Hafife alınacak saldırılar olmadığını görmek ve bu soykırım politikalarına karşı öze dönüş için ciddi bir çaba yürütmek zorunludur. Yüzleşmediğimiz her an bizi gönüllü olarak asimile olmaya bir adım yaklaştırmaktadır.
Kürtlerin Türkleştirilmesi
Ulus-devlet olarak örgütlenmeye ve dönüşmeye başlayan Türk cumhuriyeti Kürtleri Türkleştirme kapsamına almıştır. Çünkü Cumhuriyet farklılıklardan korkuyordu ve tekleşmeyi var olmanın koşulu olarak benimsemiştir. Bu nedenle diğer halkların yok edilmesi, Türkleştirilmesi olmazsa olmaz devlet politikası olmuştu. Kürtlere yönelik yok etme ya da Türkleştirme dayatmaları son derece titiz, kapsamlı; çirkince ve ahlak tanımayan boyutlardaydı. Çok yönlü geliştirdiği asimilasyon amaçlı politikalar genelgeler, yasalar ve yönetmelikler boyutuyla da nasıl bir çalışmanın içerisinde bulunduğunu göstermektedir. 1930 Ocak ayında vilayetlere İç İşleri Bakanlığı tarafından gönderilen ‘Türkleştirme Genelgesi’ bu faaliyetlerin en çıplak halini anlatır durumdadır. Gönderilen bu belge ‘çok gizli ve kişiye özel’ tutulmuştur.
Genelgenin girişinde Türkleştirme bütün valilere bir görev olarak verilmiştir. Kurulan Türkçe okullar, dayatılan Türkçe alfabe, ekonomik zorunluluklar ve ilişkiler Türkçe’nin yayılmasında önemli bir faktör olarak görülmekte fakat yetersiz bulunmaktadır. Amaçlanan tüm Kürtlerin aile içerisinde dahi Türkçe konuşulmasını sağlamak, Kürtçe’nin yerine anadil olarak Türkçe’nin yerleştirilmesi hedeflenmektedir.
Yine giriş bölümünde yer alan ‘lehçe’ ibaresinin kullanım amacı Kürtçe’nin ve diğer dillerin lehçe olduğunu ve bir dil olmadığı algısını geliştirmek amaçlı kullanılan küçümsemedir. Yaratılmak istenen zihniyet ile Kürtçe’nin aslında dil bile olmadığı, Kürtçe bir dil olmadığına göre Kürt halkının da aslında farklı bir halk olmadığı algısını yaratıp asimilasyona engel olan her şeyi ortadan kaldırmaktı.
Genelgede talimat olarak sıralanan maddelerden bir kısmı şu şekildedir:
1-Yabancı lehçelerle konuşan köyleri isimleriyle, nüfuslarıyla, görüşülen lehçeleri ile tespit etmek.
2-Civardaki köylerin de lehçe bakımından durumunu, mahiyetini ve birbiriyle ilişkilerini araştırmak.
3-Bu köylerin küçük dağınık olanaklarını civardaki Türk köylerine dağıtmak.
4-Yeniden yabancı lehçeli hiçbir köyün, mahallenin kuruluşuna izin vermemek.
5-Bu köylerde istihdam olacak tayin ve tasdiki vali beylere ait ikinci derece ve yöreden memurları, müstahdemleri ne olursa olsun o köyün lehçesiyle konuşmayan Türklerden seçmek ve tayin etmek, mevcutları değiştirmek.
Beşinci maddede yer alan vurgu öncesinde doğrudan Vali tarafından bulunduğu yerelden memur olarak seçtiği kişilerin kesinlikle hizmet ve eğitim durumlarına bakılmaksızın Türk olmalarını şart koşar. Kürtlerden ya da diğer halklardan nitelik düzeyleri göz önüne alınmaksızın yerleri Türk memurlara bırakılır. Bu genelge Şark-Islahat Planı kapsamında yürütülmekteydi. Şark Islahat raporunda Kürdistan’a ‘ülkücü’ devlet memurlarının atanması karar haline getirilmişti.
