Ağrı isyanının kıvılcımını çakan kişi, Celalî aşiretinin Hesesorî koluna mensup bir aileden gelen Broyê Heskê Telî’dir.
Broyê Heskê Telî, Birinci Dünya Savaşında Ruslara karşı, Osmanlıların yanında yer aldı. Ayrıca Ermeni soykırımıyla sonuçlanan süreçte de Osmanlıyla birlikte hareket etti. Bu süreçlerde, Osmanlı devleti adına önemli işler yapan Bro, Birinci Dünya Savaşından sonra kurulan Türkiye cumhuriyeti ile de iyi ilişkilerini sürdürdü.
1925’te Şeyh Sait isyanı başarısızlıkla sonuçlanınca, Türk birliklerinin elinden kurtulmayı başaran isyancı Kürtler, Ağrı ve Dersim çevresi başta olmak üzere Kürdistan’ın değişik bölgelerine sığındılar. Ağrı ve Dersim, hem arazi koşullarının gizlenmeye elverişli olması hem de bu bölgelerde Kürtlerin devlete karşı olan duruşları nedeniyle diğer bölgelere oranla daha güvenlikliydi. İsyancı Kürtlerin, bu bölgelere gitmeyi tercih etmesinin nedeni buydu.
Türk devletinin saldırılarından kaçıp bölgeye gelen Kürtler genelde olumlu karşılandılar ve bölgedeki aşiretler tarafından korundular. Ancak bu durum her aşiret için geçerli değildi. Bazı Kürt aşiretleri ya da aşiretli olmayan Kürtlerden bazıları: İsyancıları ihbar etme, yakalayıp Türklere teslim etme veya bizzat öldürme gibi olumsuz yaklaşımlar içine girdiler.
Broyê Heskê Telî de, bu süreçte isyancılara karşı olumsuz tutum içinde olan Kürtlerden biriydi. İsyancıların peşine düşmüş ve onları yakalayıp Türklere teslim etmek için oldukça önemli çabalar göstermiş bu sayede Türk devletiyle ilişkilerini daha da geliştirmişti.
Ancak ne Birinci Dünya Savaşında oynadığı rol, ne Ermeniler karşısında gösterdiği yararlılık ne de Şeyh Sait isyanına katılan Kürtleri yakalamak için gösterdiği çaba Broyê Heskê Telî’yi kurtarmaya yetmedi. Şeyh Sait isyanından sonra, Kürt ileri gelenlerini Kürdistan’dan sürgün etme kararı Ağrı’ya kadar ulaştı. Broyê Heskê Telî'de sürgün kararı çıkan Kürtler arasından yer alıyordu.
1926 yılının baharında, Bro’ya yönelik sürgün kararı, jandarmalar tarafından uygulanmak istendi. Bro, bu kararı tanımadığını belirterek kendisini sürgün etmeye gelen jandarmalarla çatışmaya girdi. Ardından dağa çıkarak Ağrı isyanını başlattı.
İsyanın büyüyebileceği endişesine kapılan Türk yetkililer, Bro ile anlaşmak için görüşme talebinde bulundular. Helas köyünde yapılan görüşmelerden bir sonuç çıkmayınca Türk ordusu saldırıya geçti. Ancak Broyê Heskê Telî ve yanındaki Kürt savaşçılar, yaptıkları plan ve saldırılarla Türk birliklerini yenmeyi başardılar. Ağır kayıp vererek geri çekilmek zorunda kalan Türk ordusunun yenilgisini gören halk Bro’nun etrafında toplanmaya başladı.
Şemkan aşireti reisi Temîre Şemkî ve kardeşi Çerxo, Sakan aşireti reisi Şeyh Abdulkadir ve çevresindekiler, sürgünde bulundukları İzmir’den kaçarak Bro’nun yanına geldiler ve isyana katıldılar.
Güçlenmeye başlayan Bro önderliğindeki isyan güçleri, Ağrı merkezini ele geçirmek amacıyla bir saldırı düzenledi. Ancak içerdeki Kürtler destek vermeyince, bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Ağrı, stratejik önemdeydi. Eğer merkez ele geçirilebilirse diğer bölgelerle iletişim sağlama, silah ve cephane temin etme, araziye hakimiyet gibi hususlarda önemli avantajlar sağlayacaktı. Ancak bunda başarılı olunamadı.
