Neolitik toplum devrimini yapmış olan Kürtler tarihsel olarak ve günümüzde Neolitik kültürün etkilerini derinlikli yaşamaktadır. Bundan dolayı devletçi uygarlıkla yapısal olarak çelişki içerisindedir. Etkisinde olduğu Neolitiğe karşı yapılan karşı devrimin etkilerini benimsemesi, özümsemesi doğası gereği beklenemez.
Köy-tarım toplumu olarak Kürtler neredeyse bütün tarihleri boyunca devletin dışında kültürel ve siyasi özerklik kapsamında yaşamışlardır. Osmanlı döneminin sonlarına kadar da bu durum geçerlidir. 19. Yüzyıl başlarında Osmanlı’nın merkezileşme çabası ile birlikte Kürt beylikleri üzerinde vergilerin arttırılması, askere alımların arttırılması ve beylikleri doğrudan kendilerine bağlama çabaları hayata geçirilmiştir. Bunun karşısında Kürtler neredeyse tüm yüzyıl isyanlar içerisinde olmuştur.
Kürtler yaşadıkları fiili ve özerk durumlarını kaybetmeye başlasa da tamamen ortadan kalkmamıştır. Osmanlı’nın son yılları ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu durum geçerlidir. Kürt ve Kürdistan realitesi tanınmakta Kürt ve Türk halklarının birlikteliği her alanda görülmekte ve yaşanmaktadır. Fakat Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte bu durum değişmiştir. Kürtler inkâr ve imha konseptine alınmış, soykırım saldırıları başlamıştır. Ardı ardına büyük katliamlar ile Kürdistan üzerinde bir korku imparatorluğu geliştirilmeye başlanmıştır.
Şêx Said, Zîlan, Dersim katliamları en kanlı eylemler olmuştur. Türkiye’nin gizli Kürt anayasası olarak adlandırılan Şark Islahat Planı kapsamında soykırım devlet içerisinde resmileştirilmiştir. Yine çıkarılan Takrir-i Sükun, İskan, Tunceli kanunları, Türkleştirme genelgeleri gibi yasalar ile soykırım boyutlandırılarak devam etmiştir.
Ulus-devletler halklar nezdinde tek tipleşmeyi, homojenleşmeyi öngördüğü için soykırıma zemin hazırlar. Farklı halklara ve etniklere ait olan kültürü, yaşamı, dili vb. değerleri ortadan kaldırıp sadece bir halka benzeşmeyi dayatır. Eğer benzeşmez ise ortadan kaldırır. Türk ulus-devleti de bunun gerekliliği olan Ermeni soykırımı, Rum soykırımı ve Kürt soykırımını gerçekleştirmiştir. Burada amaç yalnızca Türklere ait bir vatan oluşturmak ve diğer halkları Türkleştirmektir.
Ortaya atılan ise suni bir Türkçülüktür. Tarihi ve dili yapay olarak oluşturulmuş, Türk’e Türk’ün propagandası yapılmıştır. Burada yoğun olarak devlet üzerinde etkili olan Yahudilerin izlerine rastlanır. Armin Hermann Vambery, Avram Galanti, Moiz Kohen, Leon Cahun adlı kişiler Türk devletinin oluşması için ideolojik-pratik öncülük yaparlar. Yapay bir Türk tarihi ortaya atılıp gerçek Türk tarihiymiş gibi sunulur. Amaçlanan Türk milliyetçiliğidir. Milliyetçilik ulus-devletin gereğidir ve karşısında bulunan tüm halklara karşıtlaşmayı gerektirir.
Ortadan kaldırılan Ermeniler ve Rumlardan sonra sıra Kürtlere gelmiştir. Kürtler için her türlü soykırım yönteminin kullanıldığı bir süreç başlar. Yaşamının her anına karşı adeta bir savaş açılır. Dilin yasaklanması, tarihinin çarpıtılması, kültürünün küçük görülmesi, medeniyet(!) dışı olarak gösterilmesi başlıca uygulanan yöntemlerdir. Bunlar dışında Kürtlerin kültürü de çalınmıştır. Kürtçe olan şarkılar, türküler, hikayeler, efsaneler, destanlar, şiirler, müzikler çalınıp Türkçe başta olmak üzere diğer dillere uyarlanmıştır. Bu konuda çok fazla ve derinlikli bir araştırmaya ihtiyaç olup gerçekleştirilen kültür kırımın düzeyini anlamak gereklidir.
Neredeyse tarihte karşılaşılmayan bir yöntem olan inkâr Kürtlere karşı benzeri olmayan bir şekilde kullanılmıştır. Hitler Yahudileri katlederken Yahudi adında bir varlığın olmadığını söylemedi; Amerika yerlileri de katledilirken varlıkları inkar edilmedi. Yüzyıla yakın bir süre boyunca Kürt adında bir halkın olmadığı, Dağ Türkleri olduğu vb. adlandırmalar yapıldı. Bir diğer örnek de Kürtçe’nin hala günümüzde bile ‘bilinmeyen dil’ olarak adlandırılması inkarın en somut ifadesidir. Kürtçe’ye yabancı dil bile denmemektedir.
Birinci Dünya Savaşı sürecinde ve sonrasında Uluslararası anlaşmalar ile Ortadoğu yeniden dizayn edilirken gelişmeler dönemin merkezi hegemon gücü olan İngiltere’nin çıkarları doğrultusunda yaşanmıştır. Kapitalizm, Ortadoğu’yu azami kâr amaçları kapsamında yeniden düzenlemiştir. Dört ulus-devlete paylaştırılan Kürdistan, diğer devletleri kontrol etmek, sınırlandırmak amacıyla kullanılmıştır. Hegemon gücün denetiminden çıkmamaları için Kürdistan ve Kürt halkı diğer devletlere karşı sürekli bir şantaj aracı olarak kullanılacaktır. Maddi çıkarlar uğruna Kürtlerin ve diğer halkların soykırıma uğramalarına göz yumulacak, hatta zemin hazırlanacaktır. Maddi çıkarlara kurban edilen halklar olacaklardır.
Uzun yıllara yayılmış olan ‘kültürel soykırım’ Kürdistan’da bir ölüm sessizliğine neden olmuştur. Kürdistan’da Kürtlük adına olan ne varsa yok olmanın eşiğindeydi. Rêber APO’nun çıkışı ile birlikte PKK hareketi soykırım saldırılarına karşı görkemli bir direnişi başlattı. Kürdistan ölüm uykusundan uyandırıldı. Soykırımcı güçler gelişen direniş karşısında saldırılarından vazgeçmeyip daha fazla yükseltti. PKK’nin gelişiminden sonra daha derin, yaygın, sinsi ve planlı soykırım saldırıları uygulamaya konuldu.