Diğer maddeleri de ardı sıra sıralamak mümkündür:
8-Şehir ve köylerde dil dernekleri kurarak, yalnız Türkçeyi konuşturmaya çalışmak, bu hususta Türk ocaklarından, okul öğretmenlerinden, ayrıca Türkçe konuşan Türklerden seçilmesine büyük dikkat olunacak, bölgede olan köy imamı, muhtarı, bekçisi, korucusu vs. gibi memurlardan çok istifade olunmalı,
9-Türklüğe ve Türkçeye pay ve paye vermek, son Türklüğün ve özellikle Türkçe konuşmanın, yalnız şerefli olduğunu değil, maddeten kârlı olduğunu da kendilerine bilfiil göstermek,
10-Özellikle kadınlar arasında Türkçe’nin yaygınlaşmasına çalışmak; bunlardan Türk kızlarının Türkçe konuşmayan köylülerle evlendirilmesini teşvik etmek; Türkçe bilmeyen köylü kadınları şehirlere getirterek Türk evlerine uygun hizmet ve yöntemlerle yerleştirmek,
11-Türklük topluluğunun genel özelliklerine aykırı olan herhangi bir yabancı hissin zararını ve fenalığını kendilerine her vesileyle anlatarak eski alışkanlıklarından soğutmak,
12- Kıyafetin, şarkıların, oyunların, düğün ve toplum gelenek ve göreneklerinin de milliyet ve ırk hislerini daima uyanık tutan ve toplumları geçmişlerine bağlayan bağlar olduğu unutulmamalı; bundan dolayı lehçeyle birlikte bu gibi aykırı gelenekleri de fena ve zararlı görmek ve bilhassa kötü göstermek ve hiç bir suretle rağbet edilmeyerek ve cesaretlendirilmeyerek adi ve ilkel özellikleri her vesileyle sergilenerek kötülenmeli ve ayıplanmalı, o lehçeyi konuşan zümrelere mensup kişilerin ve ailelerin isim ve lakaplarını Türkçeleştirmek, nüfustaki kayıtlarını ve künyelerini fırsat düştükçe düzeltmek.
Bir genelgeye bağlanan bu saldırılarla Kürt dili ve kültürü çok ciddi saldırı altına alınmıştır. Özellikle Kürt kadınlara yönelik özgün politikaları bizlere kültüre yabancılaşmanın kadınla belirleneceği gerçeğini çok iyi göstermektedir. Kürt kültürünü ayıplayarak, kötüleyerek kendilerinden utanan Kürtler yaratılmak istenmiştir. Kürtler de kendilerinden utandıkça Türklüğe de gönüllü geçiş yapabilecekleri hesaplanmıştır. Bu insanlık dışı faaliyetler Kürtlere yüzyıldır var olan cumhuriyet tarafından dayatılıyor. Cumhuriyetin kuruluşunun Kürt inkârı üzerine olduğu tespiti kesinlikle tarihi her belge tarafından doğrulanıyor. Bu sadece inkâr üzerinde yürüyen bir siyaset olmamıştır. Asimilasyon politikalarına karşı direnç gösteren tüm Kürtler topyekûn ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.
Kürtler bu coğrafyaya başka bir yerden gelmediler. On binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan, coğrafyası ile bir olan, toprakları üzerinde besin ve kültür yeşerten bir toplum olarak kök salmıştır. Bu kültürü çıkarcı ve donuk akla sahip bir azınlığın yok edemeyeceği görülmüştür. Fakat oluşturduğu tahribat azımsanmayacak derecededir. Unutmamak gerekir ki PKK Kürt özgürlük mücadelesine başlarken ölüm döşeğinde olan bir halkı ayağa kaldırmaya çalışıyordu. Hala çok az da olsa birtakım bireyler tarafından anne ya da babadan, Kürt kültüründen utanma yaşanmaktadır. Yürütülen saldırıların ne kadar köklü sonuçlar yarattığını görmek açısından bunlarla yüzleşmek gereklidir. Hafife alınacak saldırılar olmadığını görmek ve bu soykırım politikalarına karşı öze dönüş için ciddi bir çaba yürütmek zorunludur. Yüzleşmediğimiz her an bizi gönüllü olarak asimile olmaya bir adım yaklaştırmaktadır. Dilimiz Kürtçe olabilir fakat yaşamımız Kürt kültürü ile doldurulmazsa asimilasyon kaçınılmaz olacaktır. Modernleşme adı altında Kürtlere dayatılan budur. Dilimiz Kürtçe ama yaşam anlayışı, birikimi genel olarak kültürümüz eğer özümüzü yansıtmıyorsa bu birey veya toplum olarak anlamımızı yitirdiğimiz anlamına gelir. Toplumsal olarak ismimiz Kürt olabilir fakat yaşamımız Kürt halkına ait bir yaşam olmaktan çıkar. Barzani çizgisinin bir amacı da budur. Giydiği elbise ve dili bakımından herkesten daha fazla Kürt görünümlü olabilir ama zihniyet ve toplumsal yaşam ahlakı ve politikası Kürtlere ait değildir.
Cumhuriyetin Soykırım Anıları - 1
Editörden















