KU TR

Med espirisi büyük oranda bütün Kürt etnik ve dini unsurları iki cinsin eşitliği temelinde birleştiren Kurdiliğin birleşik ifadesi halklaşma formu olan Kurmançlaşma üzerine kurulmuştur. Kurmançlaşma da Kurdi gibi dini bir kavram olup bütün Kürtlerin Merkezi Köleci Asur devletine karşı Halklaşma temelinde bir araya getirilmesidir. Halklaşma formu Zerdüşti devrimin sonucudur ve Neolitik sonrası insanlığa hediye edilen yeni bir toplumsal formdur.

Cemşît SERHED

 

Medler Dönemi

Kürtler için en önemli bir savunma formu da Zerdüştliğin geliştirdiği halklaşma formudur. Hurri’lerin gittikçe merkezileşen köleci imparatorluklara verdiği cevap yeni öz savunma formu olan halklaşmayı yaratmak olmuştur. Ve bu formla aynı zamanda klasik köleciliğe (Asur imparatorluğu’na) de son verilmiştir. Bunu yapan yine bir Kurdi dini Mağ rahibi olan Zerdüşt idi. Zerdüşt’ün kendisi de bugünkü Urmiye, Saqiz hattında Med’lerden yaklaşık yüzyıl önce kurulan Mannayi dini devletin bulunduğu alanda doğmuştur. Mannayi’lerin diğer bir adı Kurmang’tır ya da Kurmançtır. Bu dini devletin bir kralı ve hatta bir sözcüsü bile yoktur. 12 kişilik bir yaşlılar konseyi vardır, konsey komple başka bir devletin heyetiyle konuşur ya da toplumsal sorunları oy birliği ile alırdı. Son derece diplomatik bir yapıya sahip olan bu dini devlet, ilginç bir şekilde Asurlularla da iyi geçinmiş, dönemin en büyük köleci devletiyle ya da başka bir toplumla savaşma stratejisi izlememişlerdir. Daha çok dini (toplumcu) yönü ön planda olan bu devlet aslında alttan alta Kürtleri birleştirme amaçlı,  Kur(d) ve Mang(Mad) olarak ifade edilen güneş ve ay eksenli erkek ve kadın öncülüklü Kurdi toplulukları birleştirmek olmuştur. Bu stratejiyi de uzun süre sürdürmüş, Mannayi bölgesinde ortaya çıkan Zerdüştle beraber bunu hayata koymaya başlamışlardır. Mannayi’ler, daha sonra Diyako (kendisi de bir mağ rahibidir) öncülüğünde kurulan Med’lere katılarak büyük Med devrimini gerçekleştirmişlerdir.

Med espirisi büyük oranda bütün Kürt etnik ve dini unsurları iki cinsin eşitliği temelinde birleştiren Kurdiliğin birleşik ifadesi halklaşma formu olan Kurmançlaşma üzerine kurulmuştur. Kurmançlaşma da Kurdi gibi dini bir kavram olup bütün Kürtlerin Merkezi Köleci Asur devletine karşı Halklaşma temelinde bir araya getirilmesidir. Halklaşma formu Zerdüşti devrimin sonucudur ve Neolitik sonrası insanlığa hediye edilen yeni bir toplumsal formdur. Medler ya da Zerdüştiler halklaşma formu ile ve bu temelde bir bütün halk olarak Asur’la mücadele ettiklerinde başarıya ulaştılar. Halklaşma toplumsallaşmada yakalanan en yüksek düzeydir ve en büyük egemen devletçi sisteme karşı başarı sağlayan toplumsal formun ismi olmaktadır. Halk formunda ille de herkesin aynı etnik ve inanca sahip olması gerekmediği, insan toplumu olmaktan kaynaklı ortak nokta ve taleplerde buluşarak geliştirilen demokratik formdur.

İşte Zerdüşt’ün geliştirdiği kimlik bu halklaşma formu olan Kurmanç formudur. Kurmançlaşmanın Perslerin Med darbesi sonrası belli bir süre sekteye uğramasına rağmen özellikle Orta Çağ’da Kürt alimlerinin özel çabalarıyla tekrar canlandırılarak aşiret konfederasyonlarının temel birleştirici gücü haline getirilmiştir. Bu dönemde kurulan birçok güçlü konfederasyon ve mirlikler bu anlayışa dayanılarak oluşturulmuştur. Öte yandan şehirlerde biriken aşiret ve kabilelerinden kopmuş insanlar da bu form adı altında kendilerini ifadelendirmiş, iki formda bir Kurmançlaşma gelişimi yaşanmıştır. Kürt şehirlerinde Kurmançlık temelinde bir hemşericilik kültürü de böylece gelişmiştir. Hemşehricilik aynı zamanda bu aidiyet temelinde insanların aynı şehirde birbirini koruması, kollaması anlamında olup gerektiğinde tek bir şehir en güçlü devlete karşı direnmiştir. Kendi şehirlerinin dışında da hemşehrilerinin bazen etnik farklılık olmasına rağmen birbirlerini koruması birleştirici bir esprisi olan Kurmançlık duygusuyla özel bir ilgisi vardır. Günümüzde Kürtlerde aşiretçilik kadar hemşehriciliğin güçlü bir bağ olması, güçlü bir dini ve etnik aidiyeti ifade eden Kurmançlıktan ileri geldiğini görmek gerekir. Kürtlerin üçte ikisinin kendini Kurmanç olarak ifadesi bu tarihsel bağın Orta Çağdan sonra tekrar dirilmesi ve günümüzde halklaşma formu olarak görünür kılınmasıyla ilgilidir.

