Yılların ardından Kürtlere yaklaşımda henüz bir değişim olmadığı görülmektedir. Hem muhalefet hem de iktidar tarafından gelen saldırılar aynı kaynaktan gelmektedir. Kürtlere yönelik sömürge anlayışları barındırmaktadır.
Önderlik ‘’Kürdistan sömürgedir’’ derken tarihsel bir tespit yapmıştı. Bu tespiti yaptığı anda da kendisinden geçtiğini ifade eder. Bu, sömürge gerçekliğinin Önderlikte yarattığı etkiydi. Oldukça yakıcı olduğu için o anda baygınlık geçirmişti.
Önderliğin ilk tespiti bir gerçekliği çıplak ve net bir şekilde ortaya koymaktadır. Kürdistan’ın ulus-devletler tarafından sömürge haline getirildiğini anlatır. Söz konusu ulus-devletler de sömürgeci pozisyondadır. Dört ulus-devleti sahiplenen ve onu benimseyen zihniyet sömürgeci bir zihniyet olmaktan kendini alıkoyamaz.
Frantz Fanon sömürgeci ve sömürge psikolojisi üzerine derin analizleriyle değerli çalışmalar ortaya çıkarmıştır. Fanon, Fransız sömürgesi altında olan Martinik’te doğdu. Burada yaşantısına başladı. Ardından yine bir Fransız sömürgesi olan Cezayir’e geçti. Burada sömürü altındaki toplumu derinlemesine gözlemledi ve araştırmalar yaptı. Sonuçta kültürel, sosyolojik ve psikolojik tahlillerde bulundu.
Frantz Fanon yalnızca sömürgeleştirilen topluma, bireylere dair değil sömürge güce onun toplumuna ve bireylerine dair tespitler yapmıştır. Çünkü sömürgeciliğin hem sömüren hem de sömürülen üzerinde derin etkiler yarattığını fark etmiştir.
Ülkemiz Kürdistan’ın da Önderliğin yıllar önce tespiti kapsamında sömürü altında olduğunu biliyor ve anı anına yaşıyoruz. Bu sömürgeleştirme uygulamaları uzun yılları kapsamaktadır. Bunun hem Kürt bireyler üzerinde hem de devleti kendisine ait sanan Türk bireyleri üzerinde derin etkileri bulunmaktadır. Türk şovenizminin kaynaklandığı önemli bir yer de bu nokta olmaktadır.
Sömürgeciye göre sömürülen insan ya da toplum medeniyet dışıdır, gelişmemiş bir varlık konumundadır. Bunu gerekçe gösterip kendilerine gelişmişlik götürdüklerini iddia ederler. Bu noktada kendisini özne sömürüleni ise nesne konumuna düşürür.
Yani sömürülen toplumun kendisi için yapabileceği herhangi bir şey olamaz. Çünkü iradeleşmemiş olduğunu iddia eder. Bu nedenle kendisi sömürülen toplum için en iyi olanı düşünür, ne derse onu yapması gerektiğini söyler. Sömürülen toplumun özne olmadığını kendisine bir fayda sağlayacak kapasitesinin olmadığını düşünür. Küçük görür, iradesiz görür.
Kürt halkına yönelik de bundan pek farklı olmayan yaklaşımlar sergilenir. Kürt soykırımına da Kürtlerin aşiret toplulukları olduğunu, halk olmadıklarını, dillerinin bile dil sayılamayacağını iddia ederek başladılar. Uygulamaya koydukları soykırım politikaları ile kendi akıllarınca Kürtlere gelişmişlik götürüyorlardı.
Yılların ardından Kürtlere yaklaşımda henüz bir değişim olmadığı görülmektedir. Hem muhalefet hem de iktidar tarafından gelen saldırılar aynı kaynaktan gelmektedir. Kürtlere yönelik sömürge anlayışları barındırmaktadır. Kürtlerin kendilerini yönetemeyeceklerini, örgütlenemeyeceklerini, siyaset yapamayacaklarını düşünür ve buna inanırlar. Bütün başarılarımıza kaynak olarak hep sahip oldukları devletlerinin düşmanlarını gösterirler. Kürt’ün başarma gücünden yoksun olduklarını düşünürler.
Kendi medyalarında gerillanın, halkın, siyasetin başarılarına başka devletler tarafından destek olunduğunu; başka devlet ve güçlerin bu başarılarda rol oynadığını ve bizlerin de hep ‘dış güçlerden’ öğrendiğimizi sık sık tekrarlayıp dururlar.
Bu nedenle Kürtlerin siyasi hamleleri, stratejik atılımlarına anlam verememektedirler. Çünkü Kürtlerin birer özne olabileceklerine inanmak istememektedirler. Kendilerini Kürtlerin yalnızca bir nesne olduklarına ikna etmişlerdir. Bu konuda inançları oldukça katıdır.
Kürtler içerisinden Önder Abdullah Öcalan gibi bir Önderliğin çıkmasını hazmedememişlerdir. Yaptığı politik hamleler kendilerini adeta şaşkına çevirmektedir. Bunun karşısında ise ciddi bir hazımsızlık ve kabullenememe durumu vardır.
İktidarıyla muhalefetiyle halkımızı etkilenen pozisyonda, kendilerini de Kürtleri etkileyen bir pozisyonda tutma çabaları vardır. Onlara göre Kürtler yalnızca onlara ek veya onlara bağlı durumda olabilir.
Kürtlerin ise yeni yüzyıla görkemli çıkmaları bu durumları aşmaları ile bağlantılıdır. Kendilerini özne olarak belirleyip; kendi özyönetimlerine, öz savunmalarına ve öz örgütlülüklerine talip olmuşlardır. Fırsatın oluştuğu her alanda geliştirmeyi başarmışlardır. Bu da sömürgeciyi çileden çıkartan bir durumdur. Sadece iktidar veya muhalefeti ile de değil, bizden gibi görünenlerin son anda çark edip karşı tarafa geçmeleri de bunu anlatır. Sözde sahip oldukları pozitivist unvanları ile kendilerini dünyanın yegâne hâkimi ve tek akıllısı sananlar, Kürt’ün gelişmişliğini hazmedememektedirler.
Gerçek olan şudur ki Özgür Kürt yeni dünyanın öncüsüdür. Günümüzün gelişmişliğinin modelidir. Kürtler özgürlük isteyen tüm halkların öncülüğünü yapmaktadırlar. Bu gerçekliği sömürgeci kabul etmese de halkların kabul ettiğini ve bu öncülüğü tanıdığını görüyoruz.
Kürt’ün model ve öncü olma durumu ortadayken, günümüze öz mücadelemiz sayesinde ulaşmışken, karşıtlarımızın bizi kabul etmeleri bir lütuf değildir. Klasik Kürt’ün iyilik karşısında gösterdiği mahcubiyeti yaşayamayız. Kimsenin bizlere yaptığı bir iyilik durumu yoktur. Ne olduysa kolektif mücadelemiz sayesinde oldu. Gösterilen mücadele o kadar görkemli ve benzersizdir ki en karşıtlarımız bizi kabullenmenin öncülüğünü yapmaktadırlar. Bunun her an ve her yerde bilincinde olmak her açıdan önemlidir.
Murat Çelik















