Ulus-devlet oluşumu doğası gereği tahakkümü altına aldığı toplumda homojenleştirmeyi (tekleştirme) hedefler. Tek bir ulusun devleti, tek bir ulus hakimiyeti amaçlanır. Bu da diğer ulusların tasfiyesini gerektirir. Farklı inanç, halklar, toplumlar ya hakim ulus içerisinde eritilir ya ad ortadan kaldırılır.
Türkiye Cumhuriyeti devleti oluşturulurken ulus-devlet olarak inşa edildi. Türkler dışında bulunan halklar ya ulus devlet içerisinde asimilasyon yoluyla eritildi, ya da sistematik olarak fiziki soykırımlara (tarih kaynaklarında milyonları aşan Ermeni-Rum-Kürt’ün katledildiği belgelidir) tabi tutuldu. Yeni kurulan Türk ulus-devleti Kürtleri uzun yıllara yayılan ‘kültürel soykırım kıskacı’na aldı. Yüzyıldan fazladır bu soykırım çok yönlü, farklı şekillerde devam etmekte ve bu soykırımın Kürtler açısından oluşturduğu tahribatlar güncelde de yaşanmaktadır.
Soykırım kavramı
Soykırım kavramı ilk defa 1944 yılında Yahudi soykırımında tüm ailesini yitirmiş olan Raphael Lemkin tarafından yazılan kitapta kullanılmıştır. ‘Genocide’ (Jenosit) kavramı, genos (soy,ırk) cidus (katletme) kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. Maruz kaldıkları soykırım uygulamalarına halklar çeşitli adlar vermişlerdir. Yahudiler ‘Pogrom’, Yunanlılar ‘Holokost’, Ermeniler ‘Büyük Felaket’ demişlerdir.
Raphael Lemkin soykırıma dair şunları belirtiyor: “Soykırım, sadece bir milletin aniden yok edilmesi anlamına gelmiyor. Tabii eğer bir milletin hızlı bir biçimde topyekûn yok edilmesi durumu varsa bu zaten soykırımdır. Ancak soykırım daha çok, yaşamın esasına kasteden çeşitli aksiyonların koordineli bir biçimde ulusal bir gruba uygulanarak, bu grubun yok edilmesinin hedeflenmesi anlamına geliyor. Bu politikanın hedefleri, grubun siyasi ve sosyal örgütlerinin, kültürlerinin, dillerinin, ulusal bilinçlerinin, dinlerinin, ekonomik varlıklarının, güvenliklerinin, sağlıklarının, özgürlüklerinin, insanlık onurunun ve hatta yaşamlarının yok edilmesi anlamına geliyor. Soykırım, bir gruba karşı yapılır, o gruptaki kişinin şahsına karşı olarak değil, o gruba ait olduğu için gerçekleştirilir.
Soykırım iki aşamadan oluşur: Ezilen gruba has özelliklerin ve niteliklerin ortadan kaldırılarak yok edilmesi; ardından ezen güçlünün ulusal niteliklerinin ezilen gruba zorla kabul ettirilmesi. Bu durum yaşamasına müsaade edilen ezilen gruba uygulanır; ya da bu grubun yaşadığı bölge tamamen boşaltılarak, ezen gruba ait kişiler buralara yerleştirilerek kolonileştirme (sömürgeleştirme) başlatılır.”
Lemkin tarafından soykırım sekiz kategoride tarif edilir:
1- Siyasi Soykırım: Bölgedeki sokaklar, caddeler, yerleşim yerleri ilçeler ve illere kadar adlarının değiştirilmesini öngören politikaların uygulanması.
2- Sosyal Soykırım: Özellikle entelektüeller ve grubun aydınları hedeflenir; Çünkü onlar grubun önderleri olarak direnişin fikri örgütçüleridir.
3- Kültürel Soykırım: Yerel halkın dilini okullarda konuşması ve kendi dilinde yayıncılık yapması yasaklanır.
4- Ekonomik Soykırım: Grubun ekonomik gücünü elinden alınca, sadece hayatta kalabilmek için yaşama hedeflenir, böylelikle ulusal grubun kültürel gelişmesi önlenir, düşünme kapasitesi azaltılır ve ulusal problemlerle ilgilenmeleri engellenir.
