Ekonomideki yıkım komünün çözülüşü ile başattır. Komün çözüldükçe ekonomi ele geçirilmiştir. Temel ve genel ihtiyaçlarını karşılayamayan toplumun ahlaki ve politik çözülüşü de kaçınılmaz olmuştur. Çözülüşün sonucunda geriye ahlaksız, politikasız, işsiz toplum artıkları kalır. Bunun adı özel ve devlet tekelciliğidir.
Ekonomi toplum için bir varoluş tarzıdır. Toplum özünde ekonomiktir. İnsanlık tarihinden günümüze bu durum geçerlidir. Toplumun maddi ihtiyaçlarını karşılamasına ekonomi denir. Bunu da komünler yoluyla gerçekleştirmiştir. Günümüzde ekonominin sayılara ve terimlere boğdurulmuş olması ekonomi üzerindeki tahakkümün maskeleridir. Ekonomi toplumdaki her bireyin işidir.
‘’Özellikle fetişleştirildiğinden ötürü, ekonomiyi sınırları çizilmiş bir tanıma kavuşturmak büyük önem taşımaktadır. Her şeyi ekonomiye indirgeyerek ekonominin tanımını anlamsız kılan liberalizm, ekonominin tersi her olguyu da ekonomi saymaktadır. Genel anlamda ekonomiyi toplumun zorunlu maddi ihtiyaçlarını giderme eylemi, bunun kurumsal ve kuralsal ifadesi olarak izah edereken, daha dar anlamda Pazar etrafındaki maddi ihtiyaç değiş tokuşu olarak tanımlamak mümkündür.’’ (Rêber APO-Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak)
Tarih boyunca ekonomi her zaman komün yoluyla gerçekleştirilmiştir. Komünsüz bir ekonomi söz konusu değildir. Toplum ilk dönemlerinden günümüze ihtiyaçlarını komün yoluyla ortaklaşarak, paylaşarak karşılamıştır. Bir kişinin veya bir azınlığın ekonomiyi kendi elinde tutması en yalın tanımı ile hırsızlıktır. Topluma ait olan ekonomiyi gasp ederek özel ekonomi olarak adlandırır. Günümüzde kapitalizmin ekonomi diye sunduğu aslında ekonomi üzerindeki gaspıdır. Tarihçi Braudel’in çok yerinde bir tespitiyle, ekonomi olmayan kapitalizm piyasa üzerinde kâr amacıyla egemenlik kuran tekelciliktir. Ekonomi üzerine kurulan tahakküm toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için başvurdukları komünleri ortadan kaldırma, yıkma anlamına gelir. Zaten komünleri yıktıkları oranda ekonomi üzerinde tahakküm kurulmuş olup talanı gerçekleştirmişlerdir.
Ekonomideki yıkım komünün çözülüşü ile başattır. Komün çözüldükçe ekonomi ele geçirilmiştir. Temel ve genel ihtiyaçlarını karşılayamayan toplumun ahlaki ve politik çözülüşü de kaçınılmaz olmuştur. Çözülüşün sonucunda geriye ahlaksız, politikasız, işsiz toplum artıkları kalır. Bunun adı özel ve devlet tekelciliğidir.
‘’Ekonomi sanki ulus-devlet çatısı altında inşa edilen pazarlar üzerinde sermaye tekellerinin öz faaliyetiymiş gibi tanımlanmaktadır. Burada ekonomi inkar edilmekte, yerine ekonomi olmayan ve gerçek ihtiyaçlar ekonomisinin inkarı olan tekelci ticarî, sınaî ve finansal aşırı kars sistemi ikame edilmekte; sanki ezel-ebed ekonomik faaliyet bu tekellerden ibaretmiş gibi bu sistem ekonomi bilimi adı altında yoğun bir meşrulaştırmayla sunulmaktadır.’’ (Rêber APO-Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak)
Komün ekonomisini yeni bir icat veya doktrin olarak düşünmemek gerekir. Komün ekonomisi yeni bir plan veya proje de değildir. İnsan toplumunun onsuz yaşayamayacağı bir varoluş tarzı olarak düşünmek veya hakikat olarak kavramak gerekir. Eğer toplum ayakta durmak ve varlığını sürdürmek istiyorsa, komün ekonomisini esas almak zorundadır.
Ortadoğu toplumunu diğer bölgelerden ayıran temel özelliklerden biri kapitalizm ile olan çelişkilerinin derinliğidir. Ortadoğu halkları kapitalizm ile barışık değildir, bütün saldırılarına rağmen benimsememektedir. Günümüzde yaşanan savaşlar da kapitalizmin Ortadoğu’daki politikaları sonucudur. Özellikle üç saç ayağından biri olan Ulus-devlet yoluyla Ortadoğu toplumuna giydirmek istediği ‘teklik’ elbisesi üzerine oturmamaktadır. Bedeli binlerce, yüzbinlerce insanın ölümü olmaktadır. Yahudi, Filistin, Kürt, Alevi ve kadın sorunları kapitalizmin, Ortadoğu’nun komün yapısını dağıtma çabaları sonucu doğmuştur. Kadın sorunu katmerleşmekte, kadınlar için ölüm çukuru olan bir bölge durumuna dönüşmüştür. Doğası gereği çözdüğü hiçbir sorun olmamış aksine bütün sorunlar kördüğüm haline gelmiştir. Giderek maliyeti artan sorunlara dönüşmüştür.
Ortadoğu, komün-devlet çatışmasının en görünür olduğu yerdir. Ortadoğu’nun insanlığa beşiklik ettiği yer olmasından kaynaklı komün anlayışı köklü ve derindir. Hırsızlığı amaçlayan devlet düzeni de buna ulaşabilmenin yolunu komünü ortadan kaldırmakta bulmaktadır. Komünal düzen olduğu sürece tam hakimiyeti sağlayamayacağının bilinciyle var gücüyle komünal değerleri hedefler. Ortadoğu’da az da olsa komünal değerler özellikle kapitalizme karşı var olma savaşını vermektedir.
Anlaşılacağı üzere komün Kürdistan ve Ortadoğu’da köklü ve derin olması sebebiyle bu topraklara yabancı bir olgu değildir. Rêber APO son değerlendirmelerinde tarihsel toplumun komün-devlet ikilemine dayalı bir sosyalizm anlayışının daha doğru olduğunu ifade eder.
Komün inşaları sanıldığından daha fazla enerji, çaba ve emek gerektirecektir. Çünkü kapitalizmin yarattığı tahribatlar ne yazık ki bireyleri çok derinden etkilemiştir. Bireycilik eşittir özgürlük anlayışı her yere hâkim kılınmak üzeredir. Her şeyden önce kanser gibi durmadan yayılan tehlikeli bir hastalık olan bireycilik hastalığının bertaraf edilmesi gereklidir. Aksi durumda bireyci anlayışların komün düzenlerinde yer almasının hiçbir anlamının olmayacağı gibi sürekli zarar veren bir pozisyonda olacaktır. ‘Hep bana’ anlayışı yerine ‘hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için’ anlayışı geçmedikçe bireylerin komünleşmesi söz konusu olamayacaktır. Bütün tahribatların başı bireyciliktir dersek yanlış olmayacaktır. Elbette bunun için çok önemli, sıkı eğitimin olması gerekmektedir. Özellikle kurucu kadroların, kurmay kadroların bu konuda eksiklik yaşaması telafi edilmesi zor hatalara sebebiyet verecektir.















