Cumhuriyet’in kuruluşu ile ‘’Kürdistan’ı inkar ve imha politikaları’’ acımasızca ülke üzerinde yürütülürken en başta hatırlanan serhildan ve direniş hareketi olarak Şêx Saîd isyanı akıllara gelir. Arkasında Azadi Hareketi’nin muazzam örgütleme hazırlıklarını bulunduran serhildan neticede içte yaşadığı eksiklik, hata ve yetersizliklerden dolayı istenilen sonucu alamadı. Nihayetinde ise Kürt halkı için devasa bir miras yarattı, kendinden sonraki kuşaklara da direniş vasiyetinde bulundu.
Cumhuriyet rejiminin kurulması Kürdistan’da inkâr ve imha politikalarının başlangıcı oluyordu. Yıkılan Osmanlı’nın yerine Kapitalist düzen şimdiki Türkiye sınırları içerisinde Sovyet Rusya’sını sınırlandıracak ve Yahudilerin İsrail’e geçişinde köprü görevi görecek bir ulus-devlete ihtiyaç duyuyordu. Ulus-devlet’in doğası gereği nihayetinde Türklük üzerine kurulu bir devlet oluşumunda karar kılındı ve Anadolu ve Kürdistan coğrafyası üzerinde yaşayan diğer toplumlara karşı inkar, asimilasyon ve yok etme saldırıları başlatıldı. Bu inkâr, asimilasyon ve imha politikalarından en çok nasibini alan ise Osmanlı imparatorluğunun önemli parçası olan Kürtler oldu. Yine Kürtler dışında Ermeniler, Rumlar ve diğer halklar da soykırımdan geçirilip, yeni kurulan ulus-devlet içerisinde eritilmeye çalışıldılar. Kürtler dışında diğer halklara yönelik politikaları önemli ölçüde başarılı oldu. Fakat aynı şey Kürtler açısından söylenemez.
Bu yok etme politikalarına karşı (fiili özerkliğe sahip olan Kürtler), ulus-devlet içerisinde Türkleştirilmeye, asimile edilmeye karşı itirazlar geliştirdiler. Bu itirazların başında Şêx Saîd isyanı olarak bilinen 1925’te Azadî Hareketi’nin örgütlediği isyandır. İsyan başlamadan Cibranlı Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey’in yakalanmaları gibi talihsiz bir durumla karşı karşıya kalır. Cibranlı Halit ve Yusuf Ziya serhildanın ve hareketin öncüleri olarak yakalanmaları serhildan için ciddi bir darbedir. Şêx Saîd, öncülük misyonun var olan doğal otoritesinden dolayı üstlenmek durumunda kalır. Aldığı yük sıradan olmayıp siyasi, toplumsal ve askeri önderlik gerektiren bir konumdur. Dinî bir kişilik olan Şêx Saîd’in bu sorumluluğu üstlenmesi; yürütülen inkâr ve imha politikalarının ve ulus-devlet yoluyla ortadan kaldırılmak istenen değerlerin derin bilincinde olduğunu gösteriyor. Serhildan hazırlık aşamasındayken bir devlet operasyonla serhildan erken doğuma zorlanıyor. Sonuçta serhildan hazırlıkları tamamlanmadan başlamış oluyordu.
Ulus-devlet yapılanması ile Kürtlüğü bir bütünen ortadan kaldırma çabalarını nasıl anlama gerekiyor, ortadan kaldırılmak istenen Kürtlük neydi? Fiili özerk bir coğrafya olan Kürdistan’da nasıl bir düzen vardı?
‘20. yüz yıl isyanlarını Kürtler de bir devlet sahibi olmak amacıyla başlattı’ tespitini yaparsak; o zamanın şartlarını ve koşullarını görmezden gelerek günümüzün sübjektivizmine kayan, herhangi bir temele dayanmayan, gerçekliği olmayan bir durumla karşılaşırız. Kürtler isyanları ulus-devlet amaçlı başlatmadı. Hedefleseler dahi, serhildanların kaynağı kesinlikle bu durum değildir. Esas olarak Cumhuriyet rejiminin veya Türk ulus-devletinin, Kürdistan’da var olan fiili özerk yapısını tasfiye etmeye çalışmasından kaynaklanır. Dönemin fiili özerk yapısı tam olarak Kürtlerin bin yıllardır yaşadığı komünal yaşamdı. Herhangi bir devlet oluşumuna dayanmayan, tamamı demokratik toplum tarafından örgütlendirilen ve kültür haline dönüşen düzen söz konusudur. Osmanlı İmparatorluğu içerisinde, devlet düzeni ile barışık halde (Barış: demokratik toplum ile devletin uzlaşması) bir yaşam süregeliyordu. Söz konusu durum Kürt Demokratik Toplumu ile Osmanlı İmparatorluğu arasında belirli anlaşmalar dahilinde süregelen bir uzlaşmadır.
