KU TR

Ağrı direnişinde devletin Kürtlerin başlattıkları isyanı bastırmak veya teslim almak için devletin çeşitli yetkilileri tarafından direnişin öncülerine mektuplar gönderilmişti. Bu mektuplara da direnişin öncüleri tarafından yazılar cevaplar tarihin sayfalarında durmaktadır. 

Direnişin öncülerinden Broyê Heskîyê Têlî ve Numan Hulusî Efendi tarafından devlet yetkililerinin gönderdikleri mektuplara verdikleri cevaplar şu şekildedir. 

Birinci mektup Broyê Heskîyê Têlî tarafından dönemin Beyazid Valisine cevap verdiği mektup şöyledir: 

Bayazid Valisi Karaköse Kaymakamı eliyle 1360 No. Ve 28.02.1928 tarihli ve zevkle okuduğum mektubunuzun yanıtıdır.

Mektubunuzda bizim teslim olmamızı kabul ettiğinizi bildiriyorsunuz. Biz hiçbir makamdan teslim olma isteminde bulunmadık. Telim olmayı da asla düşünmüyoruz.

Eğer gerçekten bir af yasası varsa, bu yasanın genel olması ve çağımızın uygar yasalarıyla da uygunluk göstermesi gerekir. Af yoluyla bazı bilinçsiz insanları amaç edilmek isteniyorsa bu ayrı bir sorundur. O zaman bizim gibi, yeterince deneyim sahibi, olup bitenleri ve dünyayı tanımış insanlara başvurmamanız gerekirdi. Aradığınız bu tür bilinçsiz insanları hiçbir yerde bulamazsınız. Türk devleti üst yöneticilerinin bu gerçeği görmeleri ve buna kendilerini inandırmaları gerekir.

Eğer çağımızın ve uygarlığın ileri niteliklerine, ulusal geleneklerimize ve dinimizin buyruklarına uygun bir genel af yasası düşünüyorsanız, bunu memnuniyetle karşılarız. Ama bu önlemlerle, hala da bilinçsiz insanlar olarak gördüğünüz kimseleri kandırmak istiyorsanız, bundan böyle aldatacak kimseyi bulamayacaksınız.

Gerçek bir af sözkonusuysa neden suçsuz olmalarına karşın iki yıldan beri her şeyden yoksun olan ileri gelenlerimizi, kadın ve çocuklarımızı yerlerine geri göndermiyorsunuz? Ancak tüm sürgünlerin yerlerine geri gönderilmesinden sonra bizim gelişimiz söz konusu olabilir.

Haskizade İbrahim (Broyê Heskîyê Têlî) – (İbrahim Paşa)

 

İkinci mektup ise Numan Hulusi Efendi tarafından devlet yetkilisi İbrahim Bey'e ithafen yazılmıştır.

''Bayazid’de Lord İbrahim Bey’e

     Sayın Bay,

Gele köyünden Mem aracılığı ile göndermiş olduğunuz 21 Şubat 1928 tarihli mektubunuzu aldım. Mehmet Bey’e gönderilen mektup ve telgrafı kendisine gönderdim. Kendisi iki gün içerisinde burada olacaktır. Yanıt mektubu yazacak olursa onu da size yollayacağım.

Teslim olmam ve affedilmem için çok çaba harcadığınızı yazıyorsunuz. Sanırım sizi bu çabalarda bulunmaya vicdanınız zorladı ve bu yönde ısrarlı oldunuz. Ancak size ne teslim olmam, ne de affedilmem için herhangi bir başvuruda bulunduğumu hatırlamıyorum. Kanımca caniler ve suçlulardan oluşan tutuklular af isteminde bulunurlar. Herhangi bir suçu olmayanların af dilemeye ihtiyaçları yoktur.

Yaşamımın bütün evrelerinden bilgi sahibi olan siz, gençliğimden beri hiçbir kimseye kötülük yapmadığıma ve devlete dürüstçe hizmet ettiğime şahitsiniz. Ülkemizi sevmekten öteye hiçbir suçum yokken, hükümet hiçbir araştırmaya gerek duymadan ve yargı önüne çıkarmadan, katillere ve çapulculara yapılan işlemleri uygulayarak, benim gibi binlerce suçsuz kişiyle birlikte beni evimden alıp sürgüne yolladı.

