Çevre bölgeler Türk ordusu tarafından kuşatılmıştı. Herhangi bir bölgeden yardım alma olanağı yoktu.
Açlık ve hastalıktan dolayı yaşanan ölümler, ciddi bir moral bozukluğuna yol açıyordu. Bu durumda en iyisi, Ağrı’yı terk etmekti. Kürtler de bunu yapmaya çalıştılar. Ancak Türk devleti, İran ve Sovyetler Birliği ile anlaşmalar yaparak, sınırlardaki güçleri engelleyecek tedbirler almalarını sağlamıştı. Kürt halkına bütün kapılar kapatılmış, katliam dışında hiç bir seçenek bırakılmamıştı.
Kürt halkı Ağrı’da sıkışmıştı, direnerek ölmekten başka bir çare yoktu. İsyan önderleri de bunu görüyordu. Tek umut Ağrı’da, Türk ordusunu yenmek ve geri çekilmesini sağlamaktı. Bunu yapmak için de çok büyük bir irade gücü ve inanç gerekiyordu. Tam da bu nokta da Broyê Heskê Telî, Kürt tarihinde başarıya gidemeyen ancak hiçbir gücün de söndüremediği kahramanlık ateşini gürleştiren bir hamleye girişti. Savaşçıların daha iyi savaşmaları, gözlerinin arkada kalmaması ve ailelerin düşman eline geçip kendilerine karşı kullanılmaması için, ailesinde silah tutabilecek bir-iki oğlu dışındaki herkesi kurşuna dizdirdi. Kürdistan tarihindeki en göz yaşartıcı olaylardan biri olan bu olay, bağımsızlık ve özgürlüğe yüreğini adamış olanların gösterdikleri fedakarlığı anlamak açısından çarpıcı bir örnektir.
Türk birlikleri, Eylül 1930’da, bir taraftan uçaklarla Ağrı ve çevresini bombalarken, bir taraftan da İran devletiyle yaptığı anlaşma gereği, İran topraklarından içeri girip Ağrı'yı arkadan kuşattı. Kürt isyan güçleri, zor durumda kaldıkları zaman İran-tarafına geçip, orada bulunan akraba aşiretlerden ya da isyana destek veren çevre aşiretlerden yardım alabiliyor, eğer darbe yemişlerse toparlanma zemini bulabiliyorlardı. Ancak bu sefer işler çok farklı bir şekilde gelişiyordu. İran, Kürtlerin içine düştüğü zayıf durumu görmüş ve yenileceklerini anlamıştı. Türkler ise, yardım karşılığında bazı çıkarlar vaat ediyordu. Sömürgeci bir devlet olarak İran doğası gereği Türklere yardım edince, kırk bin kişilik Türk ordusu Ağrı dağını kuşatmış oldu.
Türkler, İran dışına, Sovyetler Birliği ile de antlaşma yaptı. Sovyet askerleri, Aras nehri boyunca askeri yığınak yapmış Culfara bölgesine asker yerleştirerek, Kürtlerin olası bir durumda, nehri geçip kurtulma kapılarını kapatmıştı. Bu 'sözde sosyalist' Sovyetler Birliği devletinin dünya özgürlük tarihindeki en büyük ihanetlerinden biri olarak tarihe geçecekti.
Çevreleri kuşatılan, kaçış yolları kapatılan açlık ve hastalık içindeki binlerce kişiden oluşan kadın, çocuk ve yaşlıların yarattığı ağırlığı taşıyan Kürt savaşçılar, cephane sıkıntısı ile de karşı karşıya kalmıştı. Salih Paşa komutasındaki Türk ordusu adım adım ilerliyor ve çemberi daraltıyordu. İngiltere'nin verdiği uçaklar ise gece-gündüz bombardıman yapıyor, İngiliz pilotlar Türk ordusu saflarında ürettikleri yeni uçakları deniyorlardı. Türk devleti ise Türk halkını ve kamuoyunu Kürt isyan güçlerini İngiliz uşağı olmakla, İngiliz desteğiyle Türk devletine karşı isyan etmekle suçluyor, yürüttüğü katliam ve soykırımı böyle gerekçelendiriyordu. Yakın bir zamanda açılan İngiliz arşivleri ise bunun böyle olmadığını, Türk devleti ile İngiltere arasında Ağrı İsyanı sürecinde yoğun bir diplomasinin yaşandığını ve İngiltere'nin askeri olarak Türk ordusunu son teknikle donattığını dahası teknik elemanlarını ve pilotlarını göndererek Kürt isyan güçleri üzerinde Türk pilotlarına uygulamalı eğitim sağladığını göstermektedir.
