bilinç uyuşturulmasıdır. Uyuşturucu maddeler, pornografi, fanatizm gibi yol yöntemler ile amaçsız, hedefsiz bireyler ortaya çıkar. Özellikle 3S’yi (Seks-Spor-Sanat) tamamen buna hizmet edecek şekilde kullanır. Bu özel savaş yöntemleri kullanılarak sistem için uysal, itirazsız olmaları sağlanır. Bilinçli olmasını sağlayacak bütün unsurları da ‘tehlike’ veya ‘tehdit’ olarak tanımlar.

Kapitalist sistem toplum içerisinde ‘özgürlük’ anlayışını çarpıtır. Özgürlük anlayışını toplumun olmayışına bağlar. Bu şekilde sanki sonsuz bir birey özgürlüğü olduğu algısını oluşturur. Bir bireyin istediğini yapması gibi bir durumda gerçekte mümkün değildir. Kendi toplumundan koparılmış birey sadece fiziksel olarak yaşayabilir. Hatta bir hayvandan daha da aşağı düşer. Toplumu ve bireyleri kontrol edebilme amacıyla gerçekleştirdiği bu çarpıtma neredeyse herkes tarafından satın alınmıştır.

Kapitalist sistemin oluşturduğu zihniyet birey özgürlüğü adı altında bireyciliktir. Herkesin herkese düşman olduğu, insanların birbirine güveninin kalmadığı, sürekli birbirine zarar veren, birbirlerini tehdit olarak gören bir zihniyet dünyasıdır. ‘İnsan, insanın kurdudur’ anlayışını yaşamın tüm alanlarına hâkim kılmaya çalışır. Bu toplumun zihniyet anlamında ortadan kaldırılması demektir. Geriye bırakılmak istenen beden olarak insan fakat değerleri elinden alınmış bir insandır. Öz itibariyle kültürsüz, örgütsüz, inançsız, değersiz insan ‘sürüleri’nin oluşturulmasıdır.

Buna karşılık demokratik ulusun bireyi kendi özgürlüğünü toplumun komünalitesinde, yani daha işlevsel küçük topluluklar halindeki yaşamında bulur. Özgür ve demokratik komün veya topluluk, demokratik ulus bireyinin gerçekleştiği temel okuldur. Komünü olmayanın, komünsel yaşamayanın bireyselliği de gerçekleşemez.

Toplum tarih boyunca komünlerden oluşmuştur. İnsan da bu komünler yoluyla bütün yaşamsal örgütlemelerini yapmıştır. Ava gitmekten ot toplamaya; savunmadan çalışmaya tümüyle komünler ile hareket etmiştir. Bütün bireyler toplumla özgürlüğün sağlandığının bilincindedir. Ortak hareketin ortak zihniyetten kaynaklandığını bilir. Bu nedenle toplumun bütün değerlerine bağlı bir bireydir.

Kapitalist sistemin tersine, bireyler paylaştığı oranda özgürdür. Gerçek anlamda toplum içerisindeki statü böyle sağlanır. Verilen emeğin, yapılan fedakarlığın karşılığında her birey toplum içerisinde statü sahibi olur. Toplum yararına yapılan bütün çalışmalar bireyi daha özgür kılmaktadır. Bu da bireyi toplum içerisinde özne durumuna getirir. Yani sadece etkilenen değil aynı zamanda etkileyen birey olur. Kapitalist sistemin türettiği kişilik ise sadece olaylar, durumlar ve güçler karşısında etkilenir. Bunu da kader olarak benimsetir. Özgür toplumda birey bir öznedir. Etkilenir ve etkiler, dolayısıyla irade haline gelir.

Sinerji denilen olay ortaklık sonucu gerçekleşir. Bir bütüne ait olan parçaların birliktelikten daha yüksek enerjiyi açığa çıkarmalarıdır. Komünler için de aynısı geçerlidir. Kendi içerisinde enerji üretir. Bireyler; tek başına ortaya çıkarabileceği enerjinin fazlasını birlikte çıkarır. Böylece bireyin yapabildiğinden fazlası ortaklaşarak gerçekleşir. Bu bireylerin arka planda kalmasını veya silinmesini ortaya çıkarmaz. Aksine rollerinin tamamlayıcılığı önem kazanır. Bir parçanın eksik olması komünün işlevini yitirmesine neden olmasa da işlevini eksilteceğinden şüphe yoktur. Böylece komünler, bireyin rolünü oynaması açısından oldukça uygun alanlardır, gelişiminin ve rol almasının önünde kendisi dışında bir engel yoktur.