Her soykırımın öncesinde hazırlık aşaması vardır. Hazırlık aşaması ile yapılan soykırımın zemini hazırlamaktır. Yapılan bu hazırlık soykırım açısından belirleyici olmaktadır. Hazırlık süreçlerini iyi anlamak soykırımın içeriğini deşifre edebilir. Çünkü soykırım hazırlık aşamalarında saklıdır.
Soykırım kararını verenler ortadan kaldırmak istedikleri halkı, azınlığı veya grubu tehdit olarak tanımlar. Her alanda tehdit olarak algılanması için propaganda yürütür. Örneğin kadın katliamlarında kadınlar ‘cadı’ adıyla hedef gösterilmiştir. Yine Amerika yerlilerinin soykırımı onların ‘insanlıktan, medeniyetten nasibini almamış barbarlar, dinsiz cahiller’ oldukları ve Yeni Dünya’nın keşfi önünde engel oldukları propagandası üzerine kurulmuştur. 1915 Ermeni soykırımında ‘Ermenilerin Türklere saldıracağı’ propaganda edilmiştir. Hitler soykırım için propaganda bakanlığı oluşturmuştur. Goebbels, bu işi üstlenmiştir. Yahudiler başta olmak üzere Slavlar, Çingeneler, komünistler vb. kırıma uğrattıkları toplumları Ari ırkının saflığını tehdit ettiklerini öne sürmüştür.
Kürt soykırımı planlanırken de aynı yöntemler devreye alınmıştır. Kürtlerin ‘Dağ Türkü’ olduğu, konuştukları dilin medeniyeti gerilettiği, toplumsal olarak gelişmedikleri propagandası yapılmaktaydı. Yine Ermeni ve diğer azınlıkların soykırıma uğratılmasından dersler çıkarılsaydı Kürt soykırımının da sırada olduğu anlaşılabilecekti. Ardından yapılan Lozan Antlaşması, kurulan Ulus-devlet, 1924 Anayasası, Musul-Kerkük anlaşması soykırımın geldiğini haber verir niteliktedir. Tek tip bir ulus yaratmayı, ulus-devlet kurmayı hedeflemek halklara karşı soykırım hazırlığı yapmak demektir. Fakat Kürtler Türklerle yaşadıkları bin yıla yakın kardeşlikten ve stratejik müttefiklikten dolayı bu durumun soykırıma gidebileceğini düşünememişlerdir.
Soykırım ve Kapitalizmin kökenleri uygarlığın doğuşu ile ortaya çıkan devletlere kadar uzanır. Fakat kapitalizmin başatlığı 16. Yüzyıl ile başlar. Kapitalizm sömürü ve gasp üzerine kurulu bir sistemdir. İngilizlerin deniz korsancılığı ile gasp edilen mallar biriktirilmiştir. Doğası gereği zenginliğin olduğu her yere göz dikmiş ve gasp etmeye çalışmıştır. Bunun en önemli örneklerinden biri coğrafi keşiflerdir. Amerika kıtasına yapılan keşif faaliyetleri en büyük soykırım örnekleridir. Amerika’daki doğal toplum sistemin gasp üzerine kurulu olduğundan bihaber keşif faaliyetleri yapan ‘beyaz adamlar’ı çok sıcak ve içtenlikle karşılamıştır. Kapitalizm de bu saflığı istismar ederek bütün değerleri ve zenginliklerini sömürge altına almıştır. Yapılan bu ahlaksızlığı Kristof Kolomb İspanya Kraliçesine yazdığı bir mektupta şu şekilde dile getirmektedir: “Yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına Majestelerinin önünde ant içebilirim. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar, Öldürmüyorlar. Komşularını kendileri kadar seviyorlar, son derece tatlı ve kibarlar, konuşurken hep gülümsüyorlar. Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.”

