KU TR

Komün, ortaklaşma ve paylaşma çerçevesinde belirlenmiş ahlaki ve politik değerlere dayanarak yaşamayı tercih eden topluluklardır. Tarihsel olarak bu toplulukların daha renkli, çok bileşenli birliğinden de demokratik komünal toplum inşası gerçekleşmiştir. Komünal kültür salt etnik bir topluluğun ortaya çıkaracağı bir organizasyon olmayıp birden çok farklı toplumsal unsurun bir aradalığı ile mümkündü.

Cemşîd Serhat

Sorunları tahlil etmede başlangıç noktası hayati bir konudur. Kürt halkının yaşadıkları özgürlük sorunu ve buna neden olan uluslararası saldırıların, antlaşma ve ittifakların güya Kürdistan’ın oldukça zengin kaynaklara sahip olması baş gerekçe yapılarak, ekonomik bir indirgemecilik yapılır. Böylece hâkim tarihsel kabule ve anlayışa göre Kürt halkı ile iktidarcı yapılar arasında yaşananları, doğal bir yaşam kavgası imajı verilmek istenir. 

Halbuki bu tarihsel düşmanlığın temel çelişkisi komünal kültür ile Kurdi kimlik arasındaki ontolojik ilişkidir. Adı geçen kimliklerin varoluş özellikleri büyük oranda aynı olup esas kavga bununladır. Kürt toplumu kurumlaştırdığı komünal yaşam kültürü karşında kendini doğal sorumlu görmektedir. Maddi güce dayanarak komünal toplum üzerinde “tanrılık” iddiasında bulunanlara karşı, Kurdi toplumu da toplumsal duygudaşlıkla özgürlük mefhumuna sarılarak direnmiştir.  

Komün, ortaklaşma ve paylaşma çerçevesinde belirlenmiş ahlaki ve politik değerlere dayanarak yaşamayı tercih eden topluluklardır. Tarihsel olarak bu toplulukların daha renkli, çok bileşenli birliğinden de demokratik komünal toplum inşası gerçekleşmiştir. Komünal kültür salt etnik bir topluluğun ortaya çıkaracağı bir organizasyon olmayıp birden çok farklı toplumsal unsurun bir aradalığı ile mümkündü. Bu topluluklar etnik veya dini kimlikli olduğu gibi bu iki kimliğin (dini ve etnik) aynılaştığı özellikte de olabiliyordu. Ortaklaşma esprisi, ekonomik üretimden önce, bu çok renkliliği kabul eden ortak  bir bilinç  ve inanç ile sağlanmıştır. İşte bu oluşum esprisi Kürt kimliğine de asıl rengini vermiştir. Kurdilik ve Komünallik bu bağlamda aynı anlamda buluşur. Bundan kaynaklı Kürtlük dar etnik bir milliyetçiliğe, cinsiyetçiliğe, sınıfçılığa ve her türden üstenci yaklaşımlara kapalıdır. Çünkü bu onun kuruluş felsefesine aykırıdır.

Kapitalist modernitenin global ve yerel hegomon güçlerince Kürt halkına karşı yürütülen inkâr ve imha politikası, sadece Ortadoğu’da yaşanan son iki yüz yıllık emperyalist politikaların yarattığı bir durum değildir. Bu konuda da bilinç çarpıtmaya çalışan, sorunu dar bir zaman diliminde ele alan bir yaklaşım söz konusudur. Ortaya çıkan arkeolojik ve teolojik buluntu ve belgelerden, yine Kurdistan Özgürlük Hareketi Önderliğinin yarattığı aydınlanma ile tarihin en uzun düşmanlık stratejinin Kürtlere karşı uygulandığını ortaya koymaktadır. Buna neden olan temel gerekçe de bu halkın komünal toplum olmadaki ısrarı gösterilmiş, bu da dini ve medeni hukukta en büyük günah ve suç sayılmıştır.