İsyan önderleri kötüleşen gidişat karşısında bir şeylerin yapılması gerektiğine karar verdiler. Zenyan Geçidini kullanarak kuşatmayı yarmaya çalışacaklardı. Zenyan Geçidi, sarp ve uçurumlarla çeviriliydi. Türk ordusu müdahale etmese bile, geçidin uçurumlarında pek çok kayıp verilecekti. Ancak başka çare de kalmamıştı. Gece, gizlice yola çıkılacak ve kafile, kafile sınırı geçmeye çalışacaklardı. Hazırlıklar hızla yapılıp, gece saatlerinde yola çıkıldı. Zenya geçidinin belli bir noktasında Türk ordusu kafileyi fark ederek vurmaya başladı. Asker ateşi ve uçurumlardan düşme nedeniyle yüzlerce insan öldü. Ancak kuşatma yarıldı ve kafile Aras nehrinin kıyısından İran sınırını geçti.
KÜRT KANI ÜZERİNDE İRAN-TÜRKİYE ORTAKLIĞI
İran askerleri de Kürtleri bekliyordu. Çünkü çatışa çatışa kuşatmayı yarmaya çalışan Kürtleri görerek tedbir almışlardı. İranlı askeri yetkililer, Kafileye sınırdan geçemeyeceklerini ve eğer ilerlemeye devam ederlerse vuracaklarını belittiler. Arkalarında, dehşet tablolarını bırakarak gelmiş olan Kafile geri dönmeyi kabul etmedi. Bunun üzerine, İran ordusunun saldırısı başladı. Burada da yüzlerce Kürt yaşamını yitirdi.
İhsan Nuri Paşa, silahlı bir savaşçı grubunu örgütleyerek, İran askerlerini vura, vura bir geçiş koridoru oluşturulması emrini verdi. Kürt savaşçılar da öyle yaptılar ve kafile çatışa çatışa çoğu akraba olan aşiretlerin topraklarına ulaşmayı başardı.
Bölgede bulunan Kürt aşiretler, gelenleri koruma altına almak için büyük fedakarlıklarda bulundu ve gelenleri farklı yerlere yerleştirdiler. Ancak İran devleti bu duruma sessiz kalmayacaktı. Daha bir yıl önce, Usıbê Evdal Ağanın öldürülmesinden sonra saldırdığı ve çatışmalara girdiği bölge aşiretlerinin yanına silahlı Kürt savaşçıların gelip yerleşmesini kabul etmeyeceğini bildirdi. Silahlarını teslim etmeleri için baskı yapmaya başladı. Yaşananlardan yeterince ders çıkarmış olan Kürtler, silahlarını teslim etmeyeceğini söyleyince, İran ordusu akraba köylere yerleştirilen Kürtleri vurmaya başladı. Bir süre çatışan ancak İran güçleri karşısında dayanamayan Kürtlerin bir kısmı öldürüldü, bir kısmı teslim oldu, bir kısmı Van ve çevresine, bir kısmı ise geldiği dağlara geri döndü.
İran devleti, Kürtleri dağıttıktan sonra İhsan Nuri Paşa, Kör Hüseyin Paşa’nın çocukları, Bro’nun kardeşi Eyüp Ağa ve bazı Kürtler için sığınma hakkı verdi ve bunları Tahran, Tebriz gibi yerlere dağıttı.
BİR KAHRAMANLIK ÖRNEĞİ: BROYÊ HESKÊ TELÎ
Ağrı isyanı, yenilgiyle sonuçlanmıştı. Ancak Ağrı’daki direniş devam ediyordu. İsyanı başlatan Broyê Heskê Telî, İran’a geçmemişti. Öncesinde yaptığı ve içine düştüğü yanlışlar ne kadar büyükse, ağrı isyanındaki kahramanlığı, çabası, anlayışı ve kararlılığı bundan onlarca kat büyük olan Broyê Heskê Telî, Türk ordusuna karşı savaşmaya devam ediyordu. Öncesinde yaptığı yanlışların özeleştirisini verircesine büyük bir irade ve kararlılıkla direniyordu. Bu direniş sadece askeri değil siyasi, ahlaki olarak da sürüyordu. Kürt kahramanlığı onun şahsında bir kez daha ayağa kalkmış, Kürdün özgürlük tarihine geçiyordu. Öncesi ne olursa olsun onun isyan sürecine damgasını vuran kişiliği, kendini küllerinden yaratırcasına ayağa kalkan ve halkının onur sayfalarına şanlı bir kahraman olarak geçen bir örnek oluşturuyordu.
