Jin, Jiyan, Azadî
Son zamanlarda neredeyse her gün kadın ölümleri haberleri görüyor, duyuyoruz. Bu kadın ölümleri ‘şüpheli ölüm’ denilerek ciddi bir araştırma yapılmadan, soruşturulmadan, hesapsız bırakılarak genelde ‘intihar’ olarak adlandırılıp sonuçsuz bırakılmaktadır.
Tarihin şafak vaktinde görkemli toplumsal kimliğiyle kendisine ana tanrıça rolü yakıştırılan kadın, ne yazık ki günümüz Ortadoğu’sunda en değersiz meta konumuna indirgenmiştir. Başlı başına trajik bir öyküsü olması gereken bu tarihi fazla açma imkânından yoksunuz. Ama sonuçlarını eleştirebiliriz. İnsan eliyle sağlanmış kadın etrafındaki sis bulutlarını dağıtarak gerçeğini keşfetmek ivedi toplumsal görevlerin başında gelmektedir.
“Kadın hareketi 21.yüzyıl hareketidir. Kadın Devrimi 21.yüzyılın konusudur. Eğer insanlık bundan sonra önemli bir çıkışı gerçekleştirecekse, kadın boyutundan bu derinliği yakalayacaktır. Günümüz, 21.yüzyıl kadın devrimine öncelik vermeyi şart kılıyor. “Ya yaşam ya barbarlık” sloganı devrimi dayatıyor. Ortadoğu toplumu ikinci bir tarım-köy devrimine ihtiyaç duyduğu gibi, bu toplumun ikinci bir kadın devrimine de ihtiyacı vardır!”
Bugün kadınlara yönelik tacizin, cinsel saldırının, tecavüzün, şiddetin ve kadın cinayetlerinin adeta sıradanlaştığı, kadınların ve toplumların kırıma uğradığı bir dünyada yaşıyoruz.
Özgürlük mücadelesine ilk sempati-ilgi duymaya başladığımız dönemlerdi. Apocu felsefenin büyüleyici gelen özgür yaşam ilkeleri içimizde bir şeyleri derinden etkiliyor, kendine doğru çekiyordu.















