Nemir, Ölümsüz. Ölümü yenmiş bir mücadelenin hakikat savaşçısı… Ölümsüz olması mücadelesinin haklı ve soylu davasındandır.
Cebel’de Senusi hareketinin Önderi Ömer Muhtar ne ise Kobanê’de direnişin sembolü olarak yurtseverliğin görevlerini yerine getiren topraklarını en ön cephe de savunan Apê Nemir (Xelil Osman) de odur.
Kendini mevziiye zincirleyen başı dik, bir cinar gibiydi. Zinciri şakırdarken sömürgeciler kahroluyor bütün arkadaşlar fazlasıyla gurur duyuyordu. Hepimizin yüreği dolup taşıyordu. Apê Nemir’in mevzisi güven veriyordu. O Ömer Muhtar’in iyileştirdiği 4 bin deveyle güreşmiş, direnişin estetiğini yüreğine islemişti. Estetik xwebûn olmayı yani kendin olmayı gerektiriyordu. Kendini bulmayı ve kendi özüyle var olmayı direnerek sağlanacağını biliyordu.
Kimse Apê Nemir’ı 2014 te başlayan Kobanê saldırısından önce tanımıyordu. Apê Nemir, gitti son iki üç mahalle de direnen arkadaşların yanına ve kendini cepheye en yakın mevziye zincirledi. Ülkemiz işgal altındaydı. Yaşlı çocuk genç kadın… Herkes savaşın bir parçası bir hakikati olarak bütünleşiyordu. Kobanê de hakikat bütündü. Önder Apo toplumsal hakikatin parçalanılamayacağından bahseder. Felsefesi güçlü olmayan bir toplumun hakikati de estetiği de özgürlüğü de bütün olmaz. Dolayısıyla oluşun yeniden varlık kazanması inanç ve dirençle doğrudan ilişkilidir. İnanarak direnip kazanan halklar varlık bulmakta zorlanmamıştır. Kobanê inananların bir arada direnmesiyle çetelerden temizlenmiştir. Kuskusuz Apê Nemir bu direnisin çınarı ve sembolüdür.
Mesele sadece direniş koşullarından kursun atmak değil. Kaldı ki Apê Nemir sadece kursun atmadı, bir geleneği sürdürdü. Direniş geleneğinin anda en büyük temsilcilerinden biri oldu. Burası başka bir dünyaydı. Bildiğimiz dünyanın dışında başka bir dünyaydı Kobanê. Kuşatma içerisinde kültür tasviri ve kimliğin aynisiydi. Kimlik ve kültür birbirini direniş ile tamamlayacaktı. Apê Nemir o yaslı haliyle direniyordu. Biz ona bakınca kendimizi daha çok hırpalıyor daha çok is yapma eğilimi içerisine giriyorduk. Bizim takım 4 arkadaştan oluşuyordu. Bu arada Apê Nemir başından bir arkadaşın yanına yaklaştığını görünce yönünü değiştirdi. Bir ara mevzi de savaş muhabirliği yapan bir arkadaş Apê Nemir ile konuşmaya başladı. Apê Nemir’in sesi az geliyordu bizim bulunduğumuz noktaya. Keskin nişancılardan dolayı ‘kozik’ ve gerilla savaşı karışımında ilerleme oluyordu. O sırada sadece atışlar ve yerlerin tespit edilmesi üzere taktik-blöfler yapılıyordu. Apê Nemir konuşmaya devam ederken bir an sesi geldi. “Amed gençleri”, “Amed Halkı” dedi. Çağrı yapıyordu. Amed gençlerinin ne kadar cesur ve yürekli olduğunu biliyordu. Bu savaşın orta yerinde aklına gelmişti. Kaldı ki seferberlikten dolayı da birçok Amed genciyle tanışmış onların hareketliliklerini ve vuruş tarzlarını biraz acemice de olsa cesur görmüştü. Etrafındakilerin çoğu Amedliydi. Belki de bize bakarken aklına Amed geldi ve çağrıyı onlara yaptı. Biraz yaşlanmış yaralı ve duygusaldı. İki oğlu da ayrı cephelerde savaşıyordu. Haberi yoktu. ‘Yaralılar mı, Şehit mi düştüler’ bilmiyordu. Biz de bilmiyorduk. Ne kadar çeteyi püskürtürse çocuklarına, mahallesine, evine ve Kobanê’ye o kadar yakınlaşacaktı. Bu bilinçte yurt savunması için her şeyiyle seferber olmuştu. Kürdistan halkının seferberliğinin yanında Kaniya Kurda mahallesinin piri Apê Nemir ailesiyle birlikte seferber olmayı bilmişti.
Kobanê de direnenler; sadece bir kasabanın kurtuluşu için değil Sovyet devriminin yüzüncü yılına birkaç yıl kala bir ulusun kendi kaderini tayin etmesini sağlamak için büyük direndiler. Kürtler Kobanê direnişi ile bütün dünya halkları ve hegemonik güçler tarafından cesur bir halk olarak tanindi. Dolayısıyla sömürge toplumların da özgürleşmesine ilham olduğu açıktır. Kaldı ki bu direnişle yurtseverlik yeni bir ölçü kazandı ve Cizre de Mehmet Tunç ile Lice`de Dirêj Amed ile devam etti.
Mazlum Amed