Kürtlerin çok bileşenli bir toplum olması, ta Star kültüründen bugüne kadar gelen bir özellikti. Neolitik sonrası parçalanan Kürtlerden Zerdüştilikle inanç birliği temelinde Kurmançlığı oluşturmuştur. Bu sosyal form dini olarak yapılandırıldığı gibi dili de tüm Kürt lehçelerinin toplamında oluşturulmuştur. Bu konuda Zerdüşti rahipler olan mağlar büyük emek vermişlerdir. Bu birlik ruhu ile dünyanın en büyük gücü Asurları komünal temelde halklaşma (Kurmanç) formunda örgütlenen Medli Kürtler tarafından 100 yıllık bir mücadele sonrası yenmesini bilmişlerdir. Dolayısıyla Komünal (demokratik) Kurmançlaşma Kürtlerin Med’ler sonrası en büyük öz savunma formu olmuştur.

Kurmançlık formu Med darbesi sonrası sekteye uğramış, Kürt birliği olan bu form yukarıda dile geldiği gibi durağan bir sürece girmiştir. Çünkü Med bileşenleri bu darbenin etkisiyle dağılmış, bazıları eski inanç yapılarına bazıları da Zerdüşti inanç yapısını koruyarak ya da revize ederek marjinal gruplar şeklinde dağınık bir şekilde Medya ülkesinde ve genelde başka toplumların egemenliğinde yaşamışlardır. Bundan kaynaklı kendini koruma stratejisi de daha çok politik gerçeklere göre olmuştur. Dağlara, derin vadilere çekilerek gerilla tarzında kendini koruma bir yöntem iken, başka toplumların içinde onlarla ittifak yaparak yaşama taktiğini de geliştirmişlerdir. Bu süreçten sonra çok stratejili bir savunma sistemi geliştirmişlerdir. Özgürlük feragati uğruna kendi kültürel kimliğini yaşama ve yaşatma uğruna yaklaşımlar da geliştirmişlerdir. Hatta başka dinleri kabulü temelinde, dini biraz da kendine uyarlayarak yaşam felsefelerine uygun hale getirmeye çalışmışlardır. Zaman zaman kurulan Mirlikler, beylikler ya da küçük devletlere rağmen, feodal çağlarda Kürtler yoğunluklu dağınık yaşama stratejileri izlemişlerdir.

Orta çağ’da Kürt toplumunun yaşadığı dağılmayı gören özellikle Kürt alimleri buna çare olarak sanatsal yollarla Kurmançlığı tekrar diriltme çabasına girmişlerdir. En veciz sözlerle ve görünür şekilde Ehmedê Xani ve Feqiyê Teyran’da bunu görüyoruz.  Ehmed Xani’nin Kürtleri Kurdmanç olarak adlandırıp ulusal birlik çağrısında bulunması, Feqiyê Teyran’ın birleşmeyen ve yük haline gelen Mirlere karşı halkı isyana çağırması bariz politik tavır iken bu tavır edebiyatta güçlü işlenmiştir. Bunun dışında Kürdistan’ın diğer parçalarında da Kürt alimlerin çabası sonrası, Zerdüştilik sonrası sekteye uğrayan ve tam gelişemeyen Kurmançlığı diriltme çabası siyasi olarak tam sonuç vermese de Kültürel birlik anlamında kesinlikle sonuç alıyor. Bugün Kürtlerin %70 kendini Kürt’ten ziyade Kurmanç olarak değerlendiriyorsa bu bilinçli çabanın sonucudur. Kürt toplumu da bu çağrıya kulak veriyor ve Kurmançlaşma aşiret ve kabile kültürünü aşan, ya da onun dışında kalan halk kitlelelerini cezp ediyor, halklaşma -kimine göre uluslaşma!- formu tekrar canlılık kazanıyor. Kabile ve aşiret kimliğini aşma, sadece bunların dışında kalan grupların kendini ifade etmesi olmayıp, kabile ve aşiret kimliğini de koruyan ve daha üst düzeyde bir kimlikle kendini ifade etme olarak da anlaşılmalıdır. Nitekim, şu an da kendine Kurmanç diyen Kürtlerin çoğunun aşiret ve kabile bağları ve kimliği hala canlıdır.

Orta Çağ’da Kürtlerin diğer halklar ve devletlerle kurdukları siyasi ittifak ve birlikler de buna gereken kolaylığı sağlamıştır. Aslında İslamiyet’in Ümmet toplum esprisi Kurmançlığın islami yorumu olduğundan Kürt alimleri Ümmet kavramını oldukça kullandılar. Bu konudaki başarıya baktığımızda Kürt kültürel gelişim son iki yüzyıl öncesine kadar bizzat egemenlikleri altında yaşadıkları Türklerden, Araplardan hatta Farslardan geri değildi, bazı noktalarda özellikle sosyo-kültürel olarak ileri de sayılabilirdi. Bu anlamda Orta çağ’da Kürt toplumun öz savunması, daha çok kültürel ve sanatsal yöntemlerle olup buna Kürt alimleri öncülük etmişlerdir.