5- Biyolojik Soykırım: Hedef, grubun nüfusunu azaltmak, doğumları engellemektir; diğer taraftan aileleri yetersiz beslenmeye zorlamak, gıdasız bırakmak da hem doğumların azalmasına yol açar, hem de yetersiz beslenen ailelerden doğan çocukların hayatta kalma şansları ciddi olarak azalır.
6- Fiziki Soykırım: Fiziki güçsüzlüğe yol açmak, hatta grubu ortadan kaldırmak için üç yöntem uygulanır:
a- Beslenme kısıtlanması ile ırkçı ayrımcılık: Örneğin grubun üyelerine hiç et verilmez ve protein kısıtlaması uygulanır.
b- Sağlığın ciddi tehdit altında olması: İlaç vermemek, grubun üyelerini insanlık dışı koşullarda telef olmaları amacıyla bir yerden bir yere nakletmek
c- Sistematik yok etme (öldürme): Gruba ait üyelerin sistematik olarak öldürülmeleri. Entelektüellerin ortadan kaldırılmaları öncelikli uygulamadır; böylelikle direnişin örgütlenmesi kırılacaktır.
7- Dinsel Soykırım: Toplumda etkin olduğuna inanıldığı için dini yasaklama, kiliselerin sistematik tahribatı.
8- Moral (ahlaki) Soykırım: Ulusal bir proje peşinde koşmak yerine, grubu çok daha kolay alanlara çekmek, alkolizme alıştırarak pasifize etmek gibi.
Lemkin’in soykırım tanımlamasından sonra Birleşmiş Milletler 1951’de ‘soykırım’ suçu kararını yürürlüğe koymuştur. BM’nin soykırım tanımlaması dönemin dünyasına göre kendi çıkarlarını esas aldığı için dar tutulmuştur. BM’nin tanımlaması şu şekildedir:
Ulusal, etnik veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla aşağıdaki fiillerden herhangi biri. Soykırım suçunu oluşturur:
a- Gruba mensup olanların öldürülmesi;
b- Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
c- Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığım ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarım kasten değiştirmek;
d- Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbir almak;
e- Gruba mensup çocukları zorla başka bir gruba nakletmek
Bu kararlar çerçevesinde soykırım suçunun uygulandığı gruplar, milli, etnik, dini, ırki gruplar ile istikrarlı ve sabit gruplar, ekonomik ve sosyal gruplar, dilsel gruplar, cinsel gruplar, yaşlılar, bedensel veya zihinsel engelliler kategorileri olarak belirlenmiştir.
BM’nin soykırım tanımlamasında kültürel, ahlaki, ekonomik ve kadın soykırımı yer almamaktadır. Çünkü soykırımın bahsettiğimi bu boyutları bütün devletler tarafından kendi ve diğer halklara karşı günlük politika olarak işlemektedir. Bütün devletler ve iktidarlar kendi maddi çıkarları uğruna toplumun kültür, ahlak ve ekonomik yapısını tahrip etmekte, özünden çıkarmakta ve ortadan kaldırmaktadır. Birleşmiş Milletlerin hukuki boyuttaki tanımı (uluslararası hukuklar dahil) soykırımı engelleyen bir faktör olamamaktadır. Devlet ve iktidar güçleri farklı kılıflar, yöntemler belirleyerek yürütür. Çokça propagandası yapılan bireysel hak ve özgürlükler de buna dahildir. Toplum inkar edilerek bireycilik geliştirilmektedir. Hukuki boyutta bireysel hak ve özgürlükler düzenlenirken toplumsal boyutta buna izin verilmemekte, toplumsal hak ve özgürlükler tanınmamaktadır. Tarihi olarak da incelendiğinde soykırıma karşı toplumsal direniş ve öz savunma dışında herhangi bir faktör engelleyici rolü oynayamamaktadır. Yalnızca toplumlar direnişe geçtiklerinde soykırım uygulamaları yenilgiye uğratılmaktadır.
Önceki Yazı: Asimilasyonun Devamı Olarak Soykırım