Kürt kimliğinin ilk orijinal komünal toplum sistemi olması, her dönemde devletçi ve iktidarcı sistem sahiplerince tasfiye edilmesi gereken, haddi bildirilmesi gereken toplum olarak hedefe konmuştur. Bu perspektiften bakıldığında günümüzde Kürt karşıtlığı şeklinde yürüyen yönelimlerin en az beş bin belki de on binlerce yıllık bir geçmişi vardır.  Komünal sisteme karşıtlık temelinde gelişen iktidarcı, devletçi yapılarda başa gelen her egemenin ilk seferlerini Kürtlere karşı yaparak rüştünü ve yiğitliğini ispatlamaya çalışması, birçok halkın hikayelerinde ballandıra ballandıra anlatılır. Örneğin ilk devlet olan Sümerlerde Tanrı kral seçmelerine katılabilmek için, bu ülkenin kuzeydoğusunda bulunan ‘Kur’ (Dağ, güneş, Kürt) ülkesine gidip mutlaka bir şehri talan edip ganimet ve köle getirmeleri ilk şart olarak koşulmuştur. Bunu yaptıktan sonra seçmelere katılmışlardır. Sümerler Kur (Kurd) ülkesinin yarattığı manevi ve maddi değerlerinin farkında olarak var oluşlarını bu kültürün talanına bağlı görmüş, yaşam gereksinimlerini bu kültür ve coğrafyadan temin etmeyi bir strateji olarak belirlemişlerdir.

Bir Sümer tabletinde, 167 savaş esirinden bahseden listelerden birinde, çok az Sümer yahut Akad (yerli) ismi belirtmekteydi. Büyük çoğunluğu Dicle Nehri’nin doğusundaki bölgelerden ve dağlardan getirilmişti. Mezopotamya’da MÖ.3.bin yıl itibariyle ‘köle’ için kullanılan ideogramlardan biri, “dağ” işaretiyle “kadın işaretinin birleşiminden oluşmaktaydı. Bu dağlık bölgelere yapılan akınlarda ele geçirilen yahut ticari mallar karşılığında köle tacirlerinden alınmış kadınlara işaret ediyordu. “Erkek” veya “kadın” sembollerinin yabancı topraklara karşılık gelen sembolle birleştiği ideogramın da kölelere gönderme yapmaktaydı. Köleci zihniyetin bu kadar detaylandırılması, özellikle Sümer’de Kuzeydoğusunda bulunan Kurdi kabilelere karşı giriştiği savaşta elde ettiği ganimetin, kendi devleti için varoluşsal önemini belirtmesi açısından oldukça dikkat çekicidir. Adeta devlet ve köleci sistem Kur ülkesinden elde ettiği ganimet ve köle (köleleştirilmiş) bireylerin varlığı ile ayakta durmaktaydı.

Sümerlerin devamı olan Akadları yenen Kürt boylarından Gutiler için de söylenen şeyler bugün “terör” başlığı altında sıkıştırılan propagandalara benzer bir teşhir söz konusudur. Gutilerin bölgeye gelerek Akadları yıkması, "Agedenin Laneti" adlı metinde mitsel bir biçimde aktarılmaktadır. Bu hikâyede tanrı Enlil yoldan çıkan kral Naram-Sin’i cezalandırmak için Gutileri ona saldırttığı söylenir. Larsa kenti kralı olan Sin-Iddinam'a ait bir tablette de Gutiler hakkında bilgiler yer almaktadır.

 “(Tanrı Enlil) Guti dağlarına doğru baktı; Uçsuz bucaksız dağ sıralarını baştan aşağı taradı. İnsan sınıfından sayılmayan, topraktan pay almayan, engel tanımaz Guti, güdüleri insana, akılları köpeğe, vücutları maymuna benzer (onların), (Enlil) onları dağlardan çıkardı, Çekirge sürüleri gibi yayıldılar topraklara, Kollarıyla ovaları kaplarlar, onun (Enlil) adına hayvan avlarlar adeta, hiçbir şey kurtulamaz kollarından, hiç kimse kaçamaz kollarından. Elçiler artık dağ yollarında gözükmez, ulakların gemisi ırmaklardan geçemez…”

Başka bir Sümer tabletinde ise; “Dağların ejderhası, Tanrının düşmanı Gutiler (Kurtiler), hükümdarlığı elimizden alıp dağ başlarına götürdüler. Sümer ülkesini kötülüğe, kedere boğdular. Erkeği, kadını, babayı, oğulu, tutsak edip götürdüler. Enlil büyük Tanrı buna izin verdi ki ben Uta Khagal Uruk’un yalan bilmez cihangir hükümdarı, Guti hükümdarlığını ortadan kaldırayım ve onları Sümer ülkesinden çıkarayım”.