Geldiğimiz modern çağlarda ise gelişen ulus devletin öncelikli olarak kültürel unsurlara saldırması sonucu, öz savunmada yaşanan zorlanmanın en temel nedenidir. Kabile (Kurd) ve Kurmanç toplumu ile şekillenen Kürtlük kendini bir şekilde korumasını biliyordu. Fakat inkâr ve imha ulus devlet anlayışı toplumu ve toplumculuğu bitirmek için özellikle kültürel temel formlar olan din, aşiret, kabile, tarikat, köy ve hatta buna imkân sunan ademi merkeziyetçi yapılara büyük bir hışımla saldırıya geçtiler. Bunları gerici ilan edip her türlü saldırının gerekçesi yaptılar. Buna karşı gelişen halk hareketleri, halk serhildanları da özellikle son iki yüz yılda sadece Kürdistan da değil bütün dünyada izlenen kendini savunma yöntemi oldu. Başkaldırı ve isyanlar özellikle dünya savaşı adı altında yaşanan toplumsal soykırımlara karşı bir tepki olarak da ortaya çıktı. Kürtler de bu süreçte kendini serhıldan ve halk hareketleri şeklinde örgütlemeye çalıştı. Parçalı da olsa son iki yüz yıldır Kürtler bu yöntemi uygulamaktadır. Tam başarı olmasa da toptan imha ve yok oluşun önünü aldılar.

Bu saldırılara karşı tekrar ortaya çıkan gerçek, Kürt toplumun yeniden demokratik toplum temelinde (eskiden bunun adı Kurmançtı) yeniden örgütlenmeye ihtiyacı olduğudur. Hatta tam tamamlanamayan Kurmançlık formunu yeni adıyla Demokratik halk temelinde toplumsal bir forma dönüştürmektir. Çünkü kurmançlık sadece bir dil değil bir sistem programı ve projesiydi. Yeni bir toplumsal inşa ya da form yaratmadan, toplumu buna sahip kılmadan başarı ve özgürlük getiren bir öz savunma yürütmek mümkün değildir. Demokratik Komünal toplum çağımızın başarı getirecek toplumsal formu olup, Med’lerde olduğu gibi ve belki de ondan daha geniş birçok renkli bir katılımla geliştirilmesi halinde çağımız egemenlik sistemi karşısında başarıyı sağlayabiliriz. Öz savunma, toplumsal savunma ise, öncesinde toplumun demokratik ve komünal temelde inşasını gerektirmektedir. Med’lerin bu konuda oldukça güçlü bir sistem kurduklarını görmekteyiz.

Med Toplum Sistemi Arı Sistemidir: Hem Emekçi Hem Savaşçı!

Sosyal yaşam, manevi anlayış birliği temelinde maddi anlamda savunma ve beslenme kaygısını giderme üzerine kurulmuştur. Bu anlamda bal arı sistemi insan toplumu için mükemmel bir modeldir. Komünal toplumsallığa örnek olabilecek birçok özelliğe sahiptir. Beraber üretmeleri, savunma yapmaları, sanatsal yaratıcılık (bal ve petek), uyum (aheng), arayışçılıkları, doğadaki üreticiliğe önemli katkı sunmaları ilk elden akla gelenlerdir.

Eko-sistem yaratmada ve yürütmede stratejik bir rol üstlenen bir canlıdır. Özellikle bitkisel yaşamın üretiminde %70-80’inin arıların bitmez tükenmez arayışçılığı ve çabasının sonucudur. Bitki çiçeklerindeki dişi ve erkek polenlerinin çiftleştirmesi sonucu biyolojik yaşamı üretmesi yanında oluşturduğu eko sistemle hayvanları ve insanların beslenmesinde en büyük rolü oynayan canlılardır. İnsanların tükettiği besinin 1/3’ünü yine arıların sayesinde üretilmektedir. Arının bu önemi, Kürtlerin inanç ve kültür yapısında ilk sıralarda yerleşmesine neden olmuştur. Med’lerdeki kültürel felsefeyi ve yaşam formunu ele alırken önemli bir sembol olan bal arısını (heng, mişê hengivê) da açmakta yarar vardır.                                                                                  

Arı halkların dilinde temiz, katıksız, saf, münezzeh, lekesiz, namuslu, safkan, yardımlaşma, toplanma, kusursuz vs. anlamlarında da olup kavramlaştırmalar arı böceği ve ürettiği balın karakterinden esinlenilerek yapılmıştır. Bal arısı özellikle arayışçılığı (buna doz denmektedir- doz kavramı arayıp görme, bulma ve aynı zamanda siyasi literatürde dava demek), üretkenliği, ahengi, temizliği, sağlığı, doğaya en ufak bir zarar vermeden balını üretmesi ve dahası çiçek polenlerin dişi ve erillerin döllenmesiyle doğadaki bitkisel üremeye de yardım etmesi ve bitkisel alemin çeşitliliğinde oynadığı stratejik rol, bu hayvanı birçok olumlu betimleme ve kavramlaştırmanın ana kaynağı yapmıştır. Bu durum insanların kendi yaşamlarını idame ve ikame etmede de ilham kaynağı olmuştur. Kürtler de bu hayvanın üretici ve gerektiğinde fedai savaşçı karakterini kendi toplumsal özelliklerine yedirmeye çalışmıştır.