İran ve Türk devletleri, pek çok kere Bro’yu tuzağa düşürmeye ya da çeşitli vaatlerle satın almaya çalıştılar ama olmadı. Bro, her seferinde bu saldırıları ve girişimleri boşa çıkarmayı bildi. Fırsat buldukça da Türk birliklerine yönelik saldırılar düzenledi. Türk ve İran ordu güçleri, Bro’yu alt etmeyi başaramadı ama Emirhan adındaki bir Kürdün öncülük ettiği bir milis grubu Bro’yu takip edip pusuya düşürdü ve yaralı olarak ele geçirdi. Kendisinin, Türk ordusuna teslim edilmemesini rica eden Broyê Heskê Telî, Emirhan’dan olumsuz yanıt alınca, hakaretlerde bulunarak onu tahrik etti ve kendisini öldürttü.
Reşoyê Silo, Şeyh Zahir, Seyithan ve Alican gibi ileri gelen Kürt isyancılar, çevrelerindeki 80-100 kişilik direnişçi gruplarıyla bir–iki sene daha direnişi devam ettirdiler. Fakat sonunda, büyük bir kısmı vuruldu. Kalan birkaç kişi ise teslim oldu.
SOYKIRIM DERİNLEŞTİRİLİYOR
5 Mayıs 1932’de yeni bir sürgün kanunu yürürlüğe kondu. Devlet yanlısı milis güçlere eleman veren aşiret ve ailelere dokunulmadı. Onun dışında kalanlar, Anadolu’nun değişik illerine sürgün edildiler. Böylece Ağrı isyanın kalıntıları da ortadan kaldırılmaya çalışıldı.
İsyan bastırıldıktan sonra, İran devleti Ağrı dağının İran’a bakan yamaçlarını (doğu bölümünü) Türk devletine bıraktı. Karşılığında ise Kutur ve Bezirgan bölgelerini aldı. Türk-İran sınırı, bu anlamıyla, resmi olarak değişmiş oldu.
Ağrı isyanı süreci, Kürtler açısından önemli derslerle dolu bir süreçtir. Olayların gelişiminin ötesinde, bu isyanın çıkış nedenleri, isyanın yaşandığı sürecin özellikleri, isyanın yenilgi ile sonuçlanmasının nedenleri ve yenilgiden sonraki genel durumu doğru bir şekilde anlamak, günümüzü anlamak açısından da önemlidir. Türk devletinin kullandığı savaş taktikleri, savaşı yürütebilmek için kullandığı temel ideolojik argümanlar ve bunların günümüzdeki biçimleri konusunda doğru değerlendirmeler ve çıkarımlar yapabilirsek, çok zor gibi görünen pek çok soruna rahatlıkla izah getirebiliriz.
Ağrı isyanını, birkaç ana başlık altında değerlendirebiliriz.
A- İyi bir örgüt, nitelikli bir kadro yapısı, eksiklikleri de olsa ayrıntılı olarak hesaplanmış bir yol haritası ve belli ölçüde de halk desteğine sahip olan Ağrı isyanının yenilgiyle sonuçlanmasının nedenlerini izah ederken, İhsan Nuri Paşa, şunları belirtir:
“ Bölgenin tümünde esaslı bir teşkilatın olmaması
. Türk kuvvetlerinin sayıca fazlalığı ve silah üstünlüğü
. Türk ordusunun disiplinli yapısı
. Direnişin hiçbir yerden yardım almaması
. Sovyetler Birliği ve İran’ın Türkiye’yi desteklemesi
. KÜrdistan’ın diğer bölgelerindeki Kürtlerin yardıma gelmemesi
. İran devletinin, kendi sınırları içindeki Ağrı dağının doğu yamaçlarını anlaşma karşılığı Türk devletine bırakması" *********
B- Ağrı ayaklanması, Kürdistan’ın diğer bölgelerinden ve parçalardan toplu bir yardım alamamıştır. Ancak Kürdistan’ın değişik parçalarındaki Kürtler arasında ulusal duyguların gelişmesi ve başka bir parçadaki Kürtlere destek verilmesi açısından ilk isyandır. Ağrı isyanı; İran, Irak, Suriye ve Sovyetlerdeki Kürtlerin Türkiye Kürdistan’ında bir araya getirilip savaştırılması başarısını göstermiştir. Bu yönüyle önemlidir.