Benden sonra ailemi de, çoluk çocuğa acımadan batıda bulundukları kentten başka bir kente sürgün ettiler. Evimi, hayvanlarımı ve ekinlerimi talan ettiler. Ben ve ailem tüm yaşam koşullarından yoksun bırakıldık. Acılar, aşağılanmalar, yoksulluklar ve sürgün edildiğimiz yerlerdeki polis, jandarma ve göçmen bürolardaki uygulamaları anlatmaya gücüm yetmiyor. Bugün bile onları andığımda bütün bedenim titriyor.

Buna hiçbir ülkede, tarihin hiçbir döneminde ve hatta inceleme yapan antropologların rastlamadıkları bir biçimde, adalet anlayışına uymayan ve ancak bize uygulanan yeni yöntemleri de eklemek zorundayım.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bir de bizi, bize küfreden ve bizleri aşağılayan makalelerle dolu Türk gazetelerini okumaya zorladılar. Bu makalelerde tüm kutsal duygularımıza, ulusumuza, onurumuza ve geçmişimize her gün sövülüyordu.

Fizik ve moral olarak dayanılmaz, yaşanması güç bir durum yaratılmıştı. Böyle bir durumda sürgün yerinden kaçtım ve Allah’ın yardımıyla 47 gün yürüyerek Kürdistan dağlarını aşıp Ağrı’ya ulaştım.

Sürgün edildiğimizde hem kendimizin hem de bizi götüren jandarmaların tren ve motorlu araç giderleriyle birlikte her şeyi bize ödettiler. Size yollarda tüm yardımlardan yoksun binlerce kadın, genç, kız ve çocukların korkunç ve trajik durumlarını, her gün açlıktan, hastalıktan, yoksulluktan ve gördükleri kötü muameleden ölen yüzlercesinin çektiği acıları anlatmak isterken yüreğim kan ağlıyor. Onlara öylesine vahşice davranılıyordu ki normalde ürkütücü olan ölüm bile, bu zavallılara kurtuluş yolu gibi geliyordu.

Hükümet, yaptığı vahşet ve diğer uygulamalardan gerçekten pişman olmuşsa, o zaman tüm sürülenleri gerisin geri yerlerine göndermeli, yaptığı talan ve hırsızlıkların bedelini ödemeli, topluca kurşuna dizmeyi gerçekleştiren sorumluları cezalandırmalı ve tüm bu uygulamaların kurbanlarından teslim olma ve af isteminde bulunma başvurusunu beklemeden gerekenleri yapmaya başlamalıdır.

Ülkem yakılıp yıkıldıktan ve bir viraneye çevrildikten sonra, benim burada ya da başka bir yerde yaşamamın bir anlamı yoktur. Bana eski memuriyetime uygun bir makama dönme ve istediğim şehirde yaşayabileceğime dair güvence veriyorsunuz. Ama siz tüm memurların görevden alınmalarını ve ardından sürgüne gönderilmelerini öngören yasayı unutuyorsunuz. Anlaşılan bu atama yalnızca geçici bir süre için düşünülmüş ve hemen ardından yeni sürgünler gelecektir.

Hükümetin dürüstlüğüne ve içtenliğine inanmadığım için hiçkimseye gidip teslim olmasını önermeyeceğim. Geredeli Lezgi Ağa, Halit Beyin yeğeni, köylüleri ve beraberindeki yirmi kişi hükümetin sözüne güvenerek gidip vilayete teslim oldu af dilediler. Onlar şimdi neredeler? Hepsi vahşice öldürülmediler mi? Bu deneyimden sonra nasıl olur da teslim olurum ve başkalarına da öneririm?

Hükümetin eline düştüğümüzde hiçkimse bizi kurtaramaz. Ölüm buyruğunu yerine getiriler. Vali bey dünyanın en dürüst ve sözüne güvenilir insanı olabilir, ama üstlerinin emirlerinin dışında hiçbir şeyi yapamazlar. Onları öldürecek, kendi yetkilerinin sınırlarını bahane edecektir. Böyle bir oyun oynanacaktır.

Ben barbarca uygulamalar sonunda anlatılmaz acılar içerisinde inleyen yüzlerce insanı gördüm. Sürgündeki milyonlarca Kürdün Batı Anadolu’dan, İran, Suriye, Mezopotamya’ya kaçmak zorunda kalan diğer Kürtlerin ülkelerine dönüp yeniden uyum sağladıklarını görmeyinceye kadar Beyazıt’a dönmeyeceğim.

Beni vicdan muhasebemden başka hiçbir güç ve kimse bu yoldan alıkoyamaz. PTT Memuru Halil Bey’e teşekkürlerimi sunarım, arkadaşlığımın kabulünü rica ederim.''

Dindarzade Numan Hulusi Efendi