Sosyal yaşam, manevi anlayış birliği temelinde maddi anlamda savunma ve beslenme kaygısını giderme üzerine kurulmuştur. Bu anlamda bal arı sistemi insan toplumu için mükemmel bir modeldir. Komünal toplumsallığa örnek olabilecek birçok özelliğe sahiptir. Beraber üretmeleri, savunma yapmaları, sanatsal yaratıcılık (bal ve petek), uyum (aheng), arayışçılıkları, doğadaki üreticiliğe önemli katkı sunmaları ilk elden akla gelenlerdir. Savunma ve ekonomik (beslenme) yaşamı, en iyi anlatan bal arısı (heng) sistemi, Medlerde belki de daha öncesi Kürtlerde de toplumsal bir inşaya dönüştürülmüştür. Bu aynı zamanda toplumdaki her bireyin bir şekilde yaşamın temel gereksinimlerini ve sorumluluklarını beraber üstlenmesi anlamına gelmektedir. Med’ler bunu sosyal yaşamlarına uyarlamış ve bunu kültürleştirmişlerdir. Kürt dilinde, sözlük yanında kültür anlamına gelen ikinci bir kavram olan Ferheng bunun en güzel kavramlaştırması olmuştur. ‘Fer’ ışık, ‘heng’ arı demektir. Işık gözlü arı etimolojik anlamı iken, aslında aydınlanmış, ışık kültürü anlamında Kürt halk kültürünü ifade etmek için de kullanılmıştır.

Arıların en temel özelliklerinden biri de yaşam için gerekli olan beslenme ve savunma işini birlikte yaparak yaşamı paylaşmalarıdır. Diğer önemli bir konuda Arıların kraliçesi (Mak, Makheng Maheng,) aynı zamanda hepsinin annesidir. Bu da sosyal toplumda gerekli olan kardeşlik olgusunu ve kurumu sembolize etmesi bakımından ayrıca, önemli bir nokta olmaktadır. Maheng hem biyolojik annedir, hem de koloniyi ekonomik ve gerektiğinde askeri yönetendir. Doğa inancına sahip ve doğayı iyi takip eden Kürtlerin ve Med’lerin bal arısını görmezden gelmesi düşünülemezdi. Kendi toplumsal sistemlerinde Neolitikten Med’lere kadar bu yaklaşımın izini görmek mümkündür. Med’lerde ise bu sisteme ve kavramlara yansımıştır. Maheng Med sistemindeki adı Mazda’dır. Maz-da bizi doğuran anlamda olup tüm toplumun annesidir. Ahura Mazda dualitesinde dişil yandır. Mad, Mazda kavramı bir anlamı anne olup aynı zamanda anne sistemi manasına gelmektedir. Ekonomik ve savunma sistemini bir bütün(toplum) olarak vermeyi en güzel sembolize eden arı (heng) sistemi, hangi açıdan ele alınırsa alınsın sosyal toplum için ideal bir örnektir. Çoğalma ve üreme belli bir düzeye ulaşması halinde bir ana arı öncülüğünde bir koloni (şilxe, zeyi) kendine başka bir yaşam alanı bulur ve sistem aynı şekilde devam eder. Bu anlamda da Kürtlerin sosyal yaşamına ve var olma stratejilerine bakıldığı zaman, bal arısı temel bir rol modeldir. Bal arısının eko sistemi kurmada oynadığı rol, bir Kürt için de Eko toplumda geçerli bir kural olmuştur. Her şart altında bir yaşam sistemi kurma ve ekonomik yaşam mücadelesi içinde olmaları bu canlının belirgin özelliklerini oldukça özümsediklerini göstermektedir.

Med’lerin ordu sistemi de araştırılması durumda bu durum daha iyi anlaşılır. Med ordusu toplumu gibi bal arısı (heng) düzenine benzetilmiştir.  Aslında hem ekonomik hem askeri özellikler bu sistem içinde bir kabile düzeni içinde toplumsallaştırılmıştır. Bal arı sisteminde mükemmel bir düzen olduğu gibi bir hengame (hêwirze, zibare; iş için biraraya gelmiş kalabalık) de vardır. Ama bu hengamede birlik ve yaratıcılığı mümkün kılan kaos halidir. Hengame özünde arıların harıl harıl çalışırken ya da kendi savunurken çıkardığı gürültü ve sestir. Bu gürültü anlamsız bir gürültü olmayıp kendini savunmada ve ekonomik üretimde büyük bir aheng ve coşku içinde verilen yaşam mücadelesinin sesidir. Her iki yaşam alanında yakalanılan aheng ana arı M-aheng şahsında yakalanılan ortak motivasyon ve mücadele azmidir. Bundan kaynaklı Aheng kavramına, Kürt dilinde uyum yanında, moral ve eğlence amaçlı tertip, mihrican, bayram kutlaması anlamı da yüklenmiştir. Maheng’in yarattığı düzen hep bayram hali olarak Kürt toplumunda idealize edilmiştir.

