KU TR

‘'Halk olarak en temel sorunumuz, kendi kaderimiz konusunda bir yönetim gücü teşkil etmemek ve hep yönetilmeyi beklemektir.’’

Rêber APO

Soykırımcı-sömürgeci güçler tarafından Kürtler üzerinde yürütülen soykırım uygulamalarının Kürtler açısından trajik bedelleri olmuştur. Sistematik bir şekilde yürütülen soykırım saldırıları bizler üzerinde zihni, siyasi, ideolojik, sosyolojik ve psikolojik boyutları olan tahribatlar yaratmıştır. Kürtler açısından en büyük kayıplardan biri Kürtlerin Önderlik gerçeğinden yoksun olmalarıydı. Kendisine Önderlik vasfı yükleyenler ise kendi aşiret veya bölgesel çıkarlarını aşamamış ve ulusal bir bilinç yaramamıştır. Gelişen çıkışlar ulusal olmadığı için yöntemleri de çok dar kalmış ve yenilgilerle sonuçlanmıştır. Tüm dünya örneklerinde olduğu gibi toplumlar soykırımdan kaynaklı kalıcı tahribatlar yaşar. Bu tahribatlar ‘’sömürge psikolojisi’’ olarak tanımlanır. Sömürge psikolojisi ile şekillenen bireyler kendisi olamadığı için başkalaşmaya başlasalar da, esasta başkası olamayan ‘ucube’ varlıklara dönüşürler.

Rêber APO’nun burada yaptığı çözümleme bu durumları ifade etmektedir. Kürtler kendilerini yönetmeyi değil başkaları tarafından yönetilmeyi tercih edebilmektedir. Sadece stratejik düzeyde değil taktik düzeyde de yaşanmış olup bu durum güncelde taktik önderlikler şahsında yaşanmaktadır. Hatta en somut hali olan sorumluluk bilincinin de buradan kaynaklandığını belirtmemiz gerekir. Kürt bireyler sürekli başkalarının kendileri için bir şeyler yapmalarını bekledikleri için doğrudan kendilerini bir çalışmada sorumlu görmekte zorlanırlar. Hatta yapılması gerekeni kendisi dışında herkesin yapması gerektiğini bile söyleyebilirler.

Özgüven sorunu olarak da ortaya çıkan bu durum kendisine karşı bulunduğu ortama, çevreye karşı inançsızlıktır. Öz varlık bilincine erişememek de kendine güveni zedeleyen engelleyen etkenlerdendir. Varlığı hakkında bilinç sahibi olan insanlar yaşamda kendinden daha emin hareket eder ve tarih bilincinin onda yarattığı öz güvenli bilinçle yanlış olana müdahale eder. Ancak bu konularda aksi durumlar olunca kendisinin bir gelişme yaratabileceğine inanmamaktadır. Bu iç ve dış etkenlerden kaynaklı kişilikte yaşanan tahribattır. Söz konusu bu tahribatları aşabilmemiz için Rêber APO adeta kılı kırk yararak bizlerde tarihsel bilinç, ideolojik kimlik oluşturmak için ciddi emekler vermiştir. Zayıf olanı aşmak için öncelikle zayıf olanı kendi kişiliğimizde açığa çıkarıp buna karşı erdemli olanın mücadelesini başlatmakla mümkündür. Reber APO bizlere bu adımı attırmak için binlerce sayfalık çözümlemeler, perspektifler, savunmalar yazmıştır.

Diğer yandan sürekli şikâyet edip fakat değişime ve gelişime dahil olmama, sorunu çözmeme durumu yaşanmaktadır. Yine yapılan eleştiriler toplumsal örgütlenme düzeyinde değil, bireysel düzeyde kalmaktadır. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın misali sorunun ucu kendisine dokunmadan eleştirmeyen liberal tutum sergileyen duruşlar ortaya çıkmaktadır. Hatta yapılan eleştirileri takip etme bile istisna bir durum olmaktadır. Genellikle eleştiri yapıp anında düzelmesi beklenir. Bu bile eleştiri ve öz eleştiri mekanizmasına ters bir durumdur. Deyim yerindeyse bu tavır tam bir tanrıcılıktır. Kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi ‘’tanrı ol dedi ve oldu’’ yaklaşımıyla eleştirilip ani değişim beklenir olmayınca da uzaklaşma, kırılma yaşanır. Eleştiri sevdiğimiz insanda sevilmeyen anlayışı değiştirmek, farkındalık yaratmak, onu kendisiyle yüzleştirmek, öze giden yolda çıkan uçuruma köprü olabilmek içindir.

Ancak çoğu insan tepkilendiği için eleştirdiğinden, eleştiri asıl amacına hizmet etmediği gibi eleştirilen kişide de tepkisel tutum sergilemesine yol açıyor. Buda eleştiriyi ve öz eleştiriyi amacından uzaklaştırıp sonuçsuz kalmasına neden oluyor. Eleştiriyi de özeleştiriyi de bir mücadele tarzına dönüştürme durumu olmalıdır. Sorunlar eleştirilir, takip edilir, çözüm yolları aranır ve sonuca gidilir. Bu bir mücadele tarzı olur. Bununla sonuç alınır. Hem eleştiren hem de eleştirilen kişi esasta söylenen sözle bir mücadele arayışına girmiş olur. Eleştiren kişi salt eleştirdiği ile kalmaz. Sevilen kişilikte sevilmeyen anlayışı değiştirmek için destek olur, takip eder, güç verir. Eleştiriyi alan kişi ise sürekli bunu gündeminde tutup değişimin acı sancılarından kaçmadan özsel değişimler yaratmalıdır. Yani bu bir süreklilik hali olur. Güçlü, kendinden emin, pozitif; yaptığı işten sonuç alan, öz güvenli bireyler yaratır. Ancak laf olsun diye söylenen her söz de bunun tersi durumlar ortaya çıkarır. Yani zayıf, güçsüz, yönetilmeyi bekleyen bireylerin oluşmasına yol açar. Konuya dair yönetme ve yönetilme sorunları istenilen düzeyde anlaşılırsa kendine yeten bireyler de açığa çıkar.

Editörden