Rêber APO gerçekleştirdiği son görüşmelerde Kürt sorununun idam sehpalarından masaya geldiğini belirtiyordu. Cumhuriyet öncesinde ve sonrası dönemde gerçekleşen Şêx Seîd, Seyid Rıza, Agirî, Mahabad serhildanları trajedilerle sonlandı. Fakat Özgürlük Hareketi’nin muazzam direnişi sonucu şu an sorunların çözümü için kurulmuş bir masa bulunmaktadır.
Kürt halkının tarihte imha ve inkâr siyasetine karşı verdiği tepkiler sonuç alıcı olamadı. Aksine soykırım tehlikesini daha da derinleştirdi. Sonuç alamayan her direniş veya serhildan sömürgeci devletlerin Kürt halkı üzerinde yürüttüğü soykırım saldırılarının derinleşmesine, sertleşmesine zemin oldu. Ve her yenildi halkta ciddi kırılmalar yarattı. Serhildanların güçlü olması durumunda bile Türk devleti masaya oturmaya yanaşmadı. Sürekli olarak imhayı düşündü ve bu çerçevede komplo ve tuzaklar kurdu.
Kürdistan ölüm sessizliğine bürünmüş, Kürtler; Kürtlüklerinden ve Kürtlüğe dair her şeyden utanır duruma gelmişlerdi. Kürtlüğe dair olan her şey yok oluşun nedeni olarak görülüyordu. Agirî direnişinde gerçekleştirilen soykırımın ardından öne çıkarılan ‘’Hayali Kürdistan burada meftundur’’ sözü ile Türk devleti, Kürt soykırımını başarıya ulaştırdığını düşünüyordu. Kürt halkı da bunu oldukça benimsemişti. Herhangi bir geleceği düşünülmeyen ‘’Kürtlük’’ Kürt halkı için negatif bir anlam taşıyordu. Bu nedenle bağlanılması gereken bir şey değil, kaçınılması gereken bir gerçeklik olarak görülüyordu. Kürtler şahsında yaşanan oto-asimilasyondu. Türkleşme çabası içerisine girmiş, devlete dahil olmak için Türkleşmeye çalışan bireyler gelişiyordu. Kürt ve Kürdistan isimleri ağızlara alınmıyordu. En milliyetçisi bile Kürdistan’ı ‘’Doğu’’ olarak tanımlıyor ve bu çerçevede mücadele ediyordu. Kürdistan’ın sömürge oluşu ise kimse tarafından dile getirilmiyordu. Kürdistan ve Kürt gerçeği son anlarını yaşarken Rêber APO öncülüğünde ortaya çıkan Özgürlük Hareketi tarihin bu seyrine müdahale etti. Hiçbir şey yokken sahip olunan sadece ve sadece iki kelimeden ibaretti: ‘’Kürdistan Sömürgedir.’’ Bu söz ortaya atılırken bunun gerekliliğini yerine getirme çabası da ardından başlatılmış oldu.
İdeolojik bir grup olarak ortaya çıkan PKK hareketi, baş aşağı giden Kürt tarihini tersine çevirmesini bildi. Ölüm sessizliğinde olan Kürt halkını birçok yol ve yöntemle ayağa kaldırarak çok güçlü bir şekilde tekrar tarih sahnesine çıkardı. Özgürlük Hareketi’nin kullandığı en etkili yöntem silahlı mücadeleydi. 15 Ağustos ile başlayan silahlı mücadele Türk devletini ‘’Kürt realitesini’’ tanımaya mecbur etmiştir. Devlet yöneticilerinin birçoğu Cumhuriyetin kurguladığı Kültürel soykırımın-imha ve inkâr politikalarının başlatılan silahlı direniş karşısında başarılı olamayacağını itiraf etmek durumunda kalmıştı.
Türk devletinin sonuç aldığını düşündüğü Kürt inkâr ve imha politikalarını boşa çıkaran 15 Ağustos Atılımı’nın oluşumunu anlamak önem arz ediyor. Her daim ilk adımlar her açıdan zordur. İleride devam edip etmeyeceği bile belli olmayan bir aşamada olan Özgürlük Hareketi insanüstü irade ve inançla Amed zindanında direnerek ilk zaferi elde etmiştir. Bu zafer geleceği garantilemektir. Özgürlük Hareketi; Mazlum Doğan, Kemal Pir, Hayri Durmuş ve diğer kahramanlar şahsında direnerek geleceğe daha umutlu bakılmasını sağlamıştır. Bir eylemden çok öte olan ‘Ölüm Orucu Eylemi’ Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin geleceğini garantilemiştir. Bunun anısı üzerinden gerçekleşen 15 Ağustos Atılımı ise Kürt inkâr ve imha siyasetine en büyük darbeyi vurarak 14 Temmuz Ölüm Orucu Eylemi’ne sahip çıkarak, anısını yücelterek, intikamlarını alarak Kürt varlığını garantilemiştir.
Elbette 15 Ağustos Atılımı’ndan bahsedilirse dayandığı zemin olarak Amed zindan direnişi de değerlendirilmek durumundadır. Amed zindanında açığa çıkan gerçekler silahlı mücadelenin olmazsa olmaz bir gerçeklik olduğunu en çıplak haliyle göstermiştir. Kürt’ün hiçbir şekilde varlığına tahammül edemeyen; özelde 12 Eylül rejimi, genelde Türk devleti Kürtlere başka bir seçenek bırakmamıştır. Varlığın tanınması için silahlı mücadelenin gerekliliğini Mehmet Hayri Durmuş duruşma salonunda şu sözler ile dile getiriyor: Bu halk için mücadele etmek isteyenler silahlı mücadeleyi esas almalıdır. Silahlı bir direniş olmadan sömürgecilik yenilgiye uğratılamaz.