Birçok hayvan öz savunma anlamında insana ilham kaynağı olmuştur. Kürtler de felsefik yaşamlarına en uygun olanı kanatlı yılan (ejderha) yanında bal arısı daha fazla öne çıkmıştır. Kürt kültüründe bu iki hayvana çok değer verilmesinin nedeni doğadaki tarımsal üretkenlikle olan ilgisidir. Yılanın İbrahimi dinlerin bu hayvanı şeytanlaştırmasından kaynaklı belli ölçüde Kürt toplumunda eski değeri verilmemesine rağmen hala önemlidir: Şahmaren hikayesi, kara yılanı öldürmeme tabusu, yine yılanın değiştirdiği deri (kiras) evlerin önüne, yayıkların üstüne vs. yerlere asılarak bereket getireceğine olan inanç bu kültürün kalıcı etkileridir. Fakat bal arısı tamamen olumlanan bir hayvandır. Kanatlı Ejderha (Zehak, Zuhak) Med Ejderhası olarak yaratılan toplumsal sistemin ya da imparatorluğun azameti yanında, havada, suda, yerde ve yer altında hareket kabiliyeti ve ayrıca ağzında ateş saçabilen özelliği ile Med askeri gücün yenilmezliğini ifade etmek için kullanılan bir simge iken, bal arısı (heng) daha çok toplumsal üretkenlik ve savunma için yapılan iş bölümünü ifade etmek için tercih edilmiştir. Bal arısının idealize toplumsal bir yapıyı realize etmek için Zerdüşt’ün Med ile kurmak istediği ‘ana’ düzenine en fazla uymasından kaynaklı Med’ler döneminde onu birinci sıraya taşımıştır. Med dönemi aynı zamanda yeni bir toplumsal inşa süreci olduğu için bunu dişil öğe üzerinden ifade eden sembol ve tanımlarla ağırlık verildiğini en iyi gösteren örneklerden bir tanesi de bal arı sistemidir. Bilindiği gibi bal arısı kolonileri ana arı (Maheng) öncülüğünden çoğunluğunu dişi arıların oluşturduğu bir sistemidir.

Bal arı sistemi en üretken, en duyarlı yaşam sistemidir. Bitkilerin çiçeklerindeki özün belli bir kısmını emerek, çiçek özlerinde oluşan bal üretimine dönüştürmesi, Kurdî felsefede önemli bir ilham kaynağıdır. Öz en saf hali ile yaratıcılık için en gerekli bilgidir. Kültürün yani insani üretim için de iyilik, güzellik barındıran özlü fikirlerle yaşamı yeniden yaratması, yaratma çabası bu hayvanı önemli bir noktaya taşımış ve yukarıda belirtildiği gibi Kurdi dilde kültür anlamına gelen diğer bir sözcük olan Fer-heng, bu hayvandan esinlenerek kavramlaştırılmıştır. Bal arılarının en temel özelliği insan gibi kendi besinini kollektif bir şekilde üretmesidir.  Yine kovana saldırı durumunda hepsi beraber savaşçı konumuna geçer. Bu savaşçılar (mücadeleci) da yoğun olarak dişi işçi arılardır. Toplumsal yaşamda ise ikame ve idame anlamında öncülük kadın da olmakla üretme ve savunma işi erkek için de geçerlidir.

Arıdan esinlenerek deyimlenen kavramlar günümüze kadar gelmiştir: Arılarda tüm yaşamı düzenleyen akıl Ma-heng yani ana arıdır. Ma-heng, günümüzde baştaki M harfinin düşmesi sonucu aheng halini de almıştır. Aheng (uyum), alem (toplum), şenlik, mutluluk, melodi, müsiki(anlamlı sesler bütünü) vs. anlamına gelir. Ana arının toplumsal yaşamı örgütleyen ve mutluluk üreten yönetici anlamına gelir. Yine heng(arı) kavramından Pêşheng öncü arı, leheng ve çeleng yiğit ve güzel, serheng bugün askeri bir kavram olan albay anlamındadır. En önemlisi de Ferheng kavramı ki bu Kürtçe de Çand kavramında sonra kültür anlamında kullanılan ikinci kavramdır. Ayrıca eski telaffuz biçimleriyle arı anlamında hong, Hung ve günümüzde heng, o kadar köklü bir kavram ki, tek başına savaşçı anlamı yanında, Kürt dilinde hunger-huner (sanat, yaratıcılık), hinkirin (perwerde) yani öğrenmenin, bilgilenmenin kök kavramıdır. Arıda(heng) dile gelen bilgi neredeyse yaşam bilgisidir ve Kürt dilinde perwerde kavramına denk gelen hingkirin-hinkirin: arı gibi olmak, arılaşmak anlamında eğitim kavramını da yaratmıştır.

Arının yaptığı her şeyde yaratıcılık ve bir o kadar da gizem vardır. Fer-heng kavramı da genel anlamda kültür kavramı yanında etimolojik anlamı da ilginçtir: Fer tek, özgür anlamına geldiği gibi ışık, göz nuru anlamındadır da. Bu aynı zamanda günümüz biliminin de ispatladığı bir hakikattir. Gerçekten de de arılar telepati yetenekleri yanında görme yeteneğine sahip binlerce birleşik göze sahip varlıklardır. Ana arı iki bin üç bin, işçi arılar dört bin-beş bin, erkek arılar (ki bunlara drone denir) da yedi ve sekiz bin birleşik göze sahiptir. Yüksek irtifada görme ve koklama yeteneklerine sahiptirler. Sosyal dilde bu uzak görüşe öngörü de denmektedir.

Arılardaki bu yaratıcı ve üretici (bal yapma gibi) özellikler tam olarak çözümlenmemişse de bu hayvana ait belirlenmiş iki özellik incelenmeye değerdir. Bal arısı daha önce yedikleri eti bırakmışlar, diğer bir nokta da cinsellik bu hayvanlarda dönemsel olarak sadece ana arı ve erkek arı arasında gerçekleşir. İşçi-dişi arıların cinsel kapasitesi yoktur. Dolayısıyla genel arılarda cinsellik son derece azdır. Bu durum, arıdaki yaratıcılık ve üretme özelliği hakkında bir fikir verebilir. Et yiyiciliği bırakmaları ve aşırı cinselliğe set çekmeleri çok büyük ihtimalle yaratıcı özelliklerinin de ana nedenidir. Çünkü bu iki özellik (et yiyiciliği ve cinsellik) aşırı tüketildiğinde vahşilik, saldırganlık geliştirdiği, yaratıcılığı engellediği açıktır. Bunun beşerî alanda bireycilik ve iktidar ürettiği tarihsel bir deneyim olarak sabittir. Egemenlerin cinselliğe ve et yiyiciliğine aşırı önem vermeleri bu hayvani (güç ve baskın olma-beşerî dilde iktidar) güdüyü devamlı canlı tutma yaklaşımıyla ilgisi vardır. Çünkü bu tam da egemenlikli aklın yeşerdiği alandır. Arılar ve düzeni iktidarın bertaraf edilmesi, iyi, güzel ve doğrunun toplumsal yaşamda yerleşmesi için sosyal, felsefik ve siyasi bir mesaj gibidir.

