Evren, dünyamız, canlılık ve insan oluşumunun günümüze kadar gelişinin en temelinde öz savunma yatıyor. Öz savunmanın en geniş anlamını ‘varlığını devam ettirme çabası’ veya ‘varlığını koruma’ olarak da değerlendirdiğimizde karşımıza bu çıkıyor. Çünkü varlık devam etmezse veya varlık korunmaz ise günümüze ulaşmasının imkânı yoktur.
‘’Canlılar dünyasında her türün kendine göre bir savunma sistemi vardır. Savunmasız tek bir canlı türü yoktur. Hatta evrendeki her elementin, her parçacığın varlığını korumak için gösterdiği direnci öz savunma olarak yorumlamak mümkündür. Bozunmaya, kendisi olmaktan çıkmaya karşı gösterdiği direnç açık ki öz savunma kavramıyla ifade edilir. Bu direnci yitirdi mi o element veya parçacık bozunur, kendisi olmaktan çıkar, başka bir unsura dönüşür. Canlılar âleminde ise öz savunma direnci kırıldı mı, o canlı ya başka canlılara yem olur ya da ölür.’’ Rêber APO
Konuya Rêber APO’nun sunduğu perspektiften başlamak daha öğretici ve aydınlatıcı olacaktır. Öz savunmanın sadece birinci ve ikinci doğaya ait olmadığı, evrenin oluşumunda temel felsefe olduğunu görmek zor olmayacaktır. Evren, dünyamız, canlılık ve insan oluşumunun günümüze kadar gelişinin en temelinde öz savunma yatıyor. Öz savunmanın en geniş anlamını ‘varlığını devam ettirme çabası’ veya ‘varlığını koruma’ olarak da değerlendirdiğimizde karşımıza bu çıkıyor. Çünkü varlık devam etmezse veya varlık korunmaz ise günümüze ulaşmasının imkânı yoktur.
Buna göre evrende bulunan her şeyin bir öz savunması olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu öz savunma farklı elementlerde, maddelerde, canlılarda farklı şekilde tezahür ediyor. Maddenin en küçük yapıtaşı olan atomlarda bunu incelemek faydalı olacaktır. Elektronların hareketinde kendini koruma refleksi veya bilinci vardır. Elektronlar, atom çekirdeğinin çekim gücüne göre hareketini hızlandırır. Çekim arttıkça elektronların dönüş hızında hızlanma ortaya çıkar. Çekime karşı direnç göstererek atom çekirdeği tarafından yutulmayı önler.
Başka bir örnek olarak yıldız ve gezegenlerin birbirlerine karşı gösterdikleri itme-çekme kuvveti verilebilir. İtme veya çekmeye denk bir direnç gösterilmemesi halinde yıldız veya gezegenler bir başka cisim tarafından çekilir ya da itilir. Bu da kendisi ile birlikte bozunma ya da yok olmayı getirir. Gösterdikleri direnç sayesinde evrende muazzam bir ahenk oluşturulur.
İki Helyum ve bir Berilyum elementinin yüksek sıcaklıkta direnç gösterememesi sonucu Karbon oluşur. Karbon evrende kendi başına bir elementtir. Karbonun oluşumunda bulunan Helyum ve Berilyum başkalaşmaya karşı yeterli dirence sahip olamadığı için Karbona dönüşürler. Ortada Helyum ya da Berilyum olmaz, geriye sadece karbon kalır.
Kuantum araştırmaları sonucunda öğrendiğimiz elektronların aynı anda yer ve zamanın tam olarak belirlenememesinin bir öz savunma refleksi olmadığını iddia edemeyiz.
Dünyada canlılığın oluşumu için de öz savunmanın geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Canlıların üç temel ihtiyacından ikisi olan beslenme ve çoğalma da öz savunma kapsamında değerlendirilebilir. Sonuç itibariyle beslenme ve çoğalma da var olma çabasıdır. Canlı ölüme karşı çoğalarak yanıt verir. Türün ve canlılığın öz savunmasını çoğalarak yapar. İlk canlı olarak tek hücrenin suda çoğalıp birleşmesi ile canlı varlık etmiştir. Bu tek hücrenin mitoz çoğalma ile varlık çabası evrimle devam ederek birçok canlının türemesine sebep olmuştur. Sonuç itibariyle çoğalarak varlığını korumuştur. İnsan oluşumundan önce varlık savaşı veren canlılık çeşitli evrim süreçleri yaşamıştır. Çevrenin, dönemin şartları içerisinde var olma savaşı verirken evrim, mutasyon geçirerek bugüne kadar gelmiştir. Evrim ile değişim ve dönüşüme uğramayan türler ise yok olmuştur.
