...Tüm bunlar soykırımlardan beter sonuçlar doğuran durumlardır. Dolayısıyla önce kendimizle ve yanlış yaşamla savaşmak zorundayız. Soykırımın farkında olan insan, tüm yaşamını soykırıma karşı durmaya ve mücadele etmeye göre oluşturmazsa soykırımın acınacak kurbanı ya da suç ortağı haline gelir.
‘’…Kültürel soykırım fiziki imhaya göre daha sancılı ve uzun sürece yayılmış bir soykırım türüdür. Yarattığı sonuçlar fiziki soykırımdan daha felaketlidir; bir halk veya herhangi bir topluluk için yaşamda karşılaşabileceği en büyük felaket niteliğindedir. Varlığını, kimliğini, toplum doğasının tüm maddi ve manevi kültürel unsurlarını terk etmeye zorlanmak, uzun sürece yayılmış kitlesel çarmıha gerilmekle özdeştir.” Rêber APO
Rêber APO Kürt halkının maruz kaldığı soykırım saldırıların ender olduklarına dair şunları ifade etmektedir: Yahudiler yaşadıkları soykırım için ‘benzeri olmayan, biricik’ kavramını özenle korurlar. Kürtler için sadece uğradıkları soykırım açısından değil, varlık olmaktan çıkaran diğer tüm uygulamalar nedeniyle ‘biricik halk veya toplumsal varlık’ tabirini kullanmak yerinde olacaktır.
Soykırım tüm halklar üzerinde uzun süreli etkilere neden olmaktadır. Bu Kürt halkı açısından da geçerlidir. Söz konusu Kültürel (Zihinsel) soykırım olunca bu durum daha yoğun ve derinlikli olmaktadır. Soykırımın bütün yöntemleri Kürtler üzerinde uygulanmıştır. Uzun yıllar bu soykırım uygulamaları devam etmiş ve bu uygulamalar belli bir grubun, kesimin zihniyetinin temelini oluşturmuştur. Kürt halkının yokluğunda kendi varlığını görmek bu zihniyeti ifade eder. Kürt halkının maruz kaldığı soykırım sonucu ‘unutma’ hastalığını ortaya çıkarmıştır. Belki de en ciddi tahribat budur. Burada unutmaktan kasıt soykırım gerçekliğini, düşman gerçekliğini unutup ‘celladına sevdalanmak’tır. Anlaşılması zor olan bu durum Kürtlerin soykırımdan etkilendiği dereceyi ifade etmektir. Her ne kadar tarihsel bir lanet olarak günümüze kadar gelen ihanetçilik soykırım gerçekliği ile derinleşmiş ve alenileşmiştir. İhanet eden kişilik ihanetinden utanmamakta veya geri adım atmamaktadır. Bu da düşmanına veya celladına aşık olmayı ifade ediyor. Böylece bu kişilikler kendilerine yabancılaşan, insanlıktan düşen, algıları kapalı ve düşmanları tarafından kullanılmaya müsait köle statüsünde durmaktadır.
Uzun tarihi süreç açısından bakıldığında, ‘unutmak’ kendine yabancılaşmak ve düşmanına benzemek anlamına gelir. Soykırımın bu yönlü hayli sonuç aldığı da bilinmektedir. Bugünkü esas sorun ve tehlike ‘unutmak’ değil ‘farkında olmamak’tır! Katliamlara, hapislere, sürgünlere, işsizliğe, açlığa mahkûm edilen toplumun, tüm bunlara alıştırılarak, olayların birbiriyle bağlantılarını kuramaz, düşünemez ve tepki veremez hale getirilerek; kırıntılarla, vaatlerle, iyi polis-kötü polis oyunlarıyla, beklentili ruh halleriyle, kafa karışıklıklarıyla soykırımın farkında olmaması hedeflenerek soykırım yürütülmektedir.
Kürt ve Kürdistan adına tüm toplumsal değerler hedeftedir. Bunun için Kürt ve Kürdistan adını sahiplenip, ‘himayeci’ rollere soyunmaktan, bireysel haklar aldatmacasını kullanmaya dek her yöntem kullanılmaktadır. Özcesi, soykırım kararı örtülü veya açık tüm boyutlarıyla devrededir. Her uygulama soykırımın bir parçası olarak algılanmalı ve buna göre tutum geliştirilmelidir. Ancak önemle belirtmek gerekir ki Rêber APO’nun belirttiği gibi, yanlış yaşamın tek suçlusu kapitalist modernite ve onun soykırım sistemi değildir.
Özgür akıldan ve doğadan kopmak, çevreye karşı duyarsızlaşmak, kadını egemenlik altına almak, eril zihniyeti sürdürmek, diline-kültürüne yabancılaşmak, sınırsız cinsellik, bilinçsizdoğumlar; soykırım varken normal bir yaşam sürmeye kalkmak, soykırım yapıldığına inanmamak... Tüm bunlar soykırımlardan beter sonuçlar doğuran durumlardır. Dolayısıyla önce kendimizle ve yanlış yaşamla savaşmak zorundayız. Soykırımın farkında olan insan, tüm yaşamını soykırıma karşı durmaya ve mücadele etmeye göre oluşturmazsa soykırımın acınacak kurbanı ya da suç ortağı haline gelir.