Med’lerin yaşam felsefesinin başarısı, ışık mistizmi yanında toplumsal yaşamda bu felsefeye en uygunluk arz eden bu arı sistemini yaşamlarına uyarlamaları olmuştur. İnsanlığın yoğun geçen savaş sürecinden sonra yeniden inşa gerekliliğine arı sistemi, beşerî yaşama uyarlanarak en uygun model olmuştur. Arı sistemini kendi yaşamına uyarlamaları, yaşanan muhteşem Med devriminin genel özelliklerini karakterize eder. Işık felsefesi (Fer, farr-) en fazla da bal arısıyla ilgili bir kavram olsa gerek. Bal arısının gözündeki ışık düzeyi, görme ve telepati yeteneği, uçan kanatlı bir varlık olması, savunmayı ve ekonomik üretimi beraber-kollektif yapmaları genel anlamda Kurdî ve Zerdüşti inançta yer alan kanatlı melek ya da kanatlı kutsal varlıklarla da uyumlu olması bu hayvan oldukça önemli bir konuma taşımıştır. Tam buradaki üretken kanatlı uçan varlık arı(heng), savaş döneminde Mad sisteminde kanatlı, uçan, yüzen, yürüyen ağzında ateş saçabilen büyük yılan bir ejderhaya (Azdehak) dönüşmesi ayrıca ikisini de dönemin Kürtlerin temel sembollerinden biri yapmıştır. Med ejderhası ve heng burada ilginç bir düalite-ikililik oluşturmuştur. Üreticilikten müthiş bir savaşçılığa geçişte sanatsal bir ifadeye de kavuşturulmuştur.

Daha birçok olumlu özelliği sayılabilecek bu canlı (arı), bütün yaşam zamanını üreticilikte kullanırken, kendi kolonisini koruma söz konusu olduğu zaman da ölümüne fedaice savaşır. Ve buradaki fedaice savaşan başta ana arı Maheng olmak üzere dişi arılardır. Çünkü doğal ve felsefik olarak da koruma, muhafaza etme canlılarda yoğunluklu olarak dişil bir karakterdedir. Bu hayvanı bu kadar güzel yapan da doğadaki bütün güzel özellikleri kendinde birleştirmesidir. Doğadaki dişil öğenin yaşam karşısında daha sorumlu olması, onu yaratılışından kaynaklıdır. İnsan varlığında da bu böyledir. Kadının yaşama sahip çıkması giderek bunu sosyal bir sisteme dönüştürmesi biraz da doğası gereğidir. Arılar da bunun en güzel ve bütünlüklü örneğidir.

Sanatın ve yaratıcılığın simgesi olan arıların petek şekli de Kürt inanç felsefesinde önemli sembollerinden bir tanesidir. Altıgen küp hem arının doğduğu hem de balını sakladığı yerdir. Altıgen küp Zerdüşti yıldızın (daha sonra Yahudiler bunu Davut yıldızı olarak sahiplenmişlerdir) dişil ve eril üçgenin birleşiminde içte kalan boşluğun şekli olarak da karşımıza çıkmaktadır. Zerdüşti yıldızın içine baktığımızda karşımıza bu altı gen küp çıkmaktadır. Belki de insanın zihninde en güzel mesaj bırakan hakikatin geometrik ifadesi olmaktadır. Peteğin kendisi bile sanatsal bir şaheserdir ve sanatı ifade etmekte sıkça kullanılan bir figürdür.

Yaşamın her alanında olduğu gibi Med’lerde ordu ya da savunma konusu salt erkek işi değildir. Ekonomide olduğu gibi savunmada kadınlar da yer almıştır. Kadın alayları salt romantik bir kavram olmayıp aynı zamanda askeri bir kavramdır. Serheng (günümüzde alay komutanı) o günlerden kalmadır. Kürt dilinde ve toplumsal hafızasında yiğit anlamında olan her kavramın aynı zamanda güzel (kadın) ve yakışıklı (erkek) anlamında kullanılması bunun tarihsel arka planını da anlatır. Agid, Cengawer, Spehî, Delal, Leheng, Çelheng, Cindî, Keleş, Firês bu kavramlardan bir kaçıdır. Bu kavramlar hakkında etimolojik ve morfolojik bir araştırma ile bu hakikat rahatlıkla anlaşılabilir. Yiğitlik-Merdlik salt erillik ifade eden bir kavram değildir. Kürt dilinde Merd, Mard duruma göre erkek veya kadın için kullanılır. Kavram dişil ve erilin birlik halini ifade eder. Oluşturulan feodal ve dini algılardan kaynaklı kadını bu işin dışında gören yaklaşım çarpıtılmış bir akıldan kaynaklıdır. Kurdi kültürde güzellik ve iyilik çok da bir cins şahsında özelleşmiş erdemler değildir. Her iki cinsin de etik ve estetik özellikler taşıması gerektiği Kurdi birçok adlandırmada ve yaklaşımda gözlemlemek mümkündür. Kadına salt güzellik atfedip onu da şeytani kötülük olarak teşhir etme egemen aklın yarattığı bir algıdır. Erkeğin de güya ‘güzellik dişillikle ilgilidir’ diye önemsenmeyerek daha çok ‘iyi’ olması istenir. İnsani ahlaki erdemler biraradadır ve birbiriyle uyumu ile ahlaki birey vücut bulur. Salt iyilik ya da güzellik, temel ahlaki dualitelerin egemenin aklına göre tasarrufuna bırakmak, amaçlı olup doğruluk yerine yalanı icra etmek için özellikle ayrıştırılır. Ayrıştırılan iyilik ve güzellik, doğruluk ilkesinin de hiçbir zaman uygulanmaması anlamına gelir. Her biri tek başına eksik olduğu gibi devamlı sorun yaratma potansiyeline sahiptir. İstenen de budur.