Osmanlı döneminde Ağrı, Beyazıt sancağı içinde yer alan küçük bir yerleşim birimiydi. Ağrı’nın daha önceki adı Şarbulak'tı. Daha sonraki süreçlerde, Ermenilerin yaptırdığı kara taşlı kiliseden dolayı Karakilise adını aldı. Cumhuriyet döneminde adı Karaköse olarak değiştirildi. Ağrı isyanından sonra ise önce il yapıldı sonra “Ağrı” adını aldı.
Ağrı yüzyıllar boyunca İran-Osmanlı ve Rusların savaşlarına, yine tüm bu güçlerle Kürtlerin çatışmalarına, 1890-1920 arasındaki süreçte ise binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan Ermeni halkının tasfiyesine tanık olmuş bir bölgeydi.
Böylesi bir coğrafyada yaşayan Kürtler, saldırılara karşı dayanabilmek için, güçlü aşiret birlikleri oluşturmuşlardı. Celalî, Haydaran gibi nüfusu yüz binleri bulan konfederasyon veya aşiret birlikleri sayesinde öz savunmalarını yapabiliyorlardı. Böylesi bir güç yoğunlaşması gerçekleşmese, böylesi bir alanda yaşamaları söz konusu olamazdı.
KÜRT SOYKIRIM PLANI
Şeyh Sait isyanından sonra yürürlüğe konulan Şark Islahat Planı ile başlatılan Kürt soykırımı bir adım daha ileri taşınmış, bu plan gereği Kürt ileri gelenlerinin sürgün edilmesi uygulanması başlatılmıştı. Sonraki yıllarda yenilenen sürgün yasalarıyla bu soykırım yöntemi devam ettirildi.
1926 yılında, bazı Kürt ileri gelenlerin sürgün edilmesi kararı alınmış ve bu karar birçok bölgede isyanların çıkmasına neden olmuştu. 1927 yılında da ayni içerikte, yeni bir karar alındı. 1927 yılında çıkarılan sürgün yasası ile Kürdistan’da etkin olan 1400 ailenin sürgün kararı alındı. Sürgün kararı çıkan ve sürgün edilenler arasında Said-i Nursi de yer alıyordu. Van müftüsü Şeyh Masum Efendi, Şeyh Fehîmê Arvasi gibi tanınmış isimler de vardı. Bunlar arasında bulunan ve üzerinde durulması gereken bir kişi de Kör Hüseyin Paşadır.
Sultan Abdülhamit döneminde, Sultan’la iyi ilişkiler kurup, 8 tane Hamidiye Alayı oluşturan (bu yaklaşık on bin aşiret savaşçısı demektir) Birinci Dünya Savaşında ve daha sonra da Ermeni soykırım sürecinde Osmanlı yanında rol oynayan Kör Hüseyin Paşa’ya ilişkin olarak en çarpıcı değerlendirmeyi yapan yine bir Türk’tür. Ünlü Türk tarihçisi Cemal Kutay, bir televizyon programında ”Doğu Anadolu’yu Rus ve Ermenilerden Kazım Karabekir Paşa değil, Kör Hüseyin Paşa kurtardı" demiştir.
Birinci Dünya Savaşı, Ermeni soykırımı ve daha sonra da Kurtuluş Savaşı sürecinde önemli rol oynayan Kör Hüseyin Paşa da, Kürt olduğu ve Kürdistan’daki herhangi bir devlet karşıtı faaliyete katılabileceği varsayılarak sürgüne gönderildi. Kör Hüseyin Paşa’nın, Şeyh Sait isyanındaki rolünü de yeniden hatırlamak gerekiyor. Bütün bunlar, yeni Türk devleti için bir şey ifade etmiyordu. Zamanında, lazım olduğu durumlarda kendilerinden yararlanılmış, işleri bittiğinde ise ya Kör Hüseyin Paşa gibi sürgüne gönderilmiş ya da Hasan Hayri gibi idam edilmişlerdi.
Sürgün edilen aileler Erzurum, Bayburt, Trabzon, İstanbul ve İzmir güzergahından götürülüp, Ege’nin çeşitli bölgelerine dağıtıldılar. Bu aileler yan yana ve birbirlerine yakın olan bölgelere yerleştirilmiyorlardı. Her biri farklı bir yere dağıtılıyordu. Hüseyin Paşa’nın ailesinin dağıtıldığı yerleri belirtirsek, adı geçen 1400 ailenin de nasıl dağıtıldığını izah etmiş oluruz: Kör Hüseyin Paşa Antalya’ya, oğlu Nadir Bey Kayseri’ye, oğlu Salih Bey Balıkesir’e, oğulları Abdullah, Arif ve Haydar Beyler Konya’ya ve oğlu Mehmet Bey Manisa’ya sürgün edilmişti. Tabi bu oğullardan her birinin kendi aileleri de vardı.