Kolomb’un dile getirdiği gerçek doğal toplumun ahlaki bir toplum olduğu ve soykırıma yabancı olduğu için de buna karşı savunma tedbirlerini geliştirmemiş olduğudur. Bu durum yerlilerin geri olduğu anlamına gelmiyordu, aksine yetenekleriyle Avrupalıları şok edecek kadar ileriydiler ki bu yüzden fiziki soykırıma uğratıldılar. Amerika kıtasının işgali ve soykırım vahşeti ahlaksızlık üzerine kurulu bir talan sisteminin ilanı oluyordu. Önce talan amaçlı soykırımla başlayan süreç kısa sürede tüm toprakların ele geçirilmesini hedefleyen etnik soykırıma dönüşmüştür. Bu vahşetin hedefindeki halkların trajik öyküsü kapitalizmin halk düşmanlığının en açık örnekleri olarak dünyanın utanç tarihinde yerini almıştır.
Coğrafi keşifler döneminde Amerika kıtasında yer alan Aztek, İnka ve Maya halkları ve Kızılderililer zenginliklerine göz diken İspanya Krallığı tarafından etnik soykırıma uğramışlardır. İspanya işgaline karşı direniş göstermiş olsalar da uzun süre dayanamamışlardır. Maddi çıkar amacındaki Kapitalizm, toplumların saflıklarını kullanarak tuzaklar, komplolar yoluyla soykırım uygulamıştır. Coğrafi keşifler adıyla Amerika ve Afrika’ya yapılan soykırım saldırılarında yüz binlerce insanın katledildiği belirtilmektedir.

1915 yılında Osmanlı devletinin İç İşleri Bakanı Talat Paşa imzasıyla Ermeni siyasetçileri, aydınları, sanatçıları, din adamları vb. önde gelenleri hakkında tutuklanma kararı çıkarılır. Bu karara gerekçe Osmanlı’nın savaş halinde olduğu Rusya’ya yardım edecekleri ve Türklere karşı isyan edecekleri gösterilmiştir. Soykırımın hazırlık aşamasında tehdit olarak gösterilmişlerdir. Sonrasında olanlar ise bilinmektedir. Çıkarılan Tehcir kanunu ile Ermeniler zorunlu olarak göç ettirildiler. Resmi kayıtlarda bulunan uydurma ve yalan rakamların aksine 1 ila 1.5 milyon Ermeni katledilmiştir. Tabi ki Osmanlı devleti de Türk devleti de bu soykırımı inkar etmekte ve kabul etmemektedir.
Ulus-devlet oluşumuna giden Cumhuriyet’in Çin’e kadar Büyük Türk devleti planları bulunmaktadır. Bunu gerçekleştirmek için de Türk ulus-devletine ihtiyaç duymaktaydılar. Küresel hegemon güç olan İngiltere de Osmanlı’yı dar bir alana sıkıştırmayı amaçlamıştır. Her iki planın ortaklaştığı nokta diğer halklara yönelik soykırımın gerçekleştirilmesidir.

İkinci Dünya Savaşı ile belki de tarihin en trajik soykırımlarından birine maruz kalmış olanlar Yahudilerdir. Milyonlarca Yahudi çok farklı yöntemlerle Nazi faşizmi tarafından katledildi. Yahudi soykırımında kullanılan yöntemler tarihsel olarak ender kullanılan (belki de hiç kullanılmayan) yöntemlerdir. Fırınlarda insanların pişirilmesi, bulaşıcı hastalıklar yayarak insan ölümlerine neden olunması, siyanür gazlarıyla zehirlenmeleri gibi vahşet dolu yöntemler kullanıldı. Milyonlarca Yahudi katledildi. Yahudiler ise bu soykırıma karşı sahip oldukları köklü kültüre dayanarak varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır. Varlıklarını sürdürmedeki en önemli manevi unsur, umutlarını ve düşlerini yitirmemiş olmalarıdır. Bununla birlikte çocukların eğitimine verdikleri önem oldukça belirleyici olmuştur. Her şart altında çocuklarına İbraniceyi öğretmeleri, dini duygularını tarih bilinciyle iç içe vermeleri; iradeli, zeki ve bilgili yetişmelerini sağlamaları soykırım karşısında varlık mücadelesinde başarılı çıkmalarını sağlamıştır. Uçak bombardımanı altındayken bir sığınakta çocuklarının eğitimini, daktilo öğrenimine kadar aksatmamaları var olmanın sırrını açıklamaktadır.