Yiğitlik; iyilik ve güzellikle yüklü ahlaki bir kavramdır. Özü ve sözü bir olan yiğit bir savaşçı olabilir. Bu da iyilik (öz) ve güzellik (söz, biçim) erdemlerinin bir aradalığı ile mümkündür. Kürt dilinde yiğit savaşçı anlamına gelen tüm kavramlar yukarıda belirtildiği gibi bireysel bir kavram değil, kollektif bir duruş olup, kadın ve erkekte birlik ruhunu ifade eden savaşçılığı ve mücadele duruşunu ifade eder. Bireysel kahramanlık hikayeleri özünde feodalizmin ve köleci çağların üstünlük iddiası ile yapılandırılan egemenlik teorileridir, Kürt kültürüyle çok alakalı değildir. Bir bireyde öne çıkan hikayeler olsa da aslında bir sürecin edebi olarak kişileştirilmesinden başka bir şey değildir.

Medlerde Halk Ordusu

Özcesi günümüzde yaşanan onca kültürel erozyona rağmen Kürt halkının sosyolojik özellikleri göz önüne alındığından komünal yaşam ve öz savunmacı yapısını takip etmek hala mümkündür. Bunu kabile-aşiret yapısında, tarikat eğiliminde, Kurmançlıkta, hatta hemşehricilik ilişkilerinde takip etmek olasıdır. Mesele hangi gözle sosyolojik tahlil yapıldığıdır.

Med’lerin başarılı olmasından en etkili nedenlerden biri de, Asurlulara karşı mükemmel bir şekilde kullandığı halk milisleri ya da gerilla birlikleri olmuştu. Güney Kürdistan’daki Bêstûn yazıtında bunlar ‘kara’ olarak adlandırılmıştır. Bu kayıt aynı zamanda Kürdistan’da gerilla savaşına ilişkin bilinen ilk kayıttır. Gerilla tarzında savaş Kürt halkının doğal aşiret ve kabile yaşamının bir parçasıdır. Öz savunma eksenli savaş, kabile, aşiret, tarikat, şehir ya da halk kardeşliği felsefesini merkeze alan toplumsal formların, ekonomik bağımsızlık temelinde geliştirdiği sistemle hem dış hem iç hain güçlere karşı klasik anlamda köleci devletleşmeye ve ordulaşmaya karşı aldığı bir tedbirdir.

Hem kırsal alanda aşiret-kabile yaşamında hem de değişik ve renkli bileşenleriyle şehirlerde savunma ve ekonomik yaşam bu şekilde örgütlendirilmiştir. Aslında doğadaki her varlığın yaptığı şeyi topluma tekrar kazandırılmaya çalışılmıştır. Her varlık kendini besler, kendini savunur ilkesi! Kendini besler ve savunacak düzeye gelene kadar anne ve toplum bu konuda gerekli ilgi ve bilgiyi çocuklarına aktarır. Med’lerin ordusu da büyük oranda bu mantıkla oluşturulan aşiret ve aşiret konfederasyonlarında oluşan halk ordusudur. Kendi halinde insanlar, gerektiğinde yüzbinlerce savaşçı olarak savaşmaya hazırdır.

Bu anlayış ve yaklaşım Med halk ve devlet ordusuna da uygulanır. Med’lerde bir yandan kritik anlarda devreye giren ölümsüzler (Nemerge, Nemiran), diğer yandan Nijdevan (Akıncı, saldırgan), Berevan (Savunma), Kerrevan (Sızmacılar), Sengvan (Suikastçılar, nişancı: Berqanik, helqanik, Manciniq), Kemîndar (Pusucu), Şûrkêş (kılıç kullanan) piyadeler, Siwarî (atlı savaşçılar), Rimbaz (mızrakçılar) Tîrbaz (okçular), Dîdevan, Heşyar (Gözcü) vs. benzeri profesyonel merkezi askeri birlikler yanında, köylü-şehirli sivillerden oluşan konfedere aşiretlerin düzensiz askeri güçleri de söz konusudur. Sayısal olarak en büyük güç halk ordusunun oluşturduğu güçtür. Önder Apo’nun belirttiği “Ordusuz ordu” bu halk öz savunma güçleri olmaktadır. Aşiret ve değişik inanç gruplarından oluşan bu birlikler, kalıcı askeri kışlalarda yaşamayan, kendi halinde sivil insanlar gerektiğinde seferberlik ruhuyla savaşçı konumuna geçebilen toplumsal savunma birlikleridir. Savaşta merkezi krallık ve savaşçı konseyi her iki gücü de organize eden güçtür. Her iki savunma gücünü birleştiren nokta ise; Zerdüşti inanç ve yarattıkları sosyal komünal düzene olan bağlılıktır. Böylece merkezi savunma birlikleri ile halk savunma birlikleri beraber ülke savunmasında yer alırlar.