AĞRI’DA TOPLANMA BAŞLIYOR
Sürgün edilen aileler, genellikle varlıklı Kürt aileleriydi ve yüzyıllardır biriktirmiş oldukları bir servetleri vardı. Bu ailelerin sürgün kararı çıkınca, ailelere ait olan mallar açık artırmayla satıldı. Bir kısmının paralarına devletçe el konuldu, bir kısmının paraları ise sahibine verildi. Aileler de ellerine ne geçti ise alıp, sürgün yollarına düştüler.
Her biri, Türkiye’nin farklı bir bölgesine dağıtılan Kör Hüseyin Paşa ve çocukları, dostlarının da yardımıyla, gizli bir plan yaptı ve kaçmak için harekete geçtiler.
Kör Hüseyin Paşa, oğulları Mehmet, Abdullah, Yusuf, Arif ve Nadir, torunu Süleyman, yeğeni Ehmedê Zêro Xatunê ve Hayti aşiret reisi Hacı Musa Bey, ailelerini arkalarında bırakarak Suriye’ye firar ettiler. Burada Xoybun Cemiyeti’ne üye olan Kürt ileri gelenleri ve Kamuran Bedirxan gibi Kürt liderleriyle görüştüler. Ardından hiç zaman kaybetmeden, yollarına devam ettiler. Amaç: Ağrı’daki isyana katılmak üzere, Suriye’den Irak’a, oradan da İran üzerinden Ağrı’ya geçmekti.
Hüseyin Paşa, oğlu Abdullah ve torunu Ahmet Irak’a geçtiler. Çeşitli engeller çıktığı için İran’a geçemediler ve birkaç gün oyalanmak durumuna kaldılar. O günlerdeki sıkıntıların aşılması için girişimlerde bulunurlarken, Hüseyin Paşa’nın yakın akrabası olan Hacı Musa Bey’in oğlu Medeni, Namaz üstündeyken Kör Hüseyin Paşa'yı vurarak öldürdü. Aynı anda, deredeki suda yıkanan Abdullah ve Ahmet'de öldürüldü.
Medeni kaçıp, Türklere teslim oldu. Bu, önceden hazırlanmış bir plandı. Kör Hüseyin Paşa’nın firar ederek Suriye’ye geçtiğini ve oradan da Irak üzerinden İran’a geçeceğini öğrenen Türk devleti, Hacı Musa’nın kardeşi Nuh’u suçlarını affetmek vaadiyle bu plana razı etmişti. Nuh, ise Mendeni’yi ayarlamış ve bu cinayetleri işletmişti.
Hüseyin Paşa’nın oğulları Yusuf, Arif ve Süleyman ise aylar süren bir yolculuktan soran Süphan dağına ulaştılar. Hüseyin Paşa, yolla çıktıkları zaman, tedbir olması amacıyla kendisine, çocuklarına ve torunlarına farklı güzergahlar belirlemişti. Yusuf, Arif ve Süleyman farklı bir yol izleyerek Süphan'a ulaşmışlardı. Ancak ihanet, burada da yakalarını bırakmadı. Şeyh Toho ve Mamê Hamze gibi Kürtlerin öncülük ettiği yerel “milis” müfrezelerinin takibi sonucunda, saklandıkları mağaralar deşifre edilen Yusuf, Arif ve Süleyman, kendilerine yardım eden Gefoyê Hamdikî ile birlikte öldürüldüler.