Türümüz insan da bu canlılardan kopuşu gerçekleştirip insanlaşmaya başlamıştır. İnsan öncesi türünü oluşturan herhangi bir canlı varlık savaşını kaybetseydi, şartlara göre değişim ve dönüşümü yaşamasaydı bugünkü insan varlığı olmayacaktı.
Günümüz canlılarına bakarsak da sahip oldukları öz savunma mekanizmasını çok somut şekilde görebiliriz. Bir yılanın zehri, kuşların uçabilme yeteneği, tavşanın hızlı, çevik koşusu ve üstün duyarlılığı, bir köpeğin koku duyusu, köstebeğin kazmaya uygun büyük pençeli kısa ve güçlü ön ayakları, kirpinin dikenleri, bunlar dışında kamuflaj, taklit, güçlü çene yapıları, zehir ve kimyasal savunmaları yaşamdaki öz savunma mekanizmalarını oluşturur. Bitkilerde de bu durum gözle görülür şekildedir. Gülün dikenleri en çok bilinendir. Bitkilerde de öz savunma mekanizmaları kapsamlı bir düzeyde bulunmaktadır. Tüy, diken, mumsu yapı, dokuların kalınlığı gibi bitki morfolojisinden kaynaklanan savunma yöntemleri ve daha ilginç olanı kimyasal savunma mekanizmalarıdır. Feromon salgılama, kötü koku yayma ve kimyasal uzaklaştırıcılar bitkilerin kimyasal savunma mekanizmalarından birkaçıdır. Bitkilerin öz savunma mekanizmaları da en az hayvan öz savunmaları kadar kapsamlı ve hayatidir.
İnsanı diğer canlılardan ayıran birçok özellik olmak ile birlikte var olmasını sağlayan yine diğer canlılardaki gibi öz savunması olmuştur. Fakat insandaki öz savunma hayvan ve bitkilerden ayırmaktadır. Dikkat çekilmesi gereken bir noktada şudur ki; beslenmenin nasıl bir öz savunmaya dönüştüğünü açıklayıcı niteliktedir. Et ile beslenen insan türünün ilk versiyonu çevre şartlarından dolayı ağaçlardan beslenmeye başlıyor. Sadece et ile beslenmeye devam etmesi yok olmayı beraberinde getirecektir. İnsanlaşmaya başlayan tür daha güçlü bir fizik yapısına sahip olduğu düşünülmektedir. Bulgular bu yönlü düşünceyi geliştiriyor. En azından yürümeye ve tırmanmaya günümüz insanından daha elverişli bir yapıya sahip olduğu belirtiliyor. Fakat taş kullanması fiziki olarak kendisini savunma anlamında yeterince güçlü olmadığını da gösteriyor. Bu da insanın toplumsal olarak gelişmesini zorunlu kılıyor. Toplumsal olmak insan açısından türünü korumanın en güçlü ve en önemli öz savunmasıdır. Çünkü insan varlık olarak erken dünyaya gelir. Bir bebek anne karnında yeterince gelişmeden dünyaya gelir. Diğer canlıların yavruları dünyaya geldikten kısa süre sonra kendi başlarına hayatta kalmayı başarabilirler. Fakat bir insan yavrusunun kendi başına, anne olmadan yaşaması için yıllarca gelişmesi gerekir. Ayrıca insanın diğer canlılara benzer bir öz savunma mekanizması vücudunda bulunmamaktadır. Bundan kastımız kendisini koruyabilecek düzeyde bir zehre, kamuflaj yeteneğine, güçlü çene yapısına, hızlı ve çevik ayak veya kollara sahip değildir. Bu doğal nedenler insanın ‘birlikte’ yaşamasına zemin oluyor. Toplumsallığın gelişiminin önemli nedenlerinden biri de budur. Toplumsal olmak insan için öz savunmadır.