Silahlı bir direnişin başlamasında rol oynayabilecek; ölüm sessizliğinde olan, kendi gerçekliğinden utanan, uzaklaşan bir halk gerçekliği dışında bir şey yoktu. Hatta sağlam sayılmayacak birkaç silah dışında hiçbir şey yoktu. Tüm yoklukların yaşandığı Kürdistan’da böylesi bir atılım; kimileri tarafından intihar, kimileri tarafından provokasyon, kimileri tarafından haydutluk veya teröristlik olarak adlandırıldı. ‘Devlet’ denilen sisteme karşı gelmek toplum açısından cüret edilmesi imkânsız bir durumdu.
Bütün olumsuzluklara rağmen sahip olunan irade, inanç ve ısrar zafer elde etti. Rêber APO 15 Ağustos atılımını ‘’Bir inadın, iddianın, ısrarın, umudun atılımı’’ olarak değerlendirmektedir. Başarı şansı dönemin şartlarına göre çok az olsa bile bunu gerçekleştirmede ve devam ettirmede güçlü bir inanç ve irade sahibi olundu.
Diriliş Atılımı’nın etkileri dört parça Kürdistan’da cereyan etti. Kürt varlığı ve sorunu yeniden tartışılmaya başlandı. Kürtlüğe dair kültürel, edebi, sanatsal, dil-tarih, coğrafi, sosyal-siyasal çalışmalar yeniden bizzat Kürtler tarafından başlatıldı. Kürtlüğe sarılma gelişmeye başladı. Kürtlük, Kürtler için utanılacak bir şey olmaktan çıkıyordu. Sahip olunan kimlik etrafında gelişim, örgütlenme ve birliktelik her geçen gün yaygınlaştı. Ta ki günümüzde Özgürlük Hareketi tam anlamıyla bir halk hareketine dönüşümüne kadar.
Mahsum Korkmaz öncülüğünde başlayan silahlı mücadelenin 41. Yıldönümünü yaşamaktayız. Bugün Kürtlüğe dair her şey ‘beton altına gömülmüş’ bir gerçekliğin ortaya çıkarılmasıyla başarıldı. Ağrı dağına gömülen ‘Hayali Kürdistan’; gerçek, özgür ve demokratik bir Kürdistan’a doğru hızla ilerlemektedir. Sadece bununla değil Rêber APO’nun da dediği gibi Kürtler gerçekten görkemli bir çıkış yaşamaktadır. Yediden yetmişe herkes bu mücadelenin bir köşesinden az ya da çok tutarak mücadelenin buraya kadar gelmesine vesile oldu. Gerillanın fedai öncülüğü ile başarılan yeniden bir tarih yazımıydı. Kürtler açısından tarih yeniden yazılıyor. Demokratik, özgürlükçü ve diğer tüm halkları kapsayan bir yaşam anlayışı geliştirerek toplumsal alanlardan tutalım bireylerin düşünce ve zihniyet dünyasına işleyen bir gelişim kaydetti. Aynı zihniyet etrafından örgütlenme ile hiç kimsenin tahmin edemediği çıkışlar gerçekleştirerek Ortadoğu’nun Rönesansını yaşatıyor.
Elbette bunun çok ötesinde olan Kürtlerin kazanımları temelini 15 Ağustos Diriliş Atılımından almaktadır. Bugün Özgür Kürd’e dair ne varsa kaynağını atılan ilk mermide aramak gerekmektedir. Her anlamıyla Kürdistan’da çizgi geliştirmiştir. Atılan ilk kurşun Kürditan Sömürgedir sözünün en sert şekilde anlama kavuşup uyanışa geçmesi oldu. Atılan ilk kurşun ‘’Biz Yaşamı Uğruna Ölecek Kadar Çok Seviyoruz’’ diyen kahramanların amaçladıkları yaşamın zemini oldu. Kürt halkının yüreğine, beynine, duygularına atılan prangaların parçalanmasının adı olurken, özgür düşünen insan ordularının yaratılması olmuştur. Ondan sonrası gelişen mücadele de bu çizgi doğrultusunda olmuştur. Rojava devriminin ortaya çıkışı bu kazanımların zirvesidir.
Döneminde, geleceği belli olmayan bir eyleme kalkışıldığında yakıştırılan adlandırmalar hayli fazlaydı. Fakat bu kalkışmayı başlatanlar başkalarının verdiği adı değil kendi adlandırmarını yani ‘diriliş’ yaparak, bu isme layık bir mücadele ve emeğin sahibi oldular. Dost-düşman herkesin karşı olduğu 15 Ağustos atılımı, büyük bir inanç, bilinç ve irade ile Kürdistan’ın ve Kürd’ün yeniden var oluşu oldu. Halkımız için bir diriliş anlamı taşımaktadır.
İnkâr siyasetine karşı yapılan ve imhalarla karşılaşan başkaldırılar bugün bir masa etrafında konuşulur hale geldi. Utanılır ve gerici görülen, değersizleştirilen Kürt halkının kudretli direnişi tarihi tersine çevirmiştir. Rêber APO Önderliğinde ve Mahsum Korkmaz komutasında yürütülen silahlı direniş, Kürt halkının varlığını bütün dünyaya tanıtıp irade sahibi olduğunu gösterdi. Dünyanın dört tarafında muhatap alınarak tanınmaktadır.
Editörden















