KU TR

1923 Lozan antlaşmasından üç ay sonra ilan edilen Cumhuriyet yüz yıl boyunca bu antlaşmaya bağlılığın gereği tekleşmenin aracı oldu. 1950’li yıllara kadar Kürtlere doğrudan fiziki soykırım uygulandı. Sonraki yıllarda inkâr ve imha siyaseti fiziki soykırım ve göçertmeler azalsa da bütün alanlarda devam etti

12 Eylül sürecine gelince imha ve inkâr politikaları katmerleşti. İktidarların değişmesi bir anlam ifade etmedi. Her gelen iktidar resmî ideolojinin gereği olarak politikaları devam ettirdi. Darbe yapılan iktidarlar da resmî ideolojiyi yeterince pratikleştiremedikleri için düşürüldüler. 12 Eylül darbesinin oluşum nedenlerinden biri ortaya çıkan Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmekti. Ulus-devlet oluşumuna tehlike arz eden bir hareket olan Özgürlük Hareketi dolayısıyla kurucu aklın ve cumhuriyetin kuruluş amacına karşı bir tehlikeydi. Bu nedenle Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı uluslararası destek bulması oldukça kolay oldu.

Kuruluşundan itibaren tamamen gladionun kontrolünde olan Türk devleti, siyasi olarak çizilen sınırların dışına çıktığı anda hâkim güçler tarafından çeşitli yollar ile terbiye edilir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bunun örnekleri oldukça fazladır. 1960, 1971, 1980 darbeleri; yapılan toplu katliamlar, ekonomik krizler, siyasi partilerin sürekli ve sistematik kapatılması ve diğer derin devlet veya gladio operasyonları bunun örnekleridir. Günümüzde de yaşanan Türk siyasilerinin birbirlerinin kirli işlerini ifşa etmeleri de gladio operasyonları dahilindedir.

Cinayet, fuhuş, rüşvet, uyuşturucu ticareti, yolsuzluk, gasp vb. birçok örnek Türkiye siyasetinin durumunu açıklayıcı niteliktedir. Türk siyasetçilerinin işledikleri tüm suçlar da çizilen sınırlar dışına çıkıldığında terbiye etme amaçlı kullanılır. Hâkim güçlerin veya gladionun amaçları doğrultusunda yapmayacakları hiçbir kötülük yoktur. Bütün yüzyıl incelenirse Türk devlet siyaseti tarihinin bundan ibaret olduğu rahatlıkla görülecektir. Son yüzyıl boyunca bütünüyle belli çerçeveler içerisine alınmış olan Türkiye Cumhuriyeti, halkların çıkarlarını değil Merkezi Hegomon güçlerin çıkarlarını korumaya çalışmıştır.

Lozan antlaşması bunun resmî belgesidir. Lozan Antlaşması Türk Devleti tarafından da reddedilmediği sürece demokrasi ile yan yana gelemeyen Cumhuriyeti kutsayarak hiçbir yere varamaz. Varacağı yer ancak yok oluşudur. Yeni dünya sistemi içerisinde de Cumhuriyet var olan haliyle kabul edilemez bir aşamaya gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğunu mum ile aratan Cumhuriyet, Anadolu ve Kürdistan demokrasisinin en kapsamlı yenilgisidir.

Cumhuriyetin demokratikleştirilmesinden kasıt ise bu durumu tersine çevirmektir. Halkların çıkarları esas alınarak yeni yüzyıl kurtarılabilir. Sürekli olarak darbe, kriz, baskı ve zor yaşayan Türkiye toplumunun çoklu çöküşü göz önüne alındığında kaybedecek bir yüzyıl daha olmayacağı görülmelidir. Rêber APO’nun başlattığı Barış ve Demokratik Toplum süreci Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratikleşmesi açısından altın tepside sunulan bir fırsattır. Cumhuriyet, bulunduğu yol ayrımında ya demokratikleşerek aşılacak ya da bir yüz yıl daha yaşama imkânı bulamayacaktır. Dış güçlerin denetiminde bulunan Türkiye Cumhuriyeti bölgede bulunan halkların çıkarlarını esas almadığı sürece çoklu çöküş devam ederek yok oluşu getirecektir.

Editörden