Çöktürme Eylem Planı kapsamında Türk devletinin başlattığı soykırım konseptince Kürdistan Özgürlük mücadelesinin bütün varlığı, varlığına imkân tanıyan her şey hedef haline getirildi.
Halklar, gençler, kadınlar; doğa, coğrafya, ekonomi ve diğer imkanların Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin zemin bulduğu gerekçesiyle topyekûn saldırı altına alındı. Botan’da, Dersim’de, Amed’de ve diğer bölgelerde sistematik bir şekilde kırıma uğratılan doğa, bu saldırılarına en çok maruz kalan oldu.
Yapılan barajlar, kıyımdan geçirilen ormanlar, zehirlenen kaynak sular, tahrip edilen dağlar, ovalar, vadiler ve yaylalar… Güvenlik gerekçesi ile Kürdistan coğrafyası yaşanmaz hale getirilmeye çalışıldı. Buna karşı geç kalınmış olsa da Besta’da yapılan eylem oldukça değerli ve dikkat çekici olmuştur. Uzun süredir Botan’da bu denli kitlesel ve örgütlü bir eylemin olmaması, yapılan eylemin değerini arttırmaktadır.
Bu eylemin en önemli özelliği ise şurada açığa çıkmaktadır: Örgütlü ve emekle yapılan çalışmaların sonuç alıcı olmasıdır. Belli bir süredir emekle hazırlanan bu eylemin verdiği sonuç, ciddi bir duyarlılık geliştirmiş olmasıdır. Bu eylem Kürdistan doğasına ve coğrafyasına karşı herkesi alarm durumuna geçirebilecek potansiyeldedir. Bu eylemi önemli ve gerekli görmeyen anlayışlar bu eylem karşısında yenilmiştir.
Besta eyleminin yapılmış olması eylem tarzının ve amacının ne kadar isabetli olduğunu da göstermiştir. Yaşadığımız ara sürecin (ya da geçiş sürecinin) nasıl karşılanmasına dair zihinlerde netleşmelere yol açmıştır. Toplumsal eylemlerin öncelenmesi, örgütlülüğün her alana yayılması içimizdeki sinerjiyi açığa çıkaracaktır. Örgütlenerek eyleme geçme, eylem yoluyla örgütlenme karşılıklı olarak birbirini besleyecektir. Ki, halk mücadelemiz eylemler içerisinde gelişmiş ve çelikleşmiştir.
Elbette ki bu eylem çoğu kimse açısından çok önceden yapılması gereken bir zorunlu görev olarak görülmektedir. Haklı olarak bu tür eleştirilerin yapılması gerekir. Yeterli örgütlülüğe ulaşamamanın nedeni olarak yıllar önce teşhir edilip belki de durdurulacak olan orman talanının önüne geçilemedi. Fakat geç olsa bile toplumda yarattığı etki ile bir eylemin sonuç alıcı olup olmadığı ölçülebilir. Katılanlar dışında katılmayanların da dört gözle takip ettiği bir eylem oldu.
Eyleme katılanlar açısından şüphesiz duygu dolu anlar olmuştur. 35 yıldır yasaklı olan bir bölgede ateş yakıldı, soykırımcı zihniyete karşı öfke haykırıldı, bu öfke halay ile direnişe döküldü. Tahribat ile karşılaşmak, ormanların neredeyse yok edilmek üzere olduğunu görmek herkesin yüreğini parçalayacak biçimdedir.
Türk devletinin on yıldır bütün gücüyle (zihinlerde) geliştirdiği kuşatmayı kırma anlamında önemli bir eylem olmuştur. 35 yıl boyunca yasaklanan bir alanda eylem yapılabildiyse, toplumsal olarak çok daha güçlü ve yaratıcı eylemlerin yapılması içten bile değildir.
Bu eylemin toplumsal mücadele açısından bir start olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü ilk etapta zihinlerde eylem başarılmıştır. Bunun sonucu ise giderek gelişen, büyüyen ve yayılan örgütlü eylemlilik hâli olacaktır. Tüm Kürdistan halkı, gençleri ve kadınları süreci nasıl karşılayacağını somut şekilde pratikte görmüştür. Unutmamak gerekir bu sürecin sonunu devletin atacağı adımlardan ziyade bizlerin mücadelesi belirleyecektir.
Murat Çelik