Cumhuriyet ile birlikte kapatılan medreseler, camiler dine karşı yapılmış bir hamleden çok demokratik toplum örgütlenmelerine karşı yapılmıştır. Demokratik Toplumun kurum ve kuruluşları, ulus-devlet mekanizmasının dışında olduğu için hedeflenen yerlerin başında gelmiştir. Toplumun sadece dini amaçla değil, her türlü öğrettiği ve öğrendiği ilimi ve bilimi; bu kurum, kuruluşlar sağlıyordu. Yine Kürt halkının toplumsal sorunlarını çözdüğü alanlar da bu alanlardı. Doğalında, devletsiz işleyen bir düzen söz konusuydu. Osmanlı devleti döneminde karışılmayan, üzerinde doğal olarak anlaşılan bu demokratik yapı ulus-devlet oluşumuna ters düştüğü için bir bütünen (defacto olan bu durum) hedeflenerek ortadan kaldırılmaya çalışıldı.
Ulus-devlet doğası gereği toplumun bütün gözeneklerine sızmak durumundadır. Toplum arası ilişkilere, aşiretler arası, kabileler arası, aileler arası hatta aile içindeki ilişkilere de sızmayı hedefler. Günümüzde ise kişilere kadar sızmıştır. Kişilerin, beyinlerinde ve yüreklerinde kendisini yaşatmaktadır. Dönemin Kürdistan’ında da bu hedefle soykırım saldırıları başlatmıştır. Şêx Saîd ve Azadî Hareketi de kurulu olan Demokratik Kürt Toplumu düzenini savunmak amaçlı, bu düzenin inkarına ve imhasına karşı serhildan hareketini geliştirmiştir. Azadî Hareketi ve Şêx Saîd’in Kürt kültürü olan demokratik yapısını koruma refleksleri günümüze de ışık tutmaktadır. Önder APO’nun günümüzdeki çabası bin yıllardır bu coğrafyada süregelen, yüzyıl önce uğruna yüz binlerce Kürd’ün can verdiği Demokratik Toplum düzenini yeniden var etme, diriltme ve güncellemeyi içerir. Kürt halkının dokusu ve devletsiz yaşamaya uygun yapısı özgürlüğü en yakın kılan seçenektir. Yüz yıl önce Kürt halkının herhangi bir bayrağı ya da devleti yoktu ki saldırı gerçekleşsin. Soykırım saldırıları tamamen Kürt halkının Kültürel yaşamına karşı geliştirilmişti. Bu kültürel yaşam komünal yaşamın ta kendisidir.
Komünal Kültür devlet ile tam zıtlık içerir. Birbirine karşı iki kutup olan Kürtler devlet sahibi olsalar da doku uyuşmazlığı nedeniyle Kürt halkına karşıt kesilmek dışında bir durumu yoktur. Çok yakın örnek; devletleşemeyen Başur federasyonu da buradan kaynaklanır. Başur halkının çok güçlü aşiret-kabile yapısı devlet oluşumuna izin vermiyor. Barzani ve Talabani ailelerinin devlet hevesleri yalnızca dış güçlerin engelleri ile karşılaşmıyor, Kürt halkının devlet yapısı ile uyuşmazlığı esas engeldir. Stratejik derecede önemli olan akrabalık ve kan bağları, iktidarı ve sınıflaşmayı engelliyor-sınırlandırıyor. Bu da Başur’da veya Kürdistan’ın herhangi bir yerinde devlet oluşumuna izin vermiyor. Kürtlerin esas yapısı tarih boyunca Demokratik-Komünal Toplum yapısında olmuştur.
Tekrar Şêx Saîd’in Demokratik Komünal değerleri koruma, yaşatma direnişine dönecek olursak; verdiği emeği, gösterdiği çabayı ve sorumluluğu günümüzde de yaşatmak için demokratik-komünal değerlerimizi tarihsel bilinçle yaşatmayı görev bilmeliyiz. ‘’Torunlarımız düşman önünde bizi mahcup etmesinler’’ sözleri ile bize devrettiği demokratik-komünal Kürt değerlerini koruma çabasıdır. Bizlerin de öncülerimizi, dede ve ninelerimizi mahcup etmeyişimiz bu şekilde sağlanabilir.
Murat Çelik