Akıllara durgunluk veren bu ihanet örnekleri, sadece bazı ölümlere yol açmadı. Kör Hüseyin Paşa’nın öldürülmesi, Ağrı isyanına çok önemli katkılar sunabilecek olan, hatta isyan bölgesine ulaşması durumunda büyük ihtimalle isyanın önderlik görevini üstlenecek olan büyük bir şahsiyetin yitirilmesi anlamına geliyordu. Yine, Kör Hüseyin Paşa’nın öldürülmesiyle, Ağrı isyanına güç verecek birçok aşiretin destek sunması engellenmiş oluyordu. Çünkü Kör Hüseyin Paşa’nın bu aşiretler üzerindeki etkisi, devletin etkisinden çok daha fazlaydı. Ayrıca, Paşa’nın ve çocuklarının öldürülmesi, pek çok aşiretin korkmasına ve devlet yanında yer almalarına neden olmuştur. Osmanlı ordusundaki kırk senelik askerlik hayatında binlerce kişilik orduları yönetmiş, I. Dünya savaşı, Rus savaşı ve Ermeni soykırım sürecini yaşamış, Tuğgeneralliğe kadar yükselmiş biri olan Kör Hüseyin Paşa’nın daha isyana katılmadan öldürülmesi Kürtler açısından büyük bir kayıp, Türk devleti açısından ise hiç masrafı olmayan büyük bir başarı olmuştur.
Hüseyin Paşa’nın oğulları Mehmet ve Nadir ise Suriye’den yürüyerek yola çıktılar. Büyük badireler atlattıktan sonra Ağrı’ya ulaştılar ve Ağrı isyanında önemli roller oynadılar.
Bu olayların yaşandığı süreçlerde, Broyê Heskê Telî'nin başlattığı isyan gittikçe yayılmış ve çatışmaların şiddeti artmıştı. 15 Haziran 1926’da, 9. Tümen'e bağlı askerlerin harekete geçti, 16 Haziran’da çatışmalar başladı. Daha önceki isyanlardan farklı olarak gerilla taktiği uygulayan Bro, hızlı birliklerle Türk ordu güçlerine ani darbeler vurarak geri çekiliyor ve böylece çok az kayıp vererek, önemli bir savaş yürütüyordu. Türk ordusu, darbe yediği her saldırıdan sonra daha büyük güçlerle Ağrı’ya yöneliyordu. Saldırılar yoğunlaşıp, darbe yeme olasılığı artınca Bro ve güçleri sınırı geçerek İran denetimindeki Doğu Kürdistan topraklarına geçiyorlardı. Böylece isyan güçleri her geçen gün daha da büyüyordu.
25 Ağustos 1927’de, Genelkurmay Başkanlığı, Ağrı’ya yönelik yeni bir harekat için emir verdi. İran devleti ile sınırdaki geçişler konusunda görüşmeler yapılması yönünde siyasi bir karar da alındı. İsyan güçlerinin çatışmalar sırasında İran’a geçmelerini engellemek yine kara ve hava birliklerinin yapacağı saldırılarla isyan güçlerini imha etmek amaçlanıyordu.
Hazırlıkların tamamlanmasından sonra 8 Eylül 1927’de operasyon başlatıldı. İlk birkaç günde herhangi bir çatışma olmadı. Bro ve güçleri, Türk devletinin istediği yerde ve zamanda değil, kendi istedikleri yerde ve zamanda çatışmaya girme taktiğini uyguluyorlardı.
Türk birlikleri, çatışmaların gidişatını değiştirecek bazı hamleler yaptı. Savaş uçakları gelip sivil-savaşçı ayrımı yapmadan bölgedeki halkın üzerine bomba yağdırmaya başladı. Bu saldırıların amacı, isyana destek veren halkın edebildikleri kadarını imha etmek kalanları da yıldırmaktı. Bunun yanında, isyan güçlerini tahrik etmek ve çatışmaya çekmek de amaçlanıyordu.
Kürtler bu oyuna fazla gelmediler ve çatışmaları sürdürecek savaşçı yapısını büyük oranda korudular. Ancak, Türk birliklerinin sıkıştırdığı bazı aşiretler İran’a geçmek için yola koyulunca, alınan istihbarata göre konumlanan Türk ordu birliklerin pususuna düştüler. Yaklaşık 150 Kürt, bu çatışmalarda yaşamını yitirdi.
Bro ve isyan güçlerini tümden imha etmek amacıyla başlatılan operasyon, istediği amaca ulaşmadan sona erdi. Çok ciddi kayıplar vermeden bu büyük saldırıyı atlatan Kürtler, büyük bir moral üstünlük yakaladılar ve bu moral üstünlükle Türk ordu birliklerine pek çok saldırı düzenlediler. Bazı bölgelerde kendi denetimlerini kurdular ve denetimlerindeki alanlarda Ağrı Kürt Cumhuriyetini ilan ederek Kürdistan bayrağını çektiler.