Böyle dile gelmesine rağmen, Gutiler Akadları yendikten sonra onlara iyi davranmış kendi kurdukları dört krallıktan (Guti, Sümer, Elam ve Akad) oluşan birleşik krallıkta yer vermiştir. Üstelik kendi krallarını da üç yılda bir seçimle değişecek şekilde, en fazla iki dönem kuralını getirmiştir. Günümüzde bile olmayan demokratik bir sistem geliştirmişlerdir. Gutiler bazı tarihçiler tarafından yırtıcı, kan dökücü, talancı olarak nitelendirilmişlerdir. Bu oldukça zorlama bir teoridir. Tersine demokratik olmaları, seçim ile kendi krallarını seçmeleri dolayısıyla hakkaniyet ilkesine bağlı kalmaları en büyük zaafları olarak değerlendirilmiş kurulduklarından bir yüzyıl sonra yıkılmışlardır. Gutiler sonrası Asurlular kurulmuş kölelik tekrar insanlığın başına bela olmuştur.

Bu düşmanlık nesilden nesile geçmiş, Sümerlerin devamı Asurluların hükümranlık döneminde de devam etmiştir. Karşı savaştığı Kürtler, kendi devlet adını değiştirmelerine rağmen Asurlular yendikleri Mittanileri yine Guti olarak ifade etmişlerdir. Asur kralı Shalmaneser, sefer düzenlemiş ve Mitanniler'i yıkmıştır ve Mitanniler'e karşı zaferini Gutiler'e karşı zafer olarak kabul etmiş ve demiştir ki; "Ararat sınırından Tur Âbidin'e kadar bu ülke içinde su gibi Guti kanı aktı". Shalmaneser, Gutiler için;"Gutiler gökteki sayılamayan yıldızlar kadar çok ve mutlaka ezilmeleri gereken" demiştir.  Bu söylem günümüzde sık sık Türk egemenleri tarafından dile gelen “kök kazıma, son terörist kalınca kadar…” martavallarına oldukça benzemektedir. Kürt düşmanlığı bu topraklarda bin yıllarca bu şekilde devam etmiştir. Bu toplumun kökünü kurutmak, son ferdine kadar yok etmek için devamlı saldırıda olma hali değişmeyen politika olmuştur.

Gutilerden çok kapsamlı komünal bir sistem olan Med Konfederasyonu da aynı akibete uğramıştır. İç ihanet ve komplo ile yenilen son Med kralı Azdehak tarihin en karanlık komplolarından birine kurban gitmiş, o yetmemiş teşhir ve çarpıtma yönü oldukça yüksek hikayelere konu edilmiştir. Özellikle bu hikâye Fars milliyetçiliğini babası sayılan Firdevsi’nin şahname adlı eserinde işlenmiş, Sümerlerin Gutileri insan sınıfından bile saymayan bir toplum olarak lanse etmesine benzer “Kürtlerin tanrı tanımaz, medeniyet bilmez, insan hayvan arası bir grup” olarak teşhir edilmektedir. Kürtler üzerindeki tarihsel karartma yıkıcı bir teşhir eşliğinde yürütülmüştür. Bu yaklaşım son yüzyılda Türk ulus devletinin inkâr ettiği Kürtleri için söylediği hayvani bir varlık anlamında “Kuyruklu Kürt” teorisinin tarihsel arka planını anlatır.

Kürtler hakkında yapılan bu karalama tarihsel karartmaya dönüşmüş, daha sonraki inkâr ve imha politikaları için güya gereken meşruiyeti sağlamıştır. Bu karartmanın en büyüğü şüphesiz ki Medlerin temsil ettiği komünal kültür üzerine uygulanmıştır. Dolayısıyla en büyük saldırı da ona karşı yapılmıştır. Kürt halkının yaşadığı hafıza kaybı büyük oranda bu süreç sonrası gelişen saldırılarla ilgilidir.  Bunda elde ettikleri başarı ile ile önce Persler daha sonra da Helenler egemenlikli sistemin yeni hegemon gücü haline geldiler. İki gücün ortaklaştığı ana nokta Kürt kültürel değerleri üzerinde ideolojik, siyasi ve askeri boyutta süreklilik arz eden saldırılardır.

Persliler, Med komplosu sonrası Kürt toplumunun hafızası ve kendi çağının en büyük bilge filozofları olan Mağlarına karşı (Mûxkujan) katilamlarıyla toplumsal hafıza yok etmeye çalışılmış, buna atfen günümüzde bir bayram şeklinde de kutlamaktadırlar. Yine Sasani hükümdarı Nuşirevan, Baş Mûxlardan biri olup Mazdek’in de içinde olduğu 12 bin Mazdek inancına mensup insanı baş aşağı toprağa gömerek ibretlik şekilde öldürmesi bu tarihsel düşmanlığın başka bir uygulamasıdır. Mazdek ve bu inanca mensup insanlar (Zendik) hakkında özellikle kadın üzerinden uydurulan hikayelerle de ayrıca ideolojik saldırı ısrarla yürütülmüştür.