Gün gelip beklenen Mehdi zuhur ettiğinde, aslan ile boğa aynı havuzdan su içecek, çoban koyunlarını kurtlara teslim edip gidebilecektir. Kötülüğün yerini iyilik alacak, sapıklıklar sonra erecek, sahibine hakkı verilecek ve insan doğduğu günkü gibi eşit ve özgür kalacaktır.
İsmaili Hareket ve Hassan Sabbah
İsmailiyye mezhebinin ortaya çıkışı Abbasi Hanedanlığının ilk dönemine denk gelir. Abbasilerin baskıcı ve zor karakterlerinin erken ortaya çıkışı halkın erken kırılmasına neden olmuştur. Oluşan bu boşluğu İsmaililer Hareketi doldurmuştur.
İsmaililer Hareketi zirveyi Hassan Sabbah döneminde yaşar. İsmaililer tarikatında birçok eğitimden geçer. Hareketin önde gelen isimlerinden güçlü eğitimler alan Hassan Sabbah, örgütleme çalışmalarına başlar. Alamut Kalesini merkezi üs haline getirince eğitim ve örgütleme çalışmalarına yeni boyut kazandırır.
Alamut kalesini merkez üs olarak belirleyen Hassan Sabbah, su kanalları açar, ambarlar yapar. Güçlü bir altyapı ile Alamut’u kuşatma altında bile düşürülemeyecek pozisyona dönüştürür. Bulunduğu Alamut bölgesi ve çevresinde de yürüttüğü örgütleme faaliyetleri ile İsmaili Hareketi’ni büyütür. Alamut kalesi, Selçuklu Veziri Nizamülmülk tarafından dört ay boyunca kuşatma altında tutulur. Fakat herhangi bir sonuç alamaz. Buna karşılık Hassan Sabbah Selçuklu devleti içerisindeki iç çatışmalardan, taht kavgalarından, devletin içerisindeki boşluklardan çok iyi faydalanır. Devletin üst kademelerinden memurları dahi İsmaili tarikatının üyeleri haline getirir.
Gelişmiş örgütleme yetenekleri gün be gün tarikatı etrafında insan toplamaya başlar. İsmaili hareketin en güçlü dönemini yaşatır. Egemenler tarafından ‘’Haşhaşiler’’ olarak adlandırılırlar. Sözde, militanlarına uyuşturucu kullandırarak suikastler düzenlettirdiği iddia edilir. Fakat bu, egemen güçlerin Hassan Sabbah ile baş edemediğinin en büyük göstergesidir. Devletin dışındaki demokratik değerlerin sürdürücüsü olanlar tarih boyunca her zaman egemen güçler tarafından karalanmışlardır. Hassan Sabbah’ın fedaileri de bundan nasiplenmişlerdir. ‘’Assasin’’ kelimesi çarpıtılarak ‘’haşhaşiler’’ ile değiştirilir. Assasin kelimesinin anlamı ise ‘’sır bekçileri’’dir.
Hassan Sabbah, yarattığı fedailer ordusu ile devletin birçok önemli kişisine suikastler düzenler. Selçuklu veziri Nizamülmülk de Hassan Sabbah’ın fedaileri tarafından öldürülür.
Hassan Sabbah, yürüttüğü propaganda, örgütleme çalışmaları ve düzenli-disiplinli örgütü ile önemli bir güç haline gelmiştir. Birçok bilim dalında ciddi birikim sahibidir. Özellikle örgütleyiciliği ve teşkilatçılığı ile örnek mahiyetinde bir önderdir. Ardından inandıkları uğruna gözünü kırpmadan ölüme giden fedailik mirasını bırakmıştır.
Karmatiler
Karmatiler, eğitim ve örgütlenme tarzlarıyla komün ve meclis çalışmalarında dikkatle incelenmesi gereken önemli bir harekettir. 870’lerden başlayarak 1070’lere kadar, 200 yıla varan bir dönem içerisinde Ortadoğu’nun bütününe yayılmış olan Karmati hareketi bölgenin en büyük toplumsal hareketidir. Karmati ismi hakkında en yaygın kabul Karmati hareketinin kurucusu olan Hamdan bin Eş’as El-Karmat’ın lakabı olan Karmat’tan geldiğidir.
Hareket mesuplarının birbirlerine Arapçada yoldaş, arkadaş anlamına gelen ‘Refiq’ hitabıyla seslenmeleri hareketin karakterine dair önemli bir veri sunmaktadır. Hamdan Karmat, Küfe bölgesinin Baş Daîsi olarak atandıktan sonra bölgede kendi öğretisini yaymak amacıyla üç kişilik ekip kurar. Bunlardan ilki hareketin ‘’filozofu ve beyni’’ olarak tanınan Abdan’dı. Abdan, Belagat-ül Safa (Kardeşiliğin hitabeti) adında yedi ciltten oluşan bir kitabı kalemi almıştı. Bu kitapta kurulmak istenen komünal toplum düzeninin nasıl olacağı, bu düzene ulaşmak için insanların nasıl bir kişiliğe sahip olması gerektiği, bu amaçla toplum ve bireylerin eğitiminin nasıl yapılacağı ve genel olarak Karmati hareketinin dünayay bakış açısının ne olduğu anlatılmaktadır. Yani Abdan, hareketin ideolojik önderliğini yürütmektedir.
Irak’tan Yemen, Mısır, Şam ve Afrika’daki halklara kadar Ortadoğu baştanbaşa bu komünal halk örgütlenmesi etrafında şekil almıştır. Örgüt yapısı üçer kişilik komitelerden oluşan ve üstten alta doğru uzanan bir örgüt modeli olarak ortaya çıkıyordu. Örneğin Hamdan’a bağlı olan üç kişiden biri olan Abdan da kendine bağlı üç kişilik bir komite oluşturmuş ve bunları Küfe’nin değişik alanlarına öğretiği yaymaları amacıyla göndermiştir.
Hareket kendi içerisinde oldukça gizli bir yapıyı da ifade etmekteydi. Özellikle Daîlik mertebesinden itibaren örgütsel yapı oldukça derin bir gizlilik içerisinde korunuyordu. Bölgenin her tarafında yayılmış olan Abbasi iktidarına ve onun ajan yapısına karşı alınan en büyük tedbir bu gizlilikti. Kadrolar arasında sıkça yer değiştirme, birden fazla kod isim kullanma, hücre yöntemine göre çalışma, her sorumlunun kendi yerine bir vekil tayin etmesi gibi pratik adımlar örgütün hareket tarzında olmazsa olmaz kurallar şeklindeydi. Kendi aralarındaki yazışmalarda bile Arapça Cifr adı verilen ve sayılarla kodlamalara dayalı bir şifre sistemi kullanılmaktaydı.
Hareket belli bir süreden sonra yeterince gelişince Dar’ül Hicre (hicret evleri) inşa ederler. Bunlara günümüzün komün evleri ve akademiler demek mümkündür. Bu evler her türlü çalışmaların yürütüldüğü evlerdir. Halkı örgütleme, eğitme, tartışma ortamları yaratma gibi faaliyetler yürütülmüştür. Karmati öğretisinin gelecek perspektifi Karmati önderlerinden Hasan bin Mansur tarafından şöyle dile getirilir:
‘’Gün gelip beklenen Mehdi zuhur ettiğinde, aslan ile boğa aynı havuzdan su içecek, çoban koyunlarını kurtlara teslim edip gidebilecektir. Kötülüğün yerini iyilik alacak, sapıklıklar sonra erecek, sahibine hakkı verilecek ve insan doğduğu günkü gibi eşit ve özgür kalacaktır.’’
Karmatiler dayandıkları felsefi yaklaşım ve toplumsal zemine uygun bir ekonomi anlayışını da toplum içerisinde geliştiriyorlar. Ülfet, insanların mallarını tek bir merkezde toplayarak birbirlerine karşı maddi üstünlük sağlamadıkları ve mallarını ortaklaştırdıkları sistemin adıydı. Bununla toplumda özel mülkiyete son veriliyordu. Karmatilerin komüncü olmalarının en önemli özelliği özel mülkiyete son verilip toplumsal mülkiyetin geliştirilmesiydi.
Ortaklar Hareketi
Asıl adı Mahmud olan Şeyh Bedreddin toplum içerisindeki yapılan dil, din, ırk ayrışmalarına ve adaletsizliğe karşı Osmanlı devletine başkaldırmıştır. Bütün toplumun herhangi bir ayrım yapılmadan topraklardan faydalanmasını savunmuştur. Bunu müritleri yoluyla Ege bölgesinde bir toplumsal düzene kavuşturmuştur. Bu düzene ‘’Ortaklar’’ adı verilmiştir.
Bir toprak reformu ve buna koşut olarak da dinsel bir reformun yapılması için Şeyh Bedreddin ve müritleri halk içerisine karışarak örgütleme çalışmaları yapmışlardır. Bu müritlerin başında da Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal gelir. Emeğin paylaşımında kadın-erkek, ırk, din ve dil farkı yoktur. Kadın-erkek omuz omuza, derviş-papaz yan yana geleceğin kurulması için çalışmaktadır.
Osmanlı devletini saldırılarına maruz kalsalar da çoğu kez direnişleriyle saldırıları püskürtmeyi başarmışlardır. Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal katledilir. Fakat düşünceyi yürüten esas kişinin Şeyh Bedreddin olduğu ve Bu nedenle Bedreddin’in öldürülmesi gerektiğini bilirler. Eğer düşüncelerinden vazgeçerse bağışlanabilir ancak Bedreddin düşüncesinden vazgeçmez. Hatta kendini savunma gereği bile duymaz. İdamı için fetva gerekiyordur, ama mevcut Osmanlı bilginlerinin hiçbiri buna cesaret edemez. En sonunda İranlı iki kadı;
“Malı haramdır, canı helal!” diyerek mal varlığına dokunmaksızın idam edilmesinin fetvasını verirler. Bunun üzerine hemen idam kararı uygulanır. 1420’de Serez çarşısı meydanında idam edilir.