C- Ağrı isyanındaki önderler, diğer isyanlarda olduğu gibi, egemen güçler tarafından ele geçirilememişlerdir. Önder kadroların büyük çoğunluğu İran’a kaçmayı başarmışlardır.
D- Ağrı isyanının sonuçları içinde en önemlisi, Zilan katliamıdır. Bu bölgede direnişi sürdüren Kör Hüseyin Paşa’nın oğulları Nadir ve Mehmet önderliğindeki Kürtler, Derveş Bey komutasındaki devlet güçleri tarafından korkunç bir şekilde katledilmişlerdir. Türk askeri Zilan deresinde ele geçirdiği kadın-erkek, çocuk ve yaşlıların hepsini ya kafasını keserek ya da kurşuna dizerek öldürmüştür. Katledilen Kürtlerin sayısı konusunda farklı kaynaklarda farklı rakamlar verilmektedir. Bunlar 6 bin ile 20 bin arasında değişmektedir.
E- İsyanın gerçekleştiği bölgelerde, uçakların bombaladığı birçok köy tümden imha olmuştur. Yaklaşık iki yüz köy, ya askerler tarafından yakılarak ya da uçak bombardımanı ve top atışlarıyla haritadan silinmiştir.
F- Zilan deresi, 1950’deki Demokrat Parti dönemine kadar “yasak bölge” olarak kalmış, 1980'de ise bölgeye Afganlılar getirilip yerleştirilmiştir.
HOYBUN ÜZERİNE KISA BİLGİ
Şeyh Sait isyanından sonra isyan bahane edilerek Takriri Sükûn kanunu çıkarılır, muhalif olan bütün kesimler, “vatana ihanet” ile suçlanarak cezalandırılırlar. Yoğun bir baskı ve asimilasyon politikası ile Kürtler sürgün edilir, Kürdistan’ın birçok yerine Türkler yerleştirilmeye başlanır. Kürtler yok edilmesi gereken bir halk olarak görülür. Başta dilleri olmak üzere tüm Kürtlük öğesi taşıyan gelenek, görenekleri, ulusal bayramları yasaklanır. Şehir ve köy isimleri değiştirilerek, tam bir Türkleştirme politikası uygulanır.
Bütün bunlar yaşanırken çeşitli isyanlarda yenilen ve dağılan birçok Kürt, yeni bir isyan organize edebilmek için 1927’de toplanıp HOYBUN adı altında daha güçlü bir örgütlenmeye giderler. HOYBUN örgütünü çoğunlukla sürgünde yaşayan Kürt aydınları ve isyanlardan kurtulanlar kurar. Örgütün kuruluşunda AZADİ örgütünün kurtulan üyeleri, Kürdistan Teali Cemiyeti, Kürt Teşkilatı İçtimaiye Cemiyeti ve Kürt Milli Fırkası’nın eski üyeleri yer alırlar. Bu örgütler gizli bir kurultay gerçekleştirerek, yeni bir hazırlığa başlarlar. HOYBUN örgütünde önemli ölçüde Ermeni renginden de bahsedilir. Örgüt daha çok güneybatı Kürdistan, Suriye ve Lübnan’da yaşayan Kürt sürgünlerinin oluşturduğu bir birlik örgütüdür. Bilindiği gibi o zamanlar Suriye Fransız işgali altındadır. Yani örgütte Fransız ve İngiliz etkisi de vardır. Kendi özgücüne tam olarak dayanma söz konusu değildir. Belli bir programı ve stratejisi vardır. Diğer isyanlara göre en derli toplu isyan örgütü olarak da değerlendirebiliriz ama bunu sadece hazırlık aşaması için diyebiliriz. Çünkü isyan başladığında, isyana katılması gereken birçok kesim isyana destek sunmamıştır. Bu bakımdan hazırlık aşamasında olan strateji ve program, uygulama aşamasında hayata geçirilememiştir. Bu da kendisiyle birlikte ciddi sorunlar yaratmıştır.
Kürt-Ermeni ilişkisine de belli bir yer veren örgüt, bu ilişkisini büyük bir ihtimalle şu esaslara dayandırıyor; birincisi, daha çok yenilmişlerin ittifakına benziyor. İkincisi, her iki güç daha çok sürgünde örgütlenip yeniden ülke içerisinde bir ortak isyan organize etmek istiyorlar. Üçüncüsü, dış destek arayışında olan hem Kürtler hem de Ermeniler bu ittifakla Fransız ve İngilizlerin de desteğini almaya çalışıyorlar.















