Rêber APO’nun başlattığı Barış ve Demokratik Toplum sürecine dair herkes tartışıyor, yorumlarda bulunuyor, bakış açısı geliştiriyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Anlaşılan, bundan sonra da bu tartışmalar yoğunlaşarak, derinleşerek devam edecek. Her tartışma her, yorum, her görüş ve her bakış açısı sürece dair yoğunlaşmalarımızı derinleştirmektedir. Bu açıdan sürece dair kafa yormak her açıdan değerlidir, kazandırır.
Rêber APO’nun başlattığı ve az da olsa yaptığı görüşmeler ile sürecin sorumluluğunu alarak bu sürece doğrultu vermektedir. Çok yoğun emek, çaba ve çalışmanın sahibi olarak Rêber APO; Demokratik Toplum, Barış ve Entegrasyon kavramlarını süreç açısında kilit kavramlar olarak belirledi. Bunlar aynı zamanda sürecin amaçları, ulaşılması gereken hedefler olarak da değerlendirilmelidir.
Amaç olarak belirlenen, ulaşılmasını gerektirir. Bizler bu üç kilit kavrama nasıl ulaşacağız? Bu amaçlara ulaşma yolunda göstereceğimiz her türlü mücadele tarzını belirlemek elbette sandığımızdan daha fazla yaratıcılık, daha fazla çaba ve daha fazla çalışma gerektirecektir. Öncelikle mücadelenin kapsamı daha da genişlemiş ve derinleşmiş durumdadır. Bunun anlamı eskiden verilen çabanın şimdi daha fazla verilmesi gerekmektedir. Bu konuda eminiz ki herkes iknadır.
İnşa çalışmaları olarak da ele alınan, görülen bu süreç için en ihtiyaç duyulan şeyin örgütlenme olduğunu herkes görmektedir. Bunun gerekliliğini hissetmektedir. Mücadele örgütlü olduğu sürece varlığını koruyabiliyor, yarına kalabiliyor, kısacası sonuç alabiliyor. Örgütlü olmayan mücadelenin kalıcılığı yoktur, sonuç alıcılığı da yoktur. Örgütlü mücadele ve kolektif tarzı esas alan örgütlü kişilikler olmazsa olmazdır. Bireysel mücadeleler ile bu mücadele buraya gelmemiştir.
Örgütlenme denilince, ‘örgüt’ kavramından kaynaklı korkulan, geri durulan bir alan olmaktadır. Hem devletin sürekli olarak anti-propagandasını yapması hem de güç kullanarak baskılaması, kaçınılması gereken bir alanmış gibi anlaşılmaktadır. Öncelikle bunun zihinlerde kırılması, geriletilmesi gerekmektedir. Örgütlü olmak toplumsal özgürlüğü getireceği için Kürtler açısından en önemli, can alıcı görevlerdendir. Hem toplumsal özgürlük açısından hem de devletin engellemeleri ve baskıları karşısında örgütlenmenin en iyi ilaç olduğunu bilmek gerekir. Bunun için de örgütlenmeye var olan bütün enerji ile tutunmak ve onu geliştirmek gerekir.
Örgütlülük için elbette zihniyet, anlayış, amaç birlikteliği gereklidir. Aynı amaç doğrultusunda bir araya gelenler örgütlü bir yapıya kavuşabilir. Rêber APO’nun Demokratik Toplum inşası kapsamında önerdiği komünler bu kapsamdadır. O halde Demokratik Toplum inşasının mayasının örgütlenme olduğunu söyleyebiliriz. Örgütlenme yoluyla Demokratik Toplum inşası geliştirilebilir ve gerçekleştirilebilir.
Örgütlenmek, daha iyi ve yaygın örgütlenmek için elbette gerekli olan eğitim çalışmaları bulunmaktadır. Doğru, yeterli ve gerekli konularda araştırma, inceleme, okuma-yazma eğitimleri yapılmalıdır. Eğitimi sadece bunlardan ibaret görmek de yanlıştır. Çünkü mücadelenin geliştirmek istediği özgür bir yaşam vardır. Yeniden inşa edilmeye çalışılan, özgürleştirilmesi gereken, doğru ilişki temelleri üzerine oturtulması gereken bir yaşam bulunmaktadır.
Çünkü Kapitalist modernitenin her anı ve her şeyi ile çarpıttığı, yozlaştırdığı bir yaşam gerçeği bulunmaktadır. Kölelik düzeni üzerine kurulan yaşamı tersine çevirme gibi bir görev vardır. Kölelik düzeni üzerine kurulan ve özgürleştirilmesi gereken yaşam çok yoğun bir çaba sahibi olunması gerektiğini ortaya koyar. Bu da elbette oluşturulan suni kişilikleri, suni kişilik özelliklerini aşmayı ve yerlerine özgür kişi ve doğru kişilik özelliklerini yerleştirmek gerekmektedir. Sömürge ve soykırımdan etkilenmiş bir Kürt halk gerçeği ve Kürt bireyleri olduğumuz bir gerçektir. Bu etkilerden toplumsal olarak kurtulmak her Kürt bireyi açısından vazgeçilmezdir. Bunu yapabilmek için sürekli olarak yaşamımızın her anını eğitim olarak ele almayı gerektirir. İnsan ilişkileri, insanlık ve Kürt tarihselliğini, kadın-erkek ilişkilerini ve toplumsal boyutlarını doğru bir şekilde ele almak zorunludur. Bunları irdelemek, incelemek, anlamak; yanlışsa reddetmek ve aşmak, yerine de doğru olanı yerleştirmek gerekmektedir.
Örgütlenmeden önce eğitim gereklidir veya kendimizi eğittikten sonra örgütlenme olur gibi bir durum yoktur. Her ikisi birlikte yürütülür. Kendimizi eğittikçe örgütlenme gücümüz ve yetkinliğimiz artar, örgütlendikçe de eğitim şartlarımız ve imkanlarımız artar.
Yürütülmekte olan Barış ve Demokratik Toplum sürecine dair sanki ‘yapılacak bir şey yok’ ve mücadele ‘bizden çıktı’ diyerek bekleme ruh haline girmek bir yanılgıdır. İnkâr ve imha saldırılarına dair yürüttüğümüz mücadele hiçbir evresinde bu kadar toplumsal boyut kazanmamıştır. Bu da şu anlama gelmektedir: bütün Kürtlerin bu süreçte sahip olduğu görevler her zamankinden daha fazladır. Yeter ki, bu konuda gerçek bir isteğin ve çabanın sahibi olmasını bilelim. Ondan sonrası çorap söküğü gibi gelir. Her şeyden önce kendimizi eğitip örgütlemeden başlayabiliriz. Süreç de bizlere bunu emretmektedir. Kürt inkâr ve imha saldırılarını yürüten güçlerin Kürtlerin zihinlerine işlediği ‘birlik olmazlar’ anlayışını yıkmak ve çöpe atmak gerekiyor. Bunu da örgütlenme sayesinde gerçekleştirebiliriz. Özü itibariyle bu sürece sahip çıkmanın en iyi yolu örgütlenme olduğunu iyi anlayalım.
Editörden