Zend Avesta'da toplum üç sınıfa ayrılır ve arıların (Heng) iş bölümüne benzer bir izdüşümü söz konusudur: Athravan (rahip), Rathaeştar (savaşçı), ve Vastryoş (çiftçi)dir. Bu toplumsal bir kast sistemi değildir. Bir çeşit iş bölümüdür. Aslında toplumun yeniden yapılandırılmasında gerekli olan ideolojik kurum (Max rahipleri), ekonomik kurum olan Kürtlerde hem tarım hem de hayvan besiciliği anlamına gelen Cotkarî (Çiftçilik) ve toplumsal savunma için gerekli bir kurum olan savaşçılıktır (Şerkerî).  Bir anlamda öz savunma, öz ekonomi ve öz yönetim bir arada beraber bir sistem için de toplumsal yaşam kurumlaştırılmıştır. Toplumsal yaşamın diğer boyutları bunlar etrafında şekillendirilmiştir.

Siyasi önder olan Kral, savaşçı grubun içinde olmasına rağmen Max rahibi de ideolojik önderlik yanında siyasi kararlarda da en az siyasi önder kadar etkilidir. Bazen rahip kralın kendisidir. Ayrıca Max(mağ) rahibine bağlı kutsal mekanları koruyan Max savaşçıları da mevcuttur ki bunların çoğu rahip statüsünde olan Nemerge, Nemiran (ölümsüzler grubu) dur. Yani özelleşmiş alanlar olmasına rağmen, özellikle siyasi ve askeri çalışmalar salt bir grubun tekelinde değildir. Birbirini destekleyecek temelde bir iş bölümü söz konusudur. Çünkü Med sistemi Merkezi Birleşik krallık ve yerel konfederatif sistemdir. Toplumun her bileşeni ülke yönetimde kendi yerel gerçeğine göre söz sahibidir. Ayrıca savaş ve barış dönemlerine göre eli silah tutan her insanla toplumun önemli bir kısmını savunmaya hazır etme yaklaşımı benimsenmiştir. Barışların kısa süreli olması, toplumu böyle bir duruşa itmiştir.

Özcesi günümüzde yaşanan onca kültürel erozyona rağmen Kürt halkının sosyolojik özellikleri göz önüne alındığından komünal yaşam ve öz savunmacı yapısını takip etmek hala mümkündür. Bunu kabile-aşiret yapısında, tarikat eğiliminde, Kurmançlıkta, hatta hemşehricilik ilişkilerinde takip etmek olasıdır. Mesele hangi gözle sosyolojik tahlil yapıldığıdır. Kurulan Kürt aşiret ve konfederasyonları ve bunların toplam özeti olan Med sisteminin en temel özelliği savaşçı ve emekçi karakteri toplumsallığına yedirme becerisi göstermesidir. Kürt birey karakteri ve kişiliği de buna göre şekillenmiştir. Kürt halkında askerlik özel bir meslek olmayıp her canlıda olması gereken yaşam refklesinin gösterilmesidir. Varlığına yapılan saldırıya karşı geliştirdiği savunma refleksi komünal yaşamı koruma ve idame etme amaçlıdır. Her şey özgür yaşamın hatırına yapılmıştır.

İşin askeri başarısı ve örgütlenmesi de bu toplumsal sistemin inşasıyla başarıya ulaşabilir. ‘Ne kadar inşa o kadar öz savunma’ esprisi ile başarı kazanmak mümkündür. Öz savunmanın stratejisi halk savaşı ise halkı ilk önce örgütlü bir toplum olarak inşa etmek şarttır. Taktikleri gerilla savaşından tutalım, şehir savaşlarına, cephe savaşlarında tutalım toplumsal kalkışlara kadar duruma göre değişkenlik gösterebilir. Savaşta savunma ve saldırı taktikleri uyumlu ve akıllıca kullanıldığı sürece bir yarar getirebilir. Vurulmadan vurmak, kendini ve toplumunu korumak duyarlılık meselesidir, hangi mücadele yöntemi öz savunma temelinde uygulanırsa uygulansın sonuç alacaktır. Toplum içinde örgütlenme biçimlerinde gereken hassasiyet yine toplumun dini, etnik, cinsi, kırsal, köy, şehir vs. farklılıklar göz önüne birlik ruhu temelinde geliştirmek mümkündür. Çok bileşenli bir hakikat olan toplum, örgütlenmesi de buna göre olmak zorundadır. Amaç kendini örgütler ve savunur duruma getirmektir.

Kürtler için temel toplumsal savunma formu, çağımızda Komünal Demokratik toplumdur. Bunun içeriğine göre öz savunma geliştirmek bu toplumsallığın inşa şifreleriyle direkt alakalıdır. Toplumsal inşadaki amaç verilecek öz savunmanın da genel karakterini ortaya koyar. Yaşam komünal ve demokratik ise öz savunma da komünal ve demokratik olmak zorundadır. Bu ister demokratik siyaset ister devrimci halk savaşı ile olsun bu yine böyledir. Aradaki fark kullanılan yöntem farkıdır.