KU TR

İnkara karşı var olduğunu ve özgürleşme isteğinde bulunan Kürtlere yüzyıllık statüsüzlük ve soykırım halinin dayatılmasını ifade etmektedir. Kürtler başsız bırakılarak sorunun kontrol amaçlı devamı hedeflenmiştir. Saldırıları derinleştiren komplo en büyük soykırım saldırısıdır.

9 Ekim Uluslararası komplo saldırısının yıldönümünü yaşıyoruz. Kürtler açısından bu komplonun, soykırım saldırısının ne anlama geldiğini bilmek önemlidir. Yüzyıllık soykırım kıskacında tutulan Kürt halkının özgür yaşam umutlarını dirilten Rêber APO’ya yönelik bu komplo ile uluslararası güçlerin neyi hedeflediklerini anlamak gereklidir.

Neredeyse yüzyılda bir Kapitalist modernite güçleri tarafından kendi çıkarları doğrultusunda dizayn edilen Ortadoğu’da PKK’nin çıkışı tehlikeli bulunmuştu. Uygulamaya çalıştıkları planlara engel görülen Rêber APO ve PKK ortadan kaldırılmalıydı. Bu çıkarlar neydi? Türkiye başta olmak üzere Kürdistan toprakları üzerinde işgalci konumda olan Ulus-devletleri kontrol altına almaydı. Hegemonya olmanın verdiği gereklilik kapsamında bu devletler sürekli olarak kontrol altına alınmalıydı. Bunun da yolunu sürekli bir Kürt krizinde buldular. Çok ince hesaplar yapılarak yüzyıla yayılacak bir soykırım planı oluşturuldu.

Dört millete ulus-devlet Kürtlere de inkâr ve imha temelli bir sorun olma’ rolü verdiler. Kendi elleriyle oluşturdukları sorunu da gerektiğinde işbirlikçi Kürt’ü kullanarak gündeme taşıyacaklardı. Fakat bu yolla oluşturulacak gündem de elbette ki kontrollüydü ve Kürt halkının özgürlüğünü değil kapitalist güçlerin çıkarları doğrultusunda olacaktı.

Buradaki dengeyi bozan güç Rêber APO’nun öncülüğündeki PKK hareketi olmuştu. Kürdistan Özgürlük Hareketi hem Kürdistan’da hem de Ortadoğu’da güçlenerek sahneye çıkmıştı. Hesaplanan planın dışında bir gelişmeydi. Diğer Kürt güçleri gibi ne ‘güçlü’ devletlere dayanıyordu ne de kontrol altına alınabiliyordu. Kürdistan’daki bu yeni gelişme yüzyıllık soykırıma neden olan dengeyi ciddi anlamda sarsıyordu. Bu nedenle Kapitalist modernitenin başını çeken ABD, İngiltere ve İsrail öncülüğünde birçok gücün aktif rol aldığı uluslararası komplo başlatıldı.

Rêber APO yaptığı son görüşmelerde de bizzat Mossad tarafından Şam’da kendisine çeşitli tekliflerin getirildiğini belirtiyor. Bu yolla kendi yanlarına çekebilmek, Kürtlerdeki işbirlikçi çizgiyi Kürdistan Özgürlük Hareketi şahsında devam ettirmek; kısacası kendi planlarına uyan, ona göre hareket eden bir güç haline getirmeyi amaçlamışlardır.

Aynı güçler tarafından 20. yüzyılda yaratılan sorun Kürtlerin çok ciddi trajedi yaşamalarına neden oldu. Soykırım cenderesine alınarak katliamlardan geçirildi, kültürü-dili yasaklandı, teşhir ve tecrit edildi, sürüldü. Yoğun asimilasyon politikaları ile kendi özüne yabancılaştırılmaya, son kertede varlıkları inkâr edilerek topyekûn ortadan kaldırılmaya çalışıldı.

Yarım asrı ölüm sessizliğinde geçen Kürdistan’da ortada neredeyse tükenmiş bir toplum gerçeği bırakıldı. Var olan, görünen Kürtlük de işbirlikçilik temelindeydi. Kürtler ancak başkalaşırsa var olabiliyordu. Kendi özünü yaşayan Kürtlük topyekûn saldırı, imha ve inkar altındaydı.

Rêber APO’nun çıkışı bu soykırıma karşı Kürdistan’daki en ciddi tavırdı. Kürt halkında yeniden özgürlük umutları yeşertildi. Halk da bu değerli duruşa cevap vererek Hareket’i her yerde ve her zamanda sahiplendi. İhtiyacı olduğu özgür yaşama cevap verebilen bir hareket olarak PKK Kürt halkında kısa sürede büyük karşılıklar buluyordu. Giderek Kürdistan’ın bütününe yayıldı.

Direniş ve ihanet çizgilerine çok net sınırlar çizerek, bugüne kadar Kürt halkında umut yaratamamış sözde Kürt mücadele örgüt ve şahısların maskelerini düşürdü. Sömürge ve soykırım altında bulunan Kürdistan’da dirilişin çok keskin mücadele gerektirdiğini erkenden tespit edip ona göre hareket etti. Mücadele ederek elde edilen kazanımları inkâr edebilecek hiçbir güç ve kudret bulunmamaktadır.

Kürt halkının sahip çıktığı, umut beslediği, özgür yaşam hayallerinin oluşmasına neden olduğu; günümüzde Ortadoğu’nun en güçlü devlet dışı aktörü olmasını sağlayan bu mücadelenin temel kaynağı Rêber APO’dur. Tek başına çıktığı yolda iğne ile kuyu kazarak mücadelenin bütün kazanımlarının, değerlerinin gelişmesini sağladı. Kürt sosyolojisini, bireyini, aklını, politikasını sonuç alıcı düzeylere taşıdı. İhanetçi çizgiyi deşifre etti, maskelerini düşürdü. Özgür Kürd’ün kim olduğunu, nasıl özgürleşebileceğini gösterdi.

İşte bütün bu değerleri yaratan Rêber APO’ya yönelik komplo, Rêber APO şahsında Kürtlerin özgürlük hayallerine, mücadelelerine karşı geliştirilmiştir. İnkara karşı var olduğunu ve özgürleşme isteğinde bulunan Kürtlere yüzyıllık statüsüzlük ve soykırım halinin dayatılmasını ifade etmektedir. Kürtler başsız bırakılarak sorunun kontrol amaçlı devamı hedeflenmiştir. Saldırıları derinleştiren komplo en büyük soykırım saldırısıdır.

Özgür Kürt ve Kürdistan gerçeği soykırımcı-sömürgeci kapitalist modernite güçlerinin planları ve çıkarları ile çelişmekteydi. Bu nedenle komployu da bizzat kapitalist modernitenin başını çeken güçler organize etti, gerçekleştirdi. Komplo sonucu Rêber APO esir alınarak Türk devletine teslim edildi. Türk devleti bu komploda sadece ve sadece bir gardiyandır.

Özgür yaşam ve mücadele kaynağımız Rêber APO’nun özgürlüğünü istemek, bunun için mücadele etmek yüzyıllık inkâr ve imha temelli yürütülen soykırımı yenilgiye uğratmak için temel koşuldur. Rêber APO’nun özgürlüğü soykırımın kesin yenilgisi anlamına gelecektir. Kürt halkı olarak varlığımızı kabul ettirip özgürlüğümüzü sağlamanın yolu Rêber APO’nun özgürlüğünden geçmektedir. Bunun için özgür bir yaşam arzulayan her Kürd’ün ilk görevi Rêber APO’nun özgürlüğü için daha çok mücadele etmektir.

Editörden