KU TR

Günümüz savaş tarzlarıyla karşılaştırıldığında daha sınırlı taktikler olmakla birlikte döneme göre önemli taktiklerdir. Sun Tzu’nun 'Savaş Sanatı' eserinde belirttiği “şaşırtmaca ve aldatmaca” taktikleri aslında hybrid savaş tarzına o dönemde de başvurulduğunu gösterir. 

Mordem Atakan

Hybrid Savaş (Hybrid Warfare)

Hibrit (Hybrid) kelime anlamı olarak iki gücün bir araya gelmesi olarak tanımlanıyor. Kelime olarak “melez” anlamında da kullanılmaktadır. Kavramsal olarak Frank Hoffman tarafından dile getirilmiş olsa da savaş alanında çok da yeni olduğu söylenemez. Bu kavramın savaş alanına girmesi fiili olarak Rus General Valery Gerasimov’un yazdığı ve uyguladığı (Gerasimov Doktrini) ve Rusya’nın özellikle Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş tarzında ön plana çıkmıştır. Savaş literatürüne; konvansiyonel savaş tarzının yanında birçok yöntemle (Ekonomik-finansal savaşlar, Bilgi Harbi-istihbarat, isyan-ayaklanmalar, Özel kuvvetler, sabotaj, düzensiz silahlı güçler, siber saldırılar-elektronik harp, psikolojik harp, özel askeri şirketler...)  savaşabilme, birçok faktörün devreye girmesi ve savaş tekniği noktasında da hybrid tarzın ön plana çıkması olarak tanımlanabilir. Her ne kadar kavramsal ifadeye kavuşmamışsa da hybrid savaş tarzı tarihin birçok evresinde pratikte başvurulmuş bir yöntem olarak var olmuştur. Yani güçler sadece belli bazı yöntemlerle sınırlı kalmamış, savaşta dönemin taktik ve teknik gelişimine göre yöntemler devreye koymuştur. Günümüz savaş tarzlarıyla karşılaştırıldığında daha sınırlı taktikler olmakla birlikte döneme göre önemli taktiklerdir. Sun Tzu’nun savaş sanatı eserinde belirttiği “şaşırtmaca ve aldatmaca” taktikleri aslında hybrid savaş tarzına o dönemde de başvurulduğunu gösterir.

Hybrid savaş aslında 1. ve 2. Dünya savaşlarından sonra daha aktif başvurulan bir yöntem olmuş ve esas karakterini 3. Dünya savaşında kazanmıştır. Bu savaş tarzı aslında şu şekilde de tanım kazanmıştır; ilan edilmemiş, kuralsız ve sınırsız savaş. İlan edilmemiş savaş olması nedeniyle konvansiyonel güçlerin direkt karşı karşıya gelmesinden ziyade sıradan tabirle “kaçak dövüşmek” olarak tanımlanabilir. Bu adlandırma farklı bir algıya neden olabileceği gibi aslında savaşlarda değişen güç dengesi, savaş tekniğindeki aşırı gelişim ve güçlerin direkt karşı karşıya gelmekten çok zengin yöntemlerle güç dengesi açığını kapatmak için ve savaşı uzun sürelere yayarak güçlerini konvansiyonel savaş aşamasına gelmeden koruyabilme esasına dayanır. Ulus-devletçi güçler 1 ve 2. Dünya savaşlarında savaşa direkt girerek büyük yıkımlara uğramış ve birçok devlet bu savaşlarda yıkılmanın eşiğine gelmiştir. Dolayısıyla ulus-devletçi güçler 3. Dünya savaşında konvansiyonel güçleri karşı karşıya getirmekten uzak durmuş, bunun yerine hybrid savaş tarzıyla güçlerini dengede tutmak istemişlerdir. Yanı sıra 3. Dünya savaşı adı konulmamış bir savaş olarak tüm şiddetiyle sürmektedir. Yani 3. Dünya savaşı esas aldığı hybrid savaş tarzının da gereği olsa gerek resmi ilan edilmemiştir. Yerine göre şiddetli yerine göre ise düşük yoğunluklu savaş olarak katliamlara varan savaşlar yaşanmasına rağmen konvansiyonel güçler karşı karşıya gelmemişlerdir. Bazı istisna örnekler olsa da esas ordular savaşa girmemiş; ya vekaleten savaşılmış ya da savaş tekniğindeki gelişmelerle savaş belli bir dengede tutulmuştur.

Ekonomik-finansal alan hybrid savaşın sık başvurduğu alanlardandır. Kapitalist Modernist sistem kendine her anlamda bağımlı hale getirdiği ulus-devlet güçlerini dengede ve itaat eder konumda bırakmak için ekonomik saldırıları yerine göre şiddetli yerine göre ise daha normal bir tarzda silaha dönüştürerek istediği ülkenin iç piyasasını alt üst edebilmektedir. Kapitalist Modernitenin finans kapitali günümüzde neredeyse tüm toplumun yaşamını bu ekonomi karşıtı saldırılarla hedefleyerek derin krizlere yol açmaktadır. Ekonominin hybrid savaşta kullanılması, günümüzde genel toplumsal yapıyı hedef almasının yanında ulus-devletçi yapıları da hizada tutmak için yoğun kullanılmaktadır. Borsa ile oynama, gümrük vergilerini arttırma, ambargolar gibi politikalar kapitalist modernist politikalara tam uymayan veya bu hegemonik politikaların çıkar alanının dışına çıkmaya çalışan görece daha zayıf güçlere uygulanır. Burada adı konulmamış bir savaş alttan sürdürülür. Kapitalist Modernitenin öncü yürütücü gücü olan ABD dünyada neredeyse tüm ulus-devletçi güçlere bu yöntemle süreklilik arz eden bir savaş uygulamakta ve bu biçimde politikalarını dayatmaktadır.

Siber saldırı alanı da hybrid savaş tarzında çok önemli bir yer tutmakta ve günümüzde en güçlü silahlarla yapılamayanı siber sahada yapabilmektedir. İnternet teknolojisindeki hızlı gelişmeler ve ekonomik, sosyal, hizmet, savunma alanlarındaki bazı sistemlerin bu teknolojik gelişim tabanı üzerine kurulması durumu bu sistemlerin de siber saldırıyla hedeflenmelerini beraberinde getirmiştir. Buna en iyi örnek Rusya’nın 2014 yılında Ukrayna’nın bazı alt yapı sistemlerine yaptığı siber saldırılardır. Ayrıca günümüzde İsrail’in İran’a ve bağlı olarak Hizbullah’a yönelik siber saldırıları savaşın seyrini değiştirecek düzeyi yakalamıştır. Tabii ki siber saldırıları tamamlar nitelikte olan askeri teknoloji ile de saldırılarını hybrid savaş kapsamında çok yönlü sürdürmüştür.

Farklı bir yöntemsellik olarak da “bilgi harbi” kapsamında yürütülen hybrid savaş taktiğidir. İstihbarat alan olarak savaşlarda çok yönlü saldırılarda kullanılan ve sonuç almada oldukça etkili olan bir yöntemdir. Hangi güç istihbarat alanında daha örgütlüyse o güç karşısındaki gücün zafiyetlerini yerine göre kullanarak rakibini güçten düşürmek için avantaj sağlar. Bu noktada aslında bilgi harbi kapsam olarak güçlerin amaçlarına göre şiddetli bir propaganda savaşına girmelerini ifade eder. Özellikle teknolojik zemini kullanarak psikolojik olarak karşı gücün askeri yapısını ve en önemlisi de sosyolojik yapısını hedefleyerek savaşamaz duruma getirmek veya korku salarak rakip gücün savaş kabiliyetinde kuşku uyandırmak hedeflenir. İstihbaratın temel bir alanı olarak bilgi harbi sadece bir yöntem olarak dile getirilebilir. Bunun yanı sıra rakip gücün iç çelişkilerini körüklemek, içeriden dinamikleri (etnik, dini, kültürel, siyasi vd.) harekete geçirmek ve bunu düşmanını zayıf duruma düşürmek için kullanmak da istihbaratın yoğun olarak baş vurduğu yöntemlerdir. Sadece bununla da sınırlı kalmayan ve hedef ülkenin veya farklı organizasyonların içine sızıp askeri eylemler de örgütlemek yine istihbaratın hedeflerindendir. Günümüz savaş tarzı olan hybrid savaş bu yöntemleri iç içe ve yoğun olarak devreye koymaktadır.

Bunlarla birlikte paramiliter güçler veya vekaleten kullanılan düzenli ve düzensiz askeri yapılanmalarla (yabancı-düzensiz silahlı güçler olarak tanımlanıyorlar) hybrid savaşta yeni bir boyuta geçilmiştir. 3. Dünya savaşı hybrid savaş çerçevesinde paramiliter güçleri sahada yer alan ve kendi konvansiyonel güçlerinin yerine ileri süren bir dünya savaşı olarak karakter kazanmıştır. Bahsi geçen tüm alanlarda örgütlenmekle beraber bu alanda oldukça yoğunlaşmaktadır. Özel askeri şirketlerle veya daha düzensiz askeri yapılanmalarla başta küresel hegemonik güçler olmak üzere tüm ulus devletçi yapılar kendileri için vekaleten savaşacak bu tür düzensiz paramiliter güçler örgütlemektedirler. Bu güçler bazen herhangi hukuki bir zemin oluşturmadan da örgütlenebildiği gibi birçok devlet bu hukuki zemini de uygun kılıflarla uygulamışlardır. Rusya’da Wagner, Türkiye’de Sadat ve bu bünyede Suriye’de oluşturulan ve eğitilen güçler savaşlarda oynadıkları rol en iyi örnekler olarak verilebilir. Bu ve buna benzer düzensiz silahlı güçler 3. Dünya savaşında neredeyse her yerde çok aktif kullanılmakta ve bu temelde savaşlar üzerinde belirleyici rol oynamaktadırlar.

Hybrid savaş, belirttiğimiz yöntemler dışında kültürel, psikolojik ve diğer birçok yöntemle hedeflenen güç üzerinde zamanı belirsiz ve çok metotlu saldırılar dalgası ile yapılmaktadır. Hybrid savaşın esas karakteri bu metotların birçoğunu eş zamanlı olarak devreye koyabilmesi ve saldırılarını sadece bir yöntemle sınırlı tutmamasıdır. Yani eğer hedef güç ekonomik olarak zayıflatılıp “hizaya” çekilebilecek karakterde ise ekonomik yöntem, bu konumda değilse siber saldırılar, istihbari saldırılar, özel kuvvetler, psikolojik harp, paramiliter güçler, sabotaj veya hedef tamamen etkisiz kılınmak istenirse konvansiyonel güçler son tahlilde devreye girebilmektedir. Ancak hybrid savaş tarzında düşman güç, savaşın bu çok yönlü vuruşuna karşı ekonomik ve askeri anlamda oldukça yıpranır ve hareket edemez hale gelir. Tabii olarak Clausewitz’in belirttiği “her dönem kendi savaşını yaratır” belirlemesinin de ışığında; savaş sadece yöntem olarak değil kullanılan silahlar bakımından da evrilerek birçok silahın savaşta eş zamanlı olarak kullanılmasına dönüşmüştür. Silah tekniğindeki büyük gelişmeler; keşif, gelişkin savaş uçakları, daha alt düzeyde olan ancak savaşta büyük rol oynayan droneler (FPV ve türevleri) , kıtalar arası balistik füzeler ve buna benzer büyük gelişmeler silah olarak da hybrid silahların kullanılmasını beraberinde getirmiştir.

Hybrid savaş, 3. Dünya savaşının farklı evrelerde yaşandığı Nato-Rusya, Çin vd.; Rusya-Ukrayna; Ortadoğu’da yaşanan İsrail-İran, Filistin, Hizbullah ve daha da sayabileceğimiz onlarca irili ufaklı savaşı hybrid savaşa örnek olarak verebiliriz. Rusya Kırım’a başlattığı saldırılarda ve son yıllarda Ukrayna’nın farklı bölgelerine yönelik saldırılarda hybrid savaşın bütün yöntemlerini çok aktif bir biçimde kullanmıştır. Kırım’a yönelik ilk saldırılarda alt yapı sistemlerine yaptığı siber saldırılarla başlamış ve sonrasında bu alandaki Rus etnisiteyi ayaklandırmalarla başlamış ve etkin teknik gücün desteğinde konvansiyonel gücü ile birlikte Wagner gibi askeri yapılanmalarla buradaki saldırılarda sonuca varmıştır.  Aynı şekilde son yıllarda Ukrayna üzerine başlattığı saldırılarda da çok aktif bir biçimde hybrid savaş yöntemlerini kullanmıştır. Ancak Ukrayna da aynı yöntemlerle cevap vermiş ve Rusya’dan kat be kat zayıf bir ordusu olmasına rağmen Rusya’yı istemeyeceği uzun bir savaş girdabının içine çekmiş ve büyük darbeler vurmuştur. Bazı şehirleri işgal edilmiş olmasına rağmen hybrid savaşı en etkin ve yaratıcı yöntemlerle kullanmasını bilmiş ve Rus ordusunu oldukça zorlamıştır. Rusya’ya karşı sadece Ukrayna sınırlarında değil, Rusya’nın içinde de saldırılar düzenlemiş ve bu anlamda oldukça yaratıcı yöntemleri (siber, drone, psikolojik harp, suikast, sabotaj vb.) eş zamanlı kullanabilmiştir. Farklı olarak hybrid savaş alanında çarpıcı örnekleri İran- İsrail savaşında ve bu eksende gelişen İsrail-Hizbullah/Hamas savaşlarında görebiliriz. Tarihsel bir zemini olan bu çelişkilerin günümüzde derinleştiği ve savaş ortamının sürekli varlığı bu güçlerin bir savunma mekanizması olarak hybrid savaşı yoğunca uygulamalarına ve bu şekilde askeri varlıklarını korumalarına yol açmıştır. İran 3. Dünya savaşı kapsamında birincil hedeflenen ülke olmuş ve bu duruma karşı savunmasını kendini geniş alanlara yayarak ve savaş alanında birden çok metodu ve silahı iç içe kullanarak yapmıştır. Yani İran savunma savaşını dışarıda vermiştir. İçeride Besic ve Devrim muhafızlarını örgütleyerek bir nevi genel ordu dışında özel örgütlenmelere gitmiştir. Onun yanı sıra dışarıda Yemen, Suriye, Lübnan (Hizbullah), Filistin (Hamas) gibi alanlarda ciddi örgütlenmelere gitmiştir. Bu sayede uzun bir süre kendini savunmaya almış ve savaşı kendi dışında tutmayı başarmıştır. Buradaki örgütlenmelere yoğun askeri destek sağlamış ve taktik anlamda da İsrail’e karşı savaşta yönlendirici rol oynamıştır. Bunun dışında siber, istihbarat, askeri teknik ve psikolojik harbi de hybrid savaş çerçevesinde oldukça geliştirmiştir.

Buna karşılık İsrail de aynı eksende ancak uluslararası alandan aldığı güçlü destekle de kendini bu alanda çok daha gelişkin silahlarla donatmış ve karşı politikalar geliştirmiştir. Özellikle istihbarat, siber alan ve silah tekniğinde büyük gelişmeler sağlayan İsrail, İran’ın kendini dışarıda örgütleyen stratejisine karşı bu stratejinin ayaklarını oluşturan örgüt ve yapılanmaları tek tek hedeflemiş ve bu noktada İran’a büyük darbeler vurmayı başarmıştır. Özellikle etkili istihbarat operasyonlarıyla İran’ı içeriden vurmuş; Kasım Süleymani ve onlarca nükleer enerji mühendisini suikastlerle hedeflemiştir. Ayrıca dışarıda İran’ın en önemli kolu olan Hizbullah’a başta Hasan Nasrallah olmak üzere komuta ve yönetimlerini suikastlerle öldürüp ağır darbeler indirmiştir. Ayrıca aynı bağlamda Hamas’a yönelik de saldırı ve suikastlerle darbe indirmiş ve Gazze saldırılarıyla tamamen tasfiye etme savaşı yürütmüştür. İsrail Yemen’deki Husileri de hedeflemiş ve belli oranda darbelemiştir. Bu saldırılarla genel İran’ın dış sahadaki örgütlenmesine karşı ciddi bir sonuç alan İsrail son olarak İran ile 12 günlük savaşta hybrid savaşın karakterine uygun olarak bütün yöntemlere başvurmuştur. İstihbarat, siber saldırı ve silah tekniğinin yanında suikast, balistik füze, drone ve içeriden ayaklanma gibi yöntemlerin tümünü eş zamanlı olarak devreye koymuş ve saldırı sonucu İran’ın Genelkurmay başkanı ve Devrim Muhafızları komutanının da içinde bulunduğu üst düzey birçok komutan ve mühendis nokta atışı saldırılarla öldürülmüş, İran’ın alt yapı sistemine yoğun saldırılarla sistem işlemez hale getirilmiştir.  Büyük darbe alan İran da Hizbullah gibi vekil güçler, drone ve balistik füzelerle İsrai’i vurmuş ancak son tahlilde İsrail’in hybrid savaş kapsamında kullandığı etkili yöntemlere karşılık vermede çok zayıf kalmıştır.

Türk devleti de bir süredir hybrid savaş alanında yoğunlaşmakta ve buna göre teknik ve askeri yeteneklerini geliştirmek için büyük bütçeler ayırmaktadır. Yine istihbari operasyon ve siber alanda da gelişim sağlayan Türk devleti özellikle paramiliter güçleri dış politikasında etkin bir biçimde kullanmaktadır. Kürdistan üzerinde uyguladığı soykırım saldırılarında da tüm bu yöntemlere yoğun bir biçimde başvurmaktadır.

Hybrid savaş aslında diğer bir tanımlamayla devlet çatışması ile devlet dışı çatışmaların ortasında yer almasıyla farklı bir karaktere sahip olup asimetrik savaş çizgisinin hâkim olduğu savaş biçimidir. Bu nedenle devlet dışı organizasyonlar ve gerilla hareketleri aslında hybrid savaşı hızla gelişen savaş teknolojisine karşı bir savaş tarzı olarak aktif bir biçimde kullanmışlardır. Örneklerini verdiğimiz Hizbullah, Afganistan’da Taliban bu örneklerin başlıcalarıdırlar. Kürdistan’da Apocu Hareket olarak Türk faşizmine karşı hybrid savaş tarzında bir öz savunmanın geliştiği bir gerçekliktir. Ancak bu noktada daha çok derinleşmek gerektiği de açıktır